Ama bu da hoş değil ki!
Sivas’ta cenazesi olan bir vatandaş, apartmana bir yazı asmış, yazıyı fotoğraflayıp sosyal medyaya vermişler, yazıda aynen şöyle yazıyor: “TAZİYEMİZ YEMEKSİZDİR. Bizim Acımız Varken Sizin Açlığınızı Düşünemeyiz.. İsterseniz Gelmeyin.”
…..
Günlük hayatın her zaman gündemden farklı bir akışı vardır. İnsanlar günlük hayatında uyur, uyanır, işe gider, yer, içer, çocuğuyla ilgilenir, alışveriş yapar falan. Günlük hayatta insanın karşısına çıkan problemler de bu akışla bağlantılıdır ve gerçek problemlerdir. Bu yüzden problemi yaşayan kişi için çoğu zaman gündemden daha fazla can sıkıcı olabilir. Bu konu da tam bu ayrımda duran bir konu çünkü günlük hayata ait ve gerçekten can sıkıcı bir boyutu var. Zaman zaman bu can sıkıcı boyutu yüzünden gündem de oluyor.
Özelikle doğudaki taziyelerde yemek verme âdeti var. Cenaze sahipleri bir yandan defin işlemleriyle ilgilenirken bir yandan da taziyeye geleceklere ikram edecekleri şeyleri düşünmek zorunda kalıyor. Kayıp yaşamış bir ailenin, en acılı gününde böyle şeyler düşünmek zorunda kalması gerçekten hoş değil. Üstelik bu durum maddî külfet getirmesinden dolayı da problem. Taziyeye gelenlere çıkarılan yemek, ister istemez bir külfet oluşturuyor. Toplumun bir kesimi yapılan ikramları külfet olarak görmese bile maddî imkânları o anda böyle bir maliyeti karşılamaya yetmeyenlerin “El âlem ne der?” diye borç harç, hatta bazen kredi kullanarak bu ikramları finanse ettikleri anlatılıyor. Taziyelerdeki bu rutinlerin dinin gerekliliklerinden sanılma durumunun tuhaflığından söz etmiyorum bile oysa taziyelerde yapılanlar hiçbir şekilde dinî değil, tamamen kültürel. Böyle bakınca başta söz ettiğim yazıyı apartmana asan cenaze sahibi mertçe davranmış diye düşünebilirsiniz ama ben maalesef böyle düşünemedim. Bir yanlışa karşı çıkmak elbet güzeldir ama bir yanlışa yanlış bir üslupla karşı çıkmak güzel midir?
Yanlış bir üslup derken şunu kast ediyorum: “İsterseniz gelmeyin!” diyecek bir üslup kullanmak gerekir miydi yoksa sadece taziyenin yemeksiz olduğunun duyurulması yeterli olur muydu hatta yazılı duyuruya ne gerek vardı? Taziyeye gelenler yemek yemeden baş sağlığı dileyip ayrılabilirlerdi, böylece yemek verilmediği kendiliğinden duyulur, ailenin acısını paylaşmak için değil de yemek için gelecek olanların ayağı da kesilmiş olurdu.
Bir de şundan söz etmek gerekir, taziyelerde ikram yapılması nereden çıktı da olmazsa olmaz oldu? Çıkış noktası aslında çak güzel. Bir evde cenaze olduğunda hısım akraba, komşular, hane halkını yalnız bırakmazlar, baş sağlığı iletmek için hemen ziyaretlere başlarlardı. Kadınlar da evlerinde bir kap yemek, ikramlık bir şeyler hazırlar ve cenaze evine yanlarında götürürlerdi. Böylece cenaze sahibinin işini kolaylaştırmaya çalışır, o acılı hallerinde en azından acıkınca ne yiyeceklerini düşünmemelerini sağlarlardı. Bu hem acıyı paylaşma hem yardımlaşmaydı ama sonra bir şeyler oldu. Kur’an’da “mütrefler” diye geçen, bizim kısaca “kendisine verilen bol nimetler, zenginlik ve refah sebebiyle şımararak azgınlaşanlar” diye Türkçeleştirebileceğimiz tipteki insanlar, gittikleri taziye evlerinde, üstelik sureti haktan görünerek yapılan ikramların azlığını anlatmaya, ikramları küçümsemeye, cenaze sahiplerini sanki yapmaları gerekenleri yapmamış gibi göstermeye kalktılar. İnsanlar aslında bu mütrefleri ciddiye almamalıydı ama öyle olmadı maalesef ve böyle kişileri daha önce bir yerlerde dinleyenler, onları ciddiye alıp, kendi cenazeleri olduğunda ne ikram edeceklerini önceden düşünmeye ve organize etmeye başladılar. Ne yazık ki “El âlem ne der!” kaygısı yaygın olan toplumlarda bu kaygıdan sebep yanlışlar da kolayca benimsenebilir, burada da öyle oldu ve taziye evinde ikram sanki cenaze sahibinin görevlerinden hatta cenazenin şartlarındanmış gibi algılanmaya başladı.
Şimdi daha bir anlamlı oldu mu “Bir yanlışa, yanlış bir üslupla karşı çıkmak güzel midir?” sorusu.
Kısaca; cenaze sahiplerinin acısı önemlidir, acılarının üstüne onları “Ne ikram edeceğiz?” derdine düşürmek ve külfete sokmak doğru değildir, bu yüzden cenaze sahiplerinin yemek vermesi beklenen bir şey olmamalıdır. Cenaze sahiplerine destek olmak için kadınların evden bir şeyler getirmesi ve gerektiğinde onların ikram edilmesi güzel bir gelenekti, bu yeniden canlandırılabilir. Getirilenler zaten yine ziyaretçilere ikram edilecektir. Bu ikramların azlığı, çokluğu, lezzeti falansa asla söz konusu bile edilmemelidir çünkü adı üstünde ikramdır, kimsenin kimseye beğendirme gerekliliği yoktur. Buna rağmen herhangi bir cenazedeki ikramlar hakkında ileri geri konuşanlar olursa hiç sıkılmadan onların ağzının payını vermek gerekir çünkü böyle kişiler şımarmış hatta azgınlaşmış kişilerdir. Böyle kişilerin ağızlarının payı zamanında verilmiş olsaydı belki cenaze sonrasındaki dayanışmalı ikram geleneği bu hale gelmeyecekti bile.
