İran-ABD görüşmelerinin son turu…
İran ile ABD arasında gerçekleşen farklı düzeylerdeki sayısız görüşmelerin ardından dün taraflar bir kez daha buluştu. Bu yazının kaleme alındığı saatler itibarıyla Cenevre’deki görüşmelerin sonuçlandı ancak açıklama yapılmadı. Fakat Umman’da gerçekleşen bir önceki turdan sonra tarafların itidalli tavır takınmasından, umut kırmayan sözler söylemesinden uzlaşmaya varabilecekleri hissediliyordu.
İran nükleer silah geliştirme programından vazgeçebileceğini, UAEA denetimine tıpkı 2015’de razı olduğu JCPOA’daki gibi uymayı taahhüt edeceğini zaten vurgulamıştı. Beklentisi kendisine uygulanan yaptırımların en azından bir kısmının kaldırılması, rejimini devirme çabalarına son verilmesiydi. Amerika da İran’dan İsrail’e tehdit oluşturacak silahlarından ve bölgedeki vekillerinden vazgeçmesini talep ediyordu.
Ayrıca Trump yönetimi işi şansa ve İran liderliğinin, özellikle dini liderliğinin tercihlerine bırakmamak için önemli sayıda savaş ve uçak gemisini bölgeye sevk etmiş, İran’dan gelebilecek bir karşı saldırıya istinaden de üslerinde gerekli gördüğü önlemleri almıştı. İsrail ise olası bir anlaşmayı imkânsız hale getirmek, Amerika’yı rejim değişikliğine zorlamak için elinden geleni hemen her düzeyde yapmıştı.
Umarım siz bu yazıyı okuduğunuz saatlerde tarafların bir şekilde uzlaştığı ya da uzlaşmaya yakın olduğu açıklanmış olur. Trump Yönetimi İran’dan alacağı nükleer zenginleştirmeyi belli bir düzeyde durdurma ve şeffaf olma sözü karşılığında, tabii ki petrol başta olmak üzere ülkenin diğer zenginliklerinden pay da alarak ülkeyi vurmaktan, insanlarına daha fazla acı çektirmekten vazgeçer. Nükleer silahlanmanın önlenmesi için yapılan müzakereler en azından bu mecrada ve bu boyutta kalır.
Uzlaşma olursa kalıcı olur mu doğrusu söylemek zor. Ama İran’a uygulanan yaptırımların hafifletilmesi iki ülkenin ilişkilerinin az da olsa normalleşmesi İran kadar bölgeyi de rahatlatır. Irak ve Suriye’den sonra yeni bir istikrarsızlık alanın doğmasının geçici dahi olsa önüne geçer. Nükleer silahların yayılmasını yavaşlatır. İran’ın normalleşmesini, bir ölçüde rejimin kendi içinde değişmesini hızlandırır.
Unutmayalım ki, bu konuda önemli olan kimin haklı ya da haksız olduğu değil, uzlaşmanın gerçekleşmemesi halinde doğacak kaosun bizi de etkileme potansiyeli bulunduğu. Trump’ın bir önceki döneminde İsrail ve lobisinin baskılarına dayanamayıp 2015 mutabakatından çekilmiş olması ya da Amerika’nın geçmiş yüzyılların emperyalist modelini benimsemesi sonucu ne yazık ki değiştirmiyor.
Ne Rusya ne Çin ne de Avrupa İran’ı fiilen, hatta retorikle korumaya kalkmıyor. Danimarka’dan toprak talep etmesi ve kendilerini dikkate almadan Ukrayna için barış planı yapması yüzünden Amerika’ya kızan Almanya Başbakanı Merz bile Avrupa’nın en büyük, en güçlü ordusunu kuracağız derken, Avrupa Antlaşması’nın 47’inci maddesinden bahsederken İran’dan, İran’ın 2018’de uğradığı haksızlıktan söz etmiyor.
Dahası Merz Münih Güvenlik Konferansında Almanca yaptığı konuşmasında İngilizce parantez açıp Amerika’ya sizinle uzlaşmaya, birlikte çalışmaya hazırız mesajı veriyor. Avrupa müdahale ihtimalinden rahatsızlık duyuyorsa Hürmüz Boğazı’nın kapanma ve petrol fiyatlarının artma olasılığı nedeniyle duyuyor. İran’ın halkına karşı takındığı baskıcı tutum, kültürel dayatmacılığı, baş örtüsü konusundaki uygulamaları ve içinden geçtiği ekonomik krizi yönetmekteki başarısızlığı da dışarıdan bakanların işini kolaylaştırıyor.
Arap dünyasının önemli bir kesimi ise İran’dan farklı biçimlerde risk algılıyor, bazıları İsrail gibi rejimin değişmesini, İran’ın nükleer silahları ve türlü türlü füzeleriyle kendileri açısından tehdit olmaktan çıkmasını istiyor. Çoğu komşusu İran’ın Şii kartını oynamasından, Yemen’de Husilere destek vermesinden, Lübnan’da Hizbullah’ı kullanmasından rahatsız. Gazze savaşının İran teşvikiyle çıktığına inananların sayısı da hiç az sayılmaz.
Kısacası Amerika İran’a kaşının altında gözün var deyip saldırırsa ona üzülen, onu korumak için çaba harcayan pek çıkmaz. Rusya Suriye’de olduğu gibi rejim değişikliğini bekler. Çin de bana kalırsa çok farklı davranmaz. Avrupa da muhtemelen kendini rejimin baskıcı olmasıyla avutur. Ama bölge bir kez daha istikrarsızlaşır, Irak’ın, Suriye’nin ve Gazze’nin yaraları sarılmadan çok olasıdır ki karşımıza yönetilmesi gereken ciddi bir İran sorunu çıkar…
