Paris bombası ve milli ıslık

Ünlü Amerikalı siyahî aktivist Malcolm X, halkının Amerika’da uğradığı zulmü, çektiği çileyi “yüzyıllardır beyaz adam savaştı, biz öldük” diye özetlemişti.

Paris’te, Beyrut’ta, Ankara’da bombalar patlarken, suçsuz günahsız insanlar ölüp yaralanırken, Malcolm X’in bu cümlesi akla geliyor.

Patlamaların ardında kimlerin olduğu, bunu niçin yaptığına dair çok şey yazıldı. Makul şüpheli –ki saldırıyı da üstlendi zaten- DEAŞ olarak da tabir edilen IŞID örgütü. Bunun dışında çeşitli ülkelerin, istihbarat örgütlerinin rekabetinden, Saddam’ın eski taraftarlarının Dünya’dan intikam aldıkları iddiasına kadar birçok teori ortaya atıldı. Ülkemizin en güzide komplo teorisi özneleri olan İsrail ve petrol lobileri de iddialardan nasibini aldı. Oların siyasi yönünün aslında zayıf olduğunu, bu saldırıların göçmen ve mültecilerin kültürel nefretine, bir tür nihilizme bağlayan görüşler de mevcut.

Saldırıları kim, hangi amaçla yaparsa yapsın, olan hep günahsız insanlara oluyor. Bu noktada sadece ölü sayısına bakmamak lazım. Yaralıların hikayesi daha az hüzünlü olmuyor bu tarz durumlarda; kör olan, sakat kalan, kolunu bacağını kaybeden. Ailesinden herkes ölüp de tek başına sağ kalanlar. Yaşamanın ölmekten zor olduğu durumlar yok değil hayatta. Malcolm X’in sözündeki gibi, başkaların savaşında, o savaşla ilgisi olmayanlar ölüyor.

Bu yazıda açıkçası komplo teorileri kanıtlamaya ya da çürütmeye uğraşmayacağım. Bu tarz iddiaların tutarlılığı, hangisinin doğru olduğu hiç bir zaman ortaya çıkmayabilir. Ama dikkate alınması gereken ve hepimizi düşündürmesi gereken noktalar var.

Bence bunların başında, Paris saldırganlarının bazılarının Paris’te doğmuş olması geliyor. Paris kültürü ile büyümüş, batı medeniyetini yakından tanımış insanların daha sonra o medeniyete bu kadar düşman olmalarının sorgulanması gerekir. Batı’nın doğu kültürlerine ve islama karşı dışlayıcı ve küçük gören bir tavrı olduğunu biliyoruz. Batı’da bazı kesimlerin islam karşıtlığı artık kültürel bir sorun olmaktan çıkıp, Dünya’da barışı tehdit eder bir hale geldi. DAEŞ örgütüne Avrupa ülkelerden çok sayıda katılım olduğunu bu noktada hatırlayalım.

İlginç olan ise Suriye’den ve ortadoğunun başka yerlerinden gerek can güvenliği gerekse maddi sıkıntılar yüzünden insanların batıya göç etmeye çalışırken, batıda doğmuş büyümüş olanların ise ortadoğu’ya gelerek DAEŞ’e katılmaları. Batıdaki genç müslümanlar doğuya gidip terör örgütlerine katılırken, doğudakiler batıya gidip yaşamak istiyor. Derince araştırılması gereken bir durum.

Fransa özelinde bakarsak, bu ülkede hatırı sayılır miktarda müslümanın -çoğu Fransa’nın eski kolonilerinden- yaşadığını biliyoruz. Ve bu insanların Fransa’da son derece haşin bir ırk ayrımcılığına maruz bırakıldıklarını da. Charlie Hebdo saldırısının da Fransa’da olması, buna mukabil Almanya ve İngiltere gibi Avrupa’nın diğer devlerinde bu derece terör saldırılarının olmaması dikkate şayan.

Islıklama olayı

Malumunuz, hafta içinde Yunanistan ile oynanan dostluk maçında Paris saldırılarında ölenler için saygı duruşu yapılırken, tribünlerden ıslık ve yuhalama sesleri yükseldi. Taraftarla bununla da kalmadı ve saygı duruşu sırasında tekbir de getirdiler.

Bu durumda medyada çok yankılandı. Dünya basını bu olayı gündeme taşıdı ve Türkiye’de DAEŞ’e destek veren kitleler bulunduğunu dile getirdiler. Yerli basın ise durumu “Dünya’ya rezil olduk” şeklinde yorumladı.

Açıkçası ben ne ıslıklama eylemini destekliyorum ne de bunu rezil olmak olarak görüyorum. Türkiye’de son zamanlarda giderek artan batı karşıtlığının, Avrupa ve Amerika tarafından yıllardır Türkiye’ başta olmak üzere tüm müslüman dünyaya karşı yapılmakta olan çifte standardın insanlardaki etkisi olarak görüyorum. Yıllardır Türkiye’de terör onbinlerce can alırken, Türkiye’deki terör örgütlerin batı ülkeleri tarafından gizlice bazen de alenen desteklenmesi, Irak, Afganistan işgalleri ve daha nice benzer olay insanlarda “biraz da onların canı yansın” psikolojisi oluşturdu.

Yirmi sene önce Avrupa’nın ortasında sırpların Hitler’in yahudilere yaptığının aynısını müslümanlara yapması, toplama kampları kurmasını Avrupa sadece seyretmişti. Srebrenica katliamında şehri müslümanların silahlarını topladıktan sonra sırplara teslim edenler hollandalı barış gücü askerleri idi.

Ünlü sosyal paylaşım istesi Facebook’un, Paris saldırılarından sonra isteyen kullanıcılarına profillerine fransız bayrağı ekleme imkanı sunarken, Ankara başta olmak üzere ortadoğu coğrafyasındaki bir çok terör saldırısında bu imkanı sunmaması yıllanmış barı çifte standardının tipik bi örneği. Ya da islam coğrafyasında bir terör saldırısı olduğunda sadece bir haber olarak geçiştirilirken, Paris saldırısını TV’lerin yayınlarını durdurarak günlerce haber yapması.

Tamamen rastlantı, bu satırlar kaleme alınırken, 2016 seçimlerinde ABD başkan adayı dolar milyarderi Donald Trump, seçilirse ülkedeki bütün müslümanlar için bir tür kayıt tutacağını söyledi. Fişlemenin kibarcası… Sanki bir suç ülkesi olan ABD’de olan bitenin sorumlusu müslümanlarmış gibi. Cehalet ve popülizm korkunç bir karışım.

Tüm bunlar Samuel Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” tezinin -maalesef- haklı çıkmaya başladığını gösteriyor. Zaten Fransa cumhurbaşkanı Hollande da Paris saldırıları için “Bu bir savaştır” demişti. Aynı cümleyi ABD başkanı Bush 11 Eylül saldırılarının olduğu günün akşamı söylemişti. Adı konulmamış bir üçüncü dünya savaşı içerisindeyiz gibi.

Umarım itidal ve aklı selim zamanla galip gelir ve bu çılgınlıkların önüne geçilir.

Ve bir de, eminim diyeceksiniz ki “İslam Dünya’sının hiç mi günahı yok?” Onu da bir sonraki yazımda irdeleyeceğim.

(Twitter: @M_Morgil)

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.