‘Sivil anayasanın ayak sesi mi bu?
Eskiden beri yazarım, söylerim. Türkiye’de, bütün toplum kesimlerinin, mezhepse mezhep, dinse din, siyasi görüşse siyasi görüş, hepsinin haklarını, özgürlüklerini, ufak tefek rüzgarlarla zayi olmayacak şekilde koruyan, hukukun ve her alanda adaletin tesis edilmesine öncelik veren bir yasal ya da anayasal çerçeveye her zaman ihtiyacımız var.
Bunu söylerken bazı devlet yetkililerinin ikide bir dillendirdiği “Darbe anayasası utancından kurtulmamızın zamanı gelmiş de geçmektedir” mealindeki tekerleme çağrışımı yapan söylemlerini mümkün olduğu kadar uzağımda tutuyorum.
Devlet yetkililerinin, anayasa dahil mevcut mevzuatı uygulamada inisiyatif kullanma şekilleri onların adil bir düzen isteyebileceklerini hiç düşündürmüyor.
Daima kendilerine yontan, sadece kendilerini memnun ve mutlu etmeye matuf bir düzen istiyorlar. ‘Öteki’ne yapılan zulmün adalet olduğunu, ‘biz’i kayırmanın, ‘biz’im tarafımızı tutmanın adalet olduğunu düşünüyorlar.
Mevzuat özgürlük lehine olduğunda mevzuata uymayabiliyorlar.
Mesela, mevcut anayasal düzenin en üst yargı mercii olarak kabul edilen Anayasa Mahkemesi özgürlükler lehine bir karar verdiğinde Anayasa Mahkemesi’ni bir başka yüksek yargı organına ezdirmekte sakınca görmüyorlar.
Hele Yüksek Seçim Kurulu’nu…
YSK’nın seçilmeye ehil gördüğü bir siyasetçi halkın oylarıyla seçildiğinde o siyasetçiyi seçilmemiş sayıyorlar. (Can Atalay örneği.) Bir defa ezberimiz bozulsun, özgürlük lehine verilmiş bir yargı kararını uygula…
Yok, uygulamıyorlar.
Hukukçular ‘tutukluluk istisnadır’ diyor, bu muhterem zevat tutukluluğu ceza olarak kullanıyor.
Darbe anayasası bile olsa, o anayasanın sivil, özgürlük lehine hükümlerine riayet etmeyen bir merciin başka, yeni, darbenin etkisinden arındırılmış bir anayasayı samimiyetle istediğine itimat edilebilir mi?
Bir de kafamız bozuk.
Bir ara yazmıştım bunu. “Bu kafadan sivil anayasa çıkmaz’ demiştim. (26 Nisan 2024 Karar.)
Şöyle sorular sormuştum.
“Hatay halkından YSK’nın gösterdiği usule uygun bir şekilde oy alıp milletvekili seçilmiş bir milletvekilinin, Can Atalay’ın, milletvekilliğini düşüren bir meclis nasıl demokratik ve sivil bir anayasa yapabilecek?” Seçmenin oyunu kaale almayanlarla sivil anayasa yapacağız diyenler aynı adamlar. Bu kafayla sivil anayasa yapılabilir mi? Sen sivil değilsin ki sivil anayasa yapabilesin.”
“Bu zihniyetle ancak Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini arttırmaya ya da yargıdaki zaten delik deşik olmuş bağımsızlık ilkesini tamamen izale etmeye enerji harcayabilirsin.”
Sadece kafamız değil, dilimiz de bozuk.
En büyüğünden en küçüğüne siyasetçilerimiz, televizyonlardaki yorumcularımız ‘Kurtlar Vadisi” jargonuyla konuşuyor.
Hala aynı fikirdeyim, bu kafayla sivil değil, anca yeni bir darbe anayasası yapılabilir.
Fakat dün, Serbestiyet’te arkadaşımız Yıldıray Oğur’un Etyen Mahçuplan’la yaptığı röportajı dinledim.
Mahçupyan siyaseti, toplumu iyi izleyen, olan bitenleri şaşılacak bir soğukkanlılıkla tahlil eden bir yazar.
Kulak verdim.
Mahçupyan, Erdoğan’ın yeniden seçilmesi ya da Kürt sorununun çözümüne anayasal zemin hazırlanması gibi Anayasa yapma gerekçelerini naif buluyor. Şöyle diyor.
“Yeni bir rejim var ve bu rejimin bir şekilde hukuksal olarak mühürlenmesi meselesi var. Eskinin kesin olarak bittiğine, bir daha eskiye dönülmeyeceğine dair bir büyük eşiğin hukuksal bazda da tasdik edilmesi meselesi bu.”
Yeni anayasayı, rejimin ‘kurucu bürokrasisi’nin istediğini söylüyor Mahçupyan.
“Cumhurbaşkanı sistemi bürokrasinin hakim olduğu bir sistem. Herkesin bürokrat haline geldiği, siyasetçinin bile artık siyasetçi olamadığı bir sistem. Bürokrasi eline geçen bu fırsatı kalıcı hale getirmek istiyor.”
Evet, devlet aygıtı bir icraatta bulunuyor. Kararlar alıyor. Mahçupyan’a göre bu kararların hepsi geri dönülebilir kararlar.
“Anayasaya oturtulursa bu kararlar geri dönülemez olacak. Her istediğimizi bürokrasiye yaptırtamayacağımız bir anayasa olacak.”
“Onun için MHP tarafından sunulan ve MHP tarafından da hazırlanmamış olan 100 maddelik bir öneri var. Yani bürokrasinin hazırladığı bir öneri bu.”
Mahçupyan’ın anlattıklarından bir ‘sivil anayasa’ çıkmıyor.
Yani, sipariş edilmiş, bürokrasinin konumunu pekiştiren bir anayasa.
Daha nazik tabirler bulunabilir ama… Benim aklıma ilk gelen ‘yeni bir darbe anayasası.’
Yazıyı tam bitirdim, CHP Kurultayı’na butlan kararı geldi.
‘Perşembenin gelişi’ diye buna diyorlar.
Sivil anayasanın ayak sesi mi bu?
