‘Zor dönemden geçen dünya’da Türkiye…
Dünya zor bir dönemden geçiyor, tespiti kolaylıkla kabul edilen bir cümle haline geldi. Gerçek dünyanın dinamikleri farklı olsa da böyle… Üretim, ticaret, teknoloji, bilim ve sanat belki de bütün zamanların zirvesinde gelişiyor. Küreselleşme, toplumları her saat daha da yakınlaştırıyor. İnsanoğlunun yaratıcı zekası parladıkça parlıyor, her gün yeni bir buluş, gelişme ya da ürün/model hayatımıza giriyor. Toplumların daha fazla refaha ulaşmasının önündeki engeller azalıyor. Her türlü teknoloji en azından belli branşlarda rekabet eşitliğini güçlendiriyor.
Yine de dünyanın zor bir dönemden geçtiğinde hemfikiriz. Çünkü, zaten Çin, Rusya, Hindistan gibi ülkelerin ve onlara özenen irili ufaklı bazı devletlerin despotluk ve otokrasiyle zehirlediği gezegen şimdi Trump Amerikası’nın da aktif hale gelmesiyle eli kulağında yaşanmaz bir hal gelmek üzere…
Bunun bir adım ötesi veya bundan daha kötüsü İkinci Dünya Savaşı yıllarıydı. Trump delirdikçe yeni bir dünya savaşı ihtimali de iştahla konuşulur hale geldi. Ülkesinin sahip olduğu gücün farkında olan ve aynı zamanda o gücü kuralsız kullanmayı politika olarak benimseyen Trump’ın, insanlığı böyle bir felaketi getirme ihtimalinin seçeneklerden birisi olmadığını kimse söyleyemiyor. Sadece güç gösterisi için gece yarısı bir ülkenin liderini evinden alan, aynı anda 5-6 ülkeye birden saldırı tehdidi yağdıran bir liderin yapamayacağı şey kalmadığına artık herkes ikna oldu. Dünyanın kaderi O’nun “ahlaki sınırları”na bağlanmış durumda. Hepimiz de Trump’ın ne kadar yüksek ahlaki değerlere sahip olduğunu biliyoruz!
Buna karşı, Avrupa dahil hala aklı başında olan dünyanın stratejisi ise sürekli saate bakıp durmaktan ibaret… Dört yıl ne zaman geçecek ve Trump gidecek. Ondan daha kötüsü gelemeyeceğine göre, dünyanın dişini sıkıp dört yılın bitmesini beklemekten başka çaresi yok…
Peki, biz ne yapıyoruz bu arada?
Türkiye, gayet istikrarlı şekilde önceki Trump döneminde, sonrasında ve şimdi yeni Trump döneminde istifini hiç bozmadan hukuku ve demokrasiyi geriletmeye devam ediyor. Zamanın ruhuna çok erken yakaladık yani.
Ülkenin en önemli siyasi figürlerinden birisi olan İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve birçok muhalefet belediye başkanı hapiste. Birçok muhalif de çeşitli gerekçelerle aynı yerde… Devasa sorunları olan ülkede, çözüme dair fikri ve iddiası olanlara ağzının payını vermeye devam ediyoruz. Ekonomiden eğitime, üretimden depreme karşı hazırlığa kadar bütün alanlar günü kurtarma planları dışında sahipsiz. Nasıl olsa dünya zor dönemden geçiyor diye, yapanın yanına kar kalıyor diye, kimse kimseye laf söyleyemez diye; biz de kendi zorluklarımızı artırdıkça artıyoruz. Siyasi rekabeti denklemden çıkarıp, muhalefeti ve muhalif sesleri silkelemek gibi yerli-milli bir yolda koştura koştura ilerliyoruz.
Türkiye sanayide, teknolojide ve dijital rekabette gelişemiyor…
Eğitimde, akademide dünyanın en kötü ülkeleri arasında…
İş kazalarında dünya lideri…
Ekonomik kriz sekiz senedir devam ediyor…
Paramız en değersiz paralar arasında, faiz/enflasyon en yüksekler liginde…
Yakın bir vadede deprem olabilir, buna dair bile hazırlığı yok…
Saymakla bitmez büyük problemler canlı kanlı ortada duruyor. Ne kadar “en kötüler listesi” varsa, sektirmeden hepsinde kafaya oynuyoruz.
Bütün bu problemlerin çözümü için öneri ve plan yok, olana da siyaset imkanı yok.
Hal böyleyken dünyanın hangi dönemden geçtiği de umurumuzda değil. Türkiye zaten senelerdir kendi halkına, kendi zor dönem hikayesini anlatarak en değerli zamanlarını heba ediyor. Bir daha geri gelmeyecek zamanlarını…
