Büyük gün yarın...

Yarın İngiltere, resmi adıyla Birleşik Krallık ve AB için önemli bir gün. Birleşik Krallık AB’de kalıp kalmayacağını oylayacak. Eğer çoğunluk kalmama yönünde oy kullanırsa, çıkış için müzakerelere başlanacak. Üye devletlerin ve Avrupa Parlamentosu’nun onayı alınacak. Birleşik Krallık ile AB arasında
iki tarafın da çıkarlarını optimum düzeyde koruyan yeni bir ilişki biçimi kurgulanacak. Ama büyük bir olasılıkla ne AB, ne de Birleşik Krallık eskisi gibi olacak.

Kurulduğu günden bu yana sürekli genişleyen AB ilk defa küçülecek, pek çok üyesi için zaten tartışmalı olan cazibesini yitirecek. Avrupa coğrafyası ve yakın çevresi İngiltere’nin çıkış kararından istese de istemese de etkilenecek. Çıkış kaçınılmaz bir dizi siyasi sismik sarsıntı yaratacak. Irkçılık, milliyetçilik ve yabancı düşmanlığı gibi akımlar muhtemeldir ki güçlenecek. Diğer üye ülkelerde de birlikten çıkmak isteyenlerin oranı artacak.

***

İktisadi anlamda sarsıntı yaşanmaması da imkansıza yakın. Pound ve euronun düşmesine, borsaların ciddi kayıplar yaşamasına kesin gözüyle bakılıyor. Ama asıl sarsıntı, Birleşik Krallık içinde yaşanacak. İskoçya ve Kuzey İrlanda, onların ardından da Galler kendi kaderlerini farklı biçimlerde belirlemek için daha ısrarcı olacaklar. AB’yi çıkışıyla küçülten Birleşik Krallık kendisi de ciddi bir küçülme riskiyle karşılaşacak.

İngiltere’nin yaşayacağı sarsıntılardan Türkiye de bir şekilde etkilenecek. İhracattan Kürt sorununun seyrine kadar pek çok konuda Britanya adası bize sorun ve emsal yaratacak. Bu yüzden cuma sabahı itibarıyla Türkiye’de karar verme konumunda olanların, politika üretenlerin Birleşik Krallık vatandaşlarının kullandığı oyun ne anlama geldiğini düşünmeleri gerekiyor.

Bugüne kadar biz Brexit tartışmasına kim ne dedi, Türkiye’yi iddiasını ispatlamakta nasıl kullandı diye baktık. Haksız da sayılmazdık. Evet diyenler ile hayır diyenlerin üstünde birleştiği tek nokta, Türkiye’nin ne kadar “kötü” olduğuydu. Başbakan Cameron önce 1000 yıllık sonra 30 yıllık bir perspektif verdi.

Maliye Bakanı Osborne, yaşamı boyunca Türkiye’nin AB üyesi olmayacağını kararsızlara müjdeledi. Oysa biz İngiltere’yi “dostumuz” bilirdik ve AB üyeliğimizi destekler sanırdık. Kalalım mı, kalmayalım mı tartışması Türkiye’nin AB üyeliği için turnusol işlevi gördü. Gerçek ortaya çıktı.

Yapılan analizler şartlı olsaydı, Türkiye’nin aidiyetine değil, sorunlarına atıfla tüm bunlar söylenseydi, o zaman içimiz daha rahat edebilirdi. Türkiye’nin imajı, insan hakları der geçerdik, sorumluluğu kendimizde arardık.

Ama ne yazık ki İngiltere başka bir şeyi tartıştı, soruna “ırkçı”, “toptancı” bir perspektiften yaklaştı. Aslında bu konuda daha da çok konuşabilirdik ama içinde yaşadığımız sorunların ağırlığı Cameron’un, Osborne’un ve hatta “çıkalım çünkü Türkler geliyor” diyenlerin söylediklerine gereken toplumsal ve siyasal ilgiyi göstermemize engel oldu.

***

Fakat artık bunları aşmamız, oylamanın sonucu kalış da, çıkış da olsa bizim için ne anlam ifade ettiğini tartışmamız gerekiyor. Ben, Birleşik Krallık vatandaşlarının çoğunluğunun sağduyuyla hareket edeceğini ve adanın AB üyesi olarak kalacağını umuyorum. Son günlerde yapılan kamuoyu yoklamaları da açığın kapandığını gösteriyor.

Kararsızların kalalım demesiyle birlikte kopuşun gerçekleşmeme olasılığı güçlü. AB yanlısı İşçi Partisi Milletvekili Jo Cox’un geçtiğimiz hafta seçim bölgesi Bristall’de bir aşırı sağcı tarafından öldürülmesi de kalalım oylarını artırmışa benziyor. Ancak nihai sonuç çok yakında belli olacak, referandumun Birleşik Krallığın kaderini, o kaderin Türkiye’yi nasıl etkileyebileceğini hep birlikte göreceğiz. Ve tabii ki bu konuyu daha çok konuşacağız…

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
1 Yorum