Demek tam 63 ay olmuş
Şöyle böyle sekiz yıldır ekonomik kriz içinde olduğumuz malum ve bu müzmin durum artık “normal” sayılıyor. Kriz halinin bu kadar uzun sürmesinin topluma ve piyasalara “normal” gelmeye başlaması da başka bir normal. Ancak, sıradan politikalarla ve biraz sorumlulukla bile sevk ve idare edilen herhangi bir ekonomide kriz en fazla iki yıl sürecekken bizim hikayemizin dört katına ulaşması hiç normal değil. Toplumun canını yakıyor ve ülkenin gururunu kırıyor. Bilanço, “Büyük, güçlü, dinamik ülke” hamasetiyle çelişiyor.
Özetin özeti, bu tablo ekonominin başkanlık sistemi boyunca iyi idare edilmediğini apaçık gösteriyor. Hafızamız zayıf olduğu için, “faiz sebep enflasyon sonuçtur” fikriyle yola çıkıldığını ama böyle bir fikrin bugün de görüldüğü gibi sadece enflasyonu ve faiz yükünü artırdığını unutuyoruz. Hiçbir şey tesadüfen olmadı, dış güçlerin oyunlarıyla hiç olmadı. Tam olarak biz böyle istedik, böyle oldu.
Başlıktaki “63 ay” lafı da Merkez Bankası Başkanı’na ait. Başkan Fatih Karahan, aylık enflasyonun 63 ay sonra ilk kez iki ay üst üste yüzde 1’in altında gerçekleştiğini söyledi. Geçmişin hatalarında O’nun suçu var denemez ama Başkan başarısını anlatmak isterken tam 63 ay boyunca yani beş yıldan fazla süredir ekonomi yönetiminin performansına dair bir fikir de vermiş oldu. Kendisi söylemiyor ama beş yılın önüne bir de 2019 yerel seçimleri öncesinde döviz kuru artmasın da seçim kaybedilmesin diye başlatılan ve sonra 128 milyar Dolar’a ulaşan rezerv eritme/yakma işlemini de eklersek sekiz yıllık süreyi tamamlıyoruz.
Bütün bu kötü yönetimin ve birbirinden berbat kararların neticesinde, parlak fikirlerin işe yaramadığı anlaşılınca 2023 yılının ikinci yarısından itibaren “rasyonel” olmaya karar vermiştik. Merkez Bankası Başkanı 63 ay sonra ilk kez iki ay üst üste aylık enflasyonun yüzde 1’in altına inmesini de dolaylı olarak rasyonel yönetimin başarısı olarak anlatıyor. Türkiye hala krizde olsa da. Hala yüzde 30 olan 2025 enflasyonunu başarı saysa da ve hala ücretlerin büyük kısmı ve emekli maaşlarının çok büyük kısmı yoksulluk ve açlık seviyesinde olsa da… Türkiye hala dünyanın en yüksek faizinin vererek Merkez’in rezervlerini ayakta tutuyor olsa da…
Eklenecek çok “hala” var ama yılların yanlış politikalarının zihinlerde uyandırdığı “keşke”ler ülkenin kaybolan yıllarını düşündürüyor ve bu da bütün “hala”ların ötesine geçiyor. O büyük yanlışlar Türkiye’yi yüzde 30 enflasyondan umut çıkaracak kadar geriletti ne yazık ki…
Şimdi artık, “Bugünümüze de şükür” seviyesine tutunduğumuz için art arda çuvallayan hedeflere ve planlara da bakmaz olduk. Masa üstündeki hiçbir resmi planın isabeti yok, bırakın isabeti gerçekleşmeler orada yazan rakamların yanına bile yaklaşamıyor.
Bu yıla da bir bakalım…
2026’nın resmi hedefi OVP’ye göre yüzde 16, MB’nin anketinde beklenti yüzde 23,23 ama gerçekçi hesaplamalar yüzde 25’in altında bir rakamı imkansız görüyor. Yıl sonunda rakam yüzde 25 olursa bile bu başarı sayılacak. Çünkü enflasyon geçen yıla göre artmamış biraz daha azalmış olacak. Başarı değil de ne! Cumhuriyet’in 100. yılı için yazılan 2023 hedeflerine göre ise yıllık enflasyon yüzde 5 olacaktı.
Gel de “nereden nereye” deme…
Ekonomi konu olunca sadece enflasyon, faiz ve döviz kurunu konuşmak da garip. Ama ne yaparsınız ki teknolojisi, üretimi ve inovasyonuyla küresel rekabetten zaten çekilmiş bir ekonomide başka bahis açmak mümkün değil.
Bizim rasyonelimiz bundan ibaret.
Neredeyse hiç doğrudan yabancı yatırım alamayacak hale gelmiş ve sadece yüksek faizle döviz tutabilen; yani yoklukta rant dağıtan bir ekonominin ne kadar rasyonel olduğunu tartışmanın zamanı da geldi, geçiyor.
