Back To Top
Burjuvazi

Burjuvazi

 - Son Güncelleme: 22.08.2019 Perşembe 12:29
- A +

Bundan seneler öncesiydi... İstanbul’un -sonradan bir terör saldırısına da sahne olacak olan- ünlü bir gece kulübünün önüne tek kapılı bir Porsche yanaşmıştı. Porsche’nin kapısı açıldığında aracın sahibinin inmesi beklenirken, şoför mahallinden makam şoförü indi. Aracın sahibi arka koltukta bir makam arabası havasında oturuyordu. Şoförü kendisine, sağ ön koltuğu öne eğerek kapıyı açıp, yol vermişti.

Parası olan herkes o arabayı satın alabilir ama spor arabada makam şoförü olmayacağını bilmek… O arabaya sahip olmakla, onunla bulunulacak ortamların genel kültürü, görgü ve adabı muaşeret kurallarını bilmek… İşte o, para ile satın alınamaz. Parayı kazanmak başka, onu hazmetmek ve harcamak başkadır.

Yazımıza böyle bir örnekle başladık. Zira Türkiye’de özellikle 1980’lerden sonra ama devlet eliyle ama kendi imkanlarıyla zenginleşen geniş bir zümre oldu. Hiç kuşkusuz Türkiye’nin tek zenginleri bu son kırk yılın, Özal sonrasının zenginleri değiller. Ancak etrafa para saçmada, bunun reklamını yapmada, magazinsel haberlere konu olmada bu son kırk yılın, özellikle son yirmi yılın, yeni zenginlerinin yeri bir başka.

Ancak değinmek istediğimiz nokta şu ki, zengin olmak ile günümüz sokak Türkçesinde hatta basında aynı anlamda kullanılan burjuva kavramı aynı değildir.

Burjuvazi, Fransızca’dan dilimize geçmiş bir kelimedir. Bourg kökeninden türer. Kale burçları anlamındandır. Eski orta çağda şehirliler şehri saran kale surlarının içerisinden otururlardı. Yani kale’de burg’da oturanlar kentli, surların dışındakiler ise köylüler ve serflerdi. Bundan ötürüdür ki Türkçe’de burjuva yerine kentsoylu kelimesi önerilmiştir.

Peki burjuvazinin tarihte ve bugün yaşadığımız toplumdaki yeri, anlamı nedir? Bu kavramın kaynağı olan Avrupa tarihine bakarsak özellikle ticaretle zenginleşmeye başlamış, coğrafi keşiflere ön ayak olmuş, özellikle matbaanın icadından sonra kendini entelektüel ve politik anlamda da geliştirmiş olan orta sınıftır. Zaten bu gelişimi ve zenginleşmesi sayesinde Fransız, Amerikan ve İngiliz devrimlerinin de önünü açmıştır.

Yine bugün batı ülkelerinin ekonomik gücünün altında yatan o müthiş sermaye birikimi de burjuvazinin batıya armağanıdır, kendi uhdesinde kalmak şartı ile…

Aynı şekilde laiklik de yukarıda bahsettiğimiz devrimlerin ve burjuva kültürünün bir sonucudur. Bunun da altında hem finansal gücü kilise ve onun ruhban sınıfı ile paylaşmamak; hem de kilisenin tutuculuğunun aydınlanmanın önünde engel olması yatar.

Bugün baktığımızda Avrupa ve Amerika medeniyetleri, aslında büyük ölçüde burjuva kültürünün ve medeniyetinin sonucudur. Karl Marx, Das Kapital’de burjuvazi için “tarihin en devrimci sınıfıdır, iktidara geldiği her yerde tüm feodal, aristokratik düzenleri yıkıp geçmiştir” diye yazar. Burada hiç kuşkusuz bu sınıfın elinde çok geniş bir özel mülkiyet bulunması ve bunu diğer sınıflarla paylaşmak istememesi de yatar.

Ülkemize gelirsek… Osmanlı’da ticaret büyük ölçüde gayrimüslimlerin elindeydi. Hatta yeniçeri ve üst bürokrasi olan kapıkulu sınıfına ticaret yasaktı bile. Bu, işin finansal kısmı. Aynı şekilde matbaa da bize geç geldi, geldiğinde de batıdaki etkisi ve yaygın kullanımı vuku bulmadı.

Osmanlı’daki 19.yy Mora, Girit ve Balkan isyanlarının bir nedeni de bu gayrimüslim tüccar tebaanın giderek burjuvalaşması ve ulus bilincini Avrupa’ya paralel olarak Müslüman tebaadan önce elde etmesidir.

Durum böyle olunca bizde özellikle Tanzimat’tan sonra devlet eliyle bir burjuva sınıfı yaratma hevesine girişildi. Ama halen bir imparatorluk olduğumuz için bu çok da mümkün olmadı. Zenginleşme ve sermaye birikimi çok sağlanamasa da tercüme odasından çıktığı söylenen bir aydın zümre oluştu. Ve bizce hiç de yabana atılamayacak bir Türk aydınlanması başladı.

Tanzimat ile başlayan, Islahat Fermanı ve Meşrutiyetle giderek hızlanıp radikalleşen ve Cumhuriyet ile taçlanan bir aydınlanma süreci. Tabii ki buna olmazsa olmaz laikliği de ekleyelim.

Ancak bu yüz elli yıllık serüvende bir arıza da oluştu, ki yazının başında verdiğimiz örnek de bunun sonucu. Ülkemizde Avrupa’daki gibi kendi bileğinin hakkı ile gelişmiş, devrimini yapıp ülkesini kurmuş bir burjuva sınıfı oluşamadı. Bizce önce devlet kendi üst bürokrasisini kurdu, ardından da özellikle Cumhuriyet ile beraber devletin, merkezi bürokrasinin zengin ettiği aileler, zümreler meydana geldi.

Dolayısı ile bizde toplumsal değişimler ya batının zorlaması ve baskısı sayesinde ya da darbelerle meydana geldi. O anlamda Türkiye ne bir burjuva devrimi ne de bir burjuva evrimi yaşayamadı.

Devlet eliyle zengin edilmiş ailelerin bazıları bu varlıklarını nesilden nesile aktarabildiler ve belli bir kentsoylu kültürü edindiler. Ancak nasıl gelirse öyle gider misali, çeşitli dönemlerin zenginleri o dönemler geçtikten sonra o zenginliklerini muhafaza edemediler. Bu da hem sermaye hem de kültür birikimini akamete uğrattı. Son bir-iki yıldır sıkça duyduğumuz Türkiye’yi terk eden zenginler furyasına bir de o gözle bakınız.

Elindeki parasal ya da siyasal güçle etrafına, hayata, insanlara saldırmış olan iş adamı, siyasetçi modeli bu eksikliğin sonucudur. Çevre, doğa, doğal kaynak yağması bu birikimsizliğin ürünüdür.

Ama artık çağ değişiyor. Teknoloji, internet ve buna benzer yeniliklerle insanlar her türlü gelişme ve haberden bilgi sahibi oluyor. Akraba kayırmacılığından yolsuzluğa, aile içi şiddetten trafik magandalığına, doğa katliamına kadar, faili kim olursa olsun, insanlar haksızlığa, yanlışa tepkisini gösteriyor.

Bu anlamda sosyal medya muazzam bir araca dönüşmüş durumda.

Bu yeni çağ ülkemizi de kapsayacak ve toplumumuzdaki olumsuzlukların önce ortaya çıkmasına sonra da törpülenmesine katkı sağlayacaktır.

Burjuvazisini tam anlamı ile oluşturamamış Türkiye, o alandaki eksiğini bilgi çağının imkanları ile kapatacağa benziyor. Ben bu anlamda ülkemizin geleceği açısından iyimserim.

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 22 Ağustos 2019 23:24
Tebrikler
ramazan gün... 22 Ağustos 2019 19:19
(12)böyle olabilir mi?. benim düşüncem olsun başka biri olsun, sebeple netice arasındaki MESAFEYİ açmak, bunu düşünmek mümkün olabilir mi?. tabiata baktığımızda TABİ OLARAK sebep netice münasebetinde bir bitişiklik görüyor olmamız, insan söz konusu olduğunda aynı biçimde düşünmemizi şartlıyor mu?. hayvanda fiilin sebebi neticeye ilişik, hatta içiçe; öncelik ve sonralık yok gibi. ama insan ve insan toplumu?. bence batı, islamdan aldıklarını akıl ve kültür analizi ile değil, mukavim veya teslim, el yordamı ile yürüyen beşeri ilişkiler üzerinden aldı; belki şimdi bizde öyle yapıyoruzdur!.
ramazan gün... 22 Ağustos 2019 19:04
(11)haçlılar 'gerçek islam' ile ancak kovulurken karşılaştılar. Selahattin'in temsil ettiği ruhla temas ettiklerinde, temas noktaları 'savaş şartları' idi. ve selahattinin o dönem çatışmak zorunda kaldığı 'müslüman'larla kudüslü haçlı torunları arasında neredeyse bir fark yoktu; aynı boktan nefsani, insiyaki MUHARRİK KUVVE üzerine biri külah diğeri sarık takmış tipler; adam kudüs için birlik kurmaya çalışıyor, selçuklu artığı oğullar baba malı paylaşımı için selahaddine birbirlerini şikayete geliyor!.
KARAR OKURUMehmet atay 12 Eylül 2019 11:29
0
Ne diyorsun anlamadım ? Türklük kudurttu seni galiba
ramazan gün... 22 Ağustos 2019 18:56
(10)son derece meşakkatli bir aristokrasinin hemen yanına, aristokrasinin pratik getirisi ile aynı imkanlara sahip bir burjuva kültürünü neden tesis etmesin; varsın 'söylem üstünlüğü' hala onda olsun.. bu anlayış, toynbenin bahsettiği 'boşluğa' tam olarak oturuyor gibi geliyor bana; günü geldiğinde imkanı da devralabilirdi. hele şu 'sanatın ve yaşayışın şahsiliği' zamanları olarak baroktan, 'birbirini tekrar eden ve makine fikrine yol verecek olan rönesansa' bir geçilsindi.. galiba içinde bulunduğumuz bu 'belayı'da başımıza biz açtık:)
ramazan gün... 22 Ağustos 2019 18:45
(9)hiç 'alamancı' akrabanız var mı?. uzamasın, ne kadar 'yabancı' değil mi?. ama o sana bişi verir sen ona; wafıl filan öğretir dimi.. 3 kuşak; bu adamlar dedelerinin dahil veya kıyısında bulunduğu aristokrasi kültürüne yabancılar, ama ticarete ve açık yaklaşıma yatkınlar. muteberiyet için gerekli olan oldukça meşakkatli olan soy-kan, kilise vb imkanlar onlara ne verecek ki; bir yaşam imkanı mı?. ama zaten GELDİĞİ YERDE tacir olarak veya bu kültürün dolayımında bulunarak buna sahip olabiliyor ve BUNUN YOLUNU biliyordu.. öyleyse?
ramazan gün... 22 Ağustos 2019 18:40
(8)artık parası olan adam muteber adamdı; ilim adamlarını bir koleksiyon unsuru gibi himaye eden zenginler zamanı. (belki medicilere ilhamı bu vermiştir) kudüs, 100 sene, 3 kuşak diyebilir miyiz?. baba, bu adamlar 3 kuşakta çoktan zihni ve kültürel olarak dönüşmşlerdir. tacir olanı var, yöneticileri bile yönetilenler üzerinden dönüşmüştür. kilisenin vaazı, şövalyeliğin biçimi bile değişmiştir, değişti; tapınak şövalyeleri!. bu değişiyorsa, ANLAYIŞ haydi haydi.. ve bu adamların çocukları yurtlrına döndüler..
ramazan gün... 22 Ağustos 2019 18:34
(7)islam toplumu da, tıpkı batı toplumu gibi dervişane yaşam kültürü ile harman idi; batıdan farkı YANINA bir MEDENİYET FİKRİ olarak İLERLEME anlayışını koymuştu. tacirdi, açık ve açılmaya hem ticareten hem siyaseten açıktı. yani orada da parası olan adam muteber adam değildi. (belki yine zamanın ruhu demeliyiz) ancak haçlılar geldiğinde, sürükleyici dinamiğinden kopmuş fakat şeklini muhafaza eden, ivmelenen bir coğrafya ile karşılaştılar. dervişane yaşam kültürü yerini büyük ticaret erbabları elinde yaşayan ŞEHİRLERE bırakmıştı.
ramazan gün... 22 Ağustos 2019 18:22
(6) acaba daha öncesinde bir kaç yüzyıl, ondan önce roma döneminde değişime sebep olamayan ticaret şimdi neden değişime yol açıyordu?. burda bir başka yola dönüyorum.. haçlı seferleri!. bir batılının dediği üzere 'batı haçlı seferlerinden ÇOK ŞEY almıştır'; bizim MAĞRİBİLER de buna atlar ama ne almıştır?. haçlı seferleri, batının İSLAMDAN değil, islamın -şimdiki boktan zamanlarına benzeyen- döküntülerinden almıştır alacağını; ADAM KUDÜSE GİREBİLİYORSA, MEDENİYET OLARAK BİTİKSİN DEMEKTİR!. ne almıştır?
ramazan gün... 22 Ağustos 2019 18:18
(5)burjuvanın yani tüccarın zaman içinde gelişerek aristokrasiye alternatif değil ama yanına ikame bir unsur haline dönüştüğünü söylüyor; işte buna katıldım ve bayıldım. ama, şu soruyu davet etti; daha öncesinde de böyle benzeri imkanlar mevcut iken neden o zaman değil de şimdi?. yani 'venedik taciri' borçlandırdığı aristokratla aynı imkanlara neden sahip olamıyordu?. parasız kalan lordlardan bahseder etyen; diğer lord belki -ticari açıdan- karşılıksız denecek biçimde ona imkan, para devrederdi.. etyen, dönüşümü ticarete bağlıyor..
ramazan gün... 22 Ağustos 2019 18:09
(4)sınıf, bir emek bölünmesi olmadığı kadar neredeyse bir yemek bölünmesi bile değildi; insan topluluğunun konu olduğu her yerde beliren tabi bir yöneten-yönetilen bölünmesinin batıda oturduğu dengenin ifadesi idi; eğer yazı tura atıyorsan madeni paranın iki yüzü 'çelişiktir', lakin madeni paranın kendi neden çelişik kabul ediliyor, anlamak zor; bu parada değil, yazı tura atan zihinde bir çelişkidir.. sonra devam ediyor etyen, 'batı tipi klasik okuma' ile; ticaret imkanlarının artması, şehirleşme vb sebepleri sıralıyor.. itirazım yok ama!.
ramazan gün... 22 Ağustos 2019 18:01
(3)aristokrat sınıf PARAYLA İLGİLİ DEĞİLDİR, demektedir. toprak, bir retim imkanı olmaktan ziyade yine bir aristokrat dayanak noktasıdır. özellikle rönesans öncesi ve sonrasında da devam eden barok ve dervişane yaşam kültürü, isadan doğmuş bir paradigma ile tüm batı gibi, aristokrasiyi de etkileyen temel saikti. PARASI OLAN ADAM MUTEBER ADAM DEĞİLDİ. muteberiyetin KRİTERLERİ farklı idi. dahası, lord, serflerinden biraz ileride biraz yüksekçe ve muhkem bir binada ve biraz daha fazla kaliteli ve bol yiyecek ve giyecek imkanı ile temeyyüz ediyordu; daha fazla değil!.
ramazan gün... 22 Ağustos 2019 17:49
(2)oysa, toynbe bir vesile ile, 'aydınlanmayı kiliseye mukavemetin doğurduğuna dair genel kanı hatalıdır, kilise ve feodal yapı göçeli çok olmuştu ve bir boşluk mevcuttu, bu boşluktan sembol olarak royal sosyeti farklı bir yoldan belirdi' demekteydi. konu şu ki, tarihi determinizm, her determinizm gibi, 'zihin tembelliği' yapmakta ve NETİCEYİ SEBEBİN HEMEN ARDINA MÜTESELSİL HALDE İLİŞTİRMEYE pek meyyaldir. etyen, kitabının birinde aristokrasiyi -bence- son derece takdire şayan biçimde ele almaktadır; hepsi onun fikri değildir ama..
ramazan gün... 22 Ağustos 2019 17:46
(1)taraftar veya karşı olanı ile beraber.. modern batıyı burjuva üzerinden okumaya doğrudan bir itirazım yok.. lakin, şöyle dememe müsade edilsin o halde; fransız ihtilali, nedir bunu 'büyük' yapan?. 'burjuva devrimi' olması; bu konuda makul gelen açıklama -hala- budur; parası olan adam muteber adamdır; bunun hükme geldiği, kendini gerçekleştirdiği andır belli ki, marks haklı idi.. ama haksızdır da. şöyle ki, feodal düzen 'çelişkilerinden' zorunlu olarak doğurmuştur burjuvayı. şunu yapmıştır; bir fikir gerçekleştikten sonra geçmişi düzenlemiştir
KARAR OKURU 22 Ağustos 2019 13:00
Bu kadar güzel bir yazıya, hiç yorum yapılmaması çok ilginç. Biraz ortalama üstü bir yazı olmuş galiba. Teşekkür ederim harika yazınız için.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN