Avrupa Birliği nedir, ne değildir?

Avrupa Birliği gayet tabii ki Türkiye’nin tek seçeneği değildir. Başka bir ittifak veya küçük işbirliklerinden oluşacak bir ittifak bulunabilir. Bulunabilir evet ama nerede ve nasıl bilmiyoruz. Çünkü bugüne kadar AB’den çokça şikayet edilmesine rağmen bir alternatif zikredilmiş değildir. Avrupa Birliği’nin bir Hıristiyan kulübü olduğu, bizim gibi ülkeleri sömüreceği, merkezi yönetimleri zaafa uğratacağı gibi sayısız itiraz yükselmiş ama ikame edici bir öneri gelmemiştir.

Türkiye için AB ile müzakere halinde olmak demokrasi ve hukuk standartlarını yüksek tutmak için bir referanstır. Beraberinde ekonomi için güçlü bir destek alanı; yani milli gelirin ve refahın -şimdiye kadar bulduğumuz- en garantili yoludur. Ankara’nın Brüksel’le müzakere ediyor olmaktan dolayı bir kaybı da olmamıştır. Her ne kadar Başbakan’ın dediği gibi ilişkiler son dönemde pek keyifli gitmiyor olsa da zararı görülmemiştir.

AVRUPA’NIN SORUMLULUĞUNU NOT EDELİM

Son aylarda giderek yükselen, son günlerde ise zirve yapan anti-AB tavrı hep birlikte izliyoruz. Tekrara hacet yok, bu noktaya gelinmesinde bizatihi Avrupa’nın yaptığı sayısız hatanın etkisi vardır. Birçoğu da bile isteye yapılmıştır… Sadece 15 Temmuz’dan esirgedikleri sempati değil, öteden beri işlerin çok iyi olduğu dönemde bile Türkiye’yi dışlayan yaklaşımları sır değildir. Bugün hak ettiğimiz noktada olmamamızın birinci sebebi kesinlikle Avrupa Birliği liderliği ve bürokrasisidir. Bunu tekrar bir kenara yazalım…

Ne var ki, AB üyeliği veya müzakereci olmak toplamda Avrupa’nın değil bizim ihtiyaç duyduğumuz, daha çok bizim talep ettiğimiz bir statüdür. Bu, elbette her şeye boyun eğmeyi, her zillete rıza göstermeyi gerektirmez.

Adı üzerinde, sürmekte olan şey müzakeredir… Pazarlık, diplomasi, çıkar çatışması, karşılıklı menfaatler vs. İdeal sonuç üyeliktir, olmazsa da güçlü bir müzakere ortağı olabilmek…

ÇIKARLARIMIZA BAKMAYI ÖĞRENELİM

AB tartışmalarında ileri sürülen tezlerden birisi, günü geldiğinde belki üyeliği bizim istemeyeceğimizdir ki bu doğru bir yaklaşımdır. O gün gelecek olursa belki analiz edildiği gibi biz daha fazlasına ihtiyaç duymayacağız. Kimbilir… Ama her şartta o hedefin bir parçası olmaya devam etmek Türkiye’nin çıkarlarına uygundur. Demokrasi, hukuk, refah ve güvenlik için gereklidir.

Bu sadece Türkiye için değil, en güçlüsünden en zayıfına kadar bütün Avrupa ülkeleri için de geçerlidir. Kimi ekonomisinden, kimi güvenlik şemsiyesinden, kimi demokrasiden, kimi hukuktan ama hepsi bir yönüyle bu birlikten istifade etmektedir. Yani, herkes rahat da bir Türkiye ihtiyaç halinde değildir. O halde herkes gibi biz de bu süreci bir fetiş haline getirmek yerine çıkarlarımıza bakmayı öğrenmeliyiz.

HATTA KALMAK BİR PORTFÖY ZENGİNLİĞİ

Müzakere halinde olmak, dünyanın geri kalanı karşısında bilhassa da İslam dünyası, Afrika ve Asya coğrafyalarında Türkiye’nin portföy değeridir. Bunun nasıl bir kıymet arzettiğini müzakere tarihi aldığımız andan itibaren özellikle Ortadoğu ile ticari ve diplomatik ilişkilerimizin gelişme seyrine bakarak anlamak da mümkündür.

Menfaatleri bir çırpıda silip atmak bu yüzden mantıklı değildir.

Nitekim Cumhurbaşkanı da bütün bu gerilime rağmen köprüleri tümden atmamakta ve mülteci restini bile “daha ileri gidilirse…” şartına bağlamaktadır.

Sükunet ve teenni bu yüzden faydalı olacaktır. Biraz sabırlı olmak ve Türkiye’yi Avrupa dışına atmak isteyenlere fırsat vermemek isabet olacaktır.

YORUMLAR (6)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
6 Yorum