Yeni Anayasa’yı bu kadar acil yapan ne?

Yeni ve sivil bir Anayasa, darbecilerin yaptığı 1982 Anayasası’na karşı 90’lardan itibaren bütün demokratların büyük heyecan duydukları bir gizli formül, her derdin çaresiydi.

90’lardan itibaren yeni ve sivil bir Anayasa için çok sayıda sivil kampanya yapıldı.

Anayasa, yine 90’lardan itibaren onlarca kez tadil edildi.

Askerlerin elinin değdiği maddeler ayıklandı.

1999’dan itibaren, özellikle 2003 sonrası AB reformları için Anayasa’da çok sayıda ilerici değişiklik yapıldı.

2007’den itibaren yeni Anayasa için sivil girişimler arttı. AK Parti en prestijli Anayasa hukukçularından oluşan bir kurul kurup kendi taslağını hazırlattı.

Askerin yargı ve siyaset üzerindeki vesayetini hedef alan 2010 değişiklikleri hala tartışılıyor.

Sonra 2011’de Meclis’te tüm partilere eşit sayıda sandalyeyle kurulan Anayasa Komisyonu denemesi geldi.

Ve nihayet sistemi kökünden değiştiren, referandumda kılpayı kabul edilen 2017 Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş…

Bakıldığında AK Parti iktidarı açısından Anayasa’da acilen değiştirilmesi gereken, anayasada öyle yazdığı için ülkedeki bir konuyu felç eden bir şey kalmamış gözüküyor.

AYM kararlarının bile uygulanmadığı bir ortamda Anayasa’da değişiklikle herhangi bir meselenin çözülebileceğine muhalefet de artık inanmıyor.

Kimsenin gündeminde o yüzden Anayasa’yı değiştirmek yok.

Belki sadece vatandaşlık tanımını ve anadilde eğitimi yasaklayan maddeleri değiştirmek Kürt siyasetinin bir talebi. Onlar bile çok ısrarcı değiller.

Ama ilginç bir şekilde iktidar gittikçe aciliyeti ve vurgusu artan bir tonda Anayasa değişikliği istiyor.

Bunun için hazırlıklar yapılıyor, taslaklar hazırlanıyor.

En son Cumhurbaşkanı, Kazakistan dönüşü Anayasa değişmeli dedi ısrarlı bir dille:

“Yeni anayasa konusunu her zaman gündemde tutacak ve milletimize verdiğimiz bu sözü mutlaka yerine getireceğiz. Biz, bu konuda hazırlıklarımızı tamamladık ve milletimizin ihtiyaç duyduğu, talep ettiği hususları belirledik.

Sivil siyasetten, çağın gerekliliklerine uygun mevzuat düzenlemelerinden bahsediyorsak bunu gerçekleştirmek için atılacak bütün adımları, yeni anayasa ihtiyacıyla birlikte karşılamayı hedef olarak görürüz.

Millet, inşallah darbe lekesi taşıyan bir anayasadan kurtulup, yeni, kuşatıcı, özgürlükçü ve sivil bir anayasaya kavuşmak istiyor. Siyaset, milletin taleplerine kulak tıkayamaz. Bu hasreti sonlandırmak siyaset kurumunun elindedir ve yapması gereken en önemli konudur.

Yeni anayasa artık bir lüks değil, ihtiyaç, hatta zorunluluktur. Bu konuyu siyaset üstü görüyor ve açık yüreklilikle siyasi partilere çağrı yapıyoruz. Diyoruz ki; gelin her türlü siyasi önyargıyı bir kenara bırakalım. Toplumun her kesiminin “İşte benim anayasam” diyebileceği metni birlikte inşa edelim.”

Bunun bir diskur değil, iktidar mahfillerinde dolaşan bir mesele olduğunun kanıtı ise çok fazla Anayasa’yla işi olmayan Adalet Bakanı’nın da her konuşmasında ısrarla Anayasa değişikliğinden bahsetmesi:

"Beklenti artık zirveye ulaşmıştır. Bu demokratik ayıbı gidermek Türk siyasetinin, Türk milletine olan boynunun borcudur. Mevcut anayasa artık işlevini yitirmiş durumdadır. Devletin inşası, korunması ve milletimizin geleceği açısından ciddi riskler barındırmaktadır.

Yeni bir anayasayla inanıyorum ki hem hukuku hem demokrasiyi hem devleti hem de milleti aynı anda koruyacak üstün bir hukuk mantığına kavuşmamız mümkün olacaktır. Biz bu konuyu her türlü siyasi matematik hesabının üstünde zihnimizde bir reform gündemimizin en üst sıralarında tutmaya devam edeceğiz."

Peki nedir ve neden bu ısrar?

Bundan sonraki kısım bilgi ya da kulis değil, sadece spekülasyon.

İlk akla gelenlerden başlayalım.

Cumhurbaşkanı’nın görev süresi, seçimlere katılmasının önünü açmak için.

Sivil anayasa, darbecilerin gölgesi, milletimize yakışmıyor gibi epeyce demode gelen argümanlar bunun süsü olabilir.

Ama Cumhurbaşkanı’nın yeniden adaylığı için yeterli olan Meclis’in erken seçime gitme sayısı 360, Anayasa yapmak için gerekli sayı olan 400’den daha az ve kolay bir hedef.

Yani Anayasa yapmadan bu hedefe ulaşmak daha pratik.

Bir diğer amaç çözüm süreci olabilir.

Süreç ilerlerse, PKK’nın tasfiyesi sağlanırsa bu sorunun çözümü için Anayasa’da bazı değişiklikler yapılabileceğini iktidar çevreleri de söylemişti.

Muhtemelen sadece bu meselenin çözümü için bir Anayasa değişikliği siyaseten uygun bulunmuyordur ve o değişiklikler daha geniş bir yeni anayasa paketi içinde yapılmak isteniyordur. Buraya Cumhurbaşkanlığı’nın süresi ile ilgili maddeler de girebilir.

Bu da olabilir. Ama bu da riskli. Hem sürecin aciliyeti açısından hem de paketin tamamında uzlaşmaya varmanın zorlukları açısından…

Belki de Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anayasa yapmış bir lider olarak tarihe geçmek istiyordur. İçerikten çok kimin imzasını taşıyacağı kısmıdır heyecan verici olan.

Ama bu da bu sandalye sayılarıyla ve bu kutuplaşmayla zorlanmaya değmeyecek bir hedef.

Sadece iktidarın geleceğe dair bir pozitif gündemi ve Türkiye’nin özellikle Avrupa’ya anlatacağı bir demokratikleşme hedefi olarak bu sivil Anayasa meselesi gündemde tutuluyor bile olabilir.

Ama artan ısrarın ve vurgunun dozu bunun bir kenar süsünden fazlası olduğunu söylüyor.

Sanki bu Anayasa’nın aciliyetinin arkasında daha acil bir siyasi ihtiyaç var.

O zaman spekülasyonu biraz daha büyütelim.

İktidar, seçimlere iki hamleyle gidiyor: İlki, CHP’yi zayıflatmak ve İmamoğlu’nun adaylığını engellemek.

İkincisi, çözüm süreciyle muhalefeti bölmek. İktidara karşı bir daha geniş bir ittifakın kurulmasını engellemek.

Ama ya bu iki taktik de sandıktaki riski gidermiyorsa?

Anketler bu iki hamlenin iktidarın seçim endişelerini gidermediğini gösteriyor.

İran savaşıyla ekonomide sorunların çözümü de ertelendi. Bu ekonomiyle seçimlere gitmek iktidar için intihar olur.

Peki Anayasa değişikliği bu riski nasıl giderebilir?

Erdoğan’ın yeniden adaylığını sağlayan bir Anayasa değişikliği bu riski gidermeye yetmiyor. Sadece yoldaki bir taşı kaldırıyor.

Anayasa değişikliği işte burada bir sorun çözücü olarak görülebilir. Tabii sorunu böyle çözmek konusunda muhalefet ikna edilebilirse…

Formül basit:

Anayasa değişikliğiyle Cumhurbaşkanı seçimi yeniden Meclis’e bırakılır, Başbakanlık sistemi geri gelir, varılan uzlaşmayla Erdoğan bu Meclis tarafından yeniden eski Cumhurbaşkanlarının yetkilerinde ya da biraz daha fazlası olan bir Cumhurbaşkanı olarak yeniden seçilir ve ardından parlamento seçimlerine gidilir.

Yani Cumhurbaşkanı bir dönem daha Cumhurbaşkanlığı karşılığında yetkilerinden taviz verir, eski sistem geri döner.

Bu paketin içine Kürt meselesini çözen değişiklikler eklenerek DEM Parti’nin desteği, parlamenter sisteme dönüşle CHP ve İYİ Parti’nin desteği alınabilir.

Bir sonraki seçimde de eldeki verilere göre içinde AK Parti ve CHP’den birinin olduğu ya da ikisinin olduğu bir koalisyon hükümeti kurulur.

CHP’ye yönelik davalar düşer. Erdoğan, bir dönem daha yola devam eder. PKK ve Kürt meselesi çözülür. Herkesin biraz taviz verdiği, biraz kazandığı yumuşak bir geçişle bu kaotik dönem kapanır.

Yeni bir Anayasa da bunun sembolü olur.

Tabii kimin elinde ne kadar güç olacağı, Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın, Meclis’in gücü pazarlıklarla belirlenir.

Özellikle yıllardır yaşanan sert kutuplaşma, siyasi davalar ve hukuk krizleri düşünüldüğünde böyle bir formüle ahlaki itirazlar yükselecektir.

Ama ahlaki itirazlar ve politik doğruculuk sosyolojik ve siyasi gerçekliği çözmüyor.

Yirmi yılı aşkın süredir toplumun önemli bir kesiminin desteğini alan, hala anketlerde yüzde 45’in üzerinde görünen ve elinde çok büyük bir devlet gücünü tutan bir siyasi aktör ve zayıflatılan bir muhalefet denkleminde herkesin en az hasarla çıkacağı formüller araması doğaldır.

Çünkü soru artık “kim haklı”dan çok, Türkiye’nin daha büyük bir kırılma yaşamadan nasıl bir geçiş yapabileceği.

Üstelik burada tartışılan ihtimal mevcut sistemin daha da sertleşmesi değil; tam tersine siyasi rekabetin normalleştiği daha yumuşak bir denge arayışı.

Türkiye gibi derin kutuplaşmalar yaşamış ülkelerde politik olarak kusurlu görünen bazı formüller, sosyolojik gerçeklik açısından daha uygulanabilir ya da daha az maliyetli olabilir.

Tüm bunlar sadece spekülasyondu.

Acaba iktidarın masasında hiçbirimize gösterilmeyen ve henüz kullanılıp kullanılmayacağına karar verilmemiş olan acil çıkış senaryosu bu mu?

Partiler artası artan diyaloglar, parti değiştirmeler ve gittikçe volyümü yükselen yeni Anayasa için uzlaşma çağrıları bunun ön işaretleri mi?

Anayasa bu yüzden mi çok acil?

Yoksa Türkiye’de en az acil olan şey Anayasa olabilir.

YORUMLAR (2)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.