Back To Top
Eski bayram özlemine dair

Eski bayram özlemine dair

 - Son Güncelleme: 01.06.2019 Cumartesi 10:02
- A +

Birkaç gün sonra Ramazan/Fıtr Bayramı… Dilerim hepimizin bayramı ağız tadıyla geçer. Fakat özellikle yaşı kemale ermiş insanlarımız her yeni bayramı biraz daha kekremsi bir duyguyla idrak eder ve bu duygu/ruh hâliyle “Nerede o eski bayramlar?” diyerek iç çeker. Geçmiş zamanlardaki bayramların özlemle anılması acaba nedendir? Kanımca bu derin özlemin temel sebeplerinden biri, hayat yorgunluğuyla ilgilidir. Yaş kemale erdikçe insan hem bedenen hem zihnen hayli yıprandığını ve yorulduğunu hisseder. Yorgunluk hissi arttıkça lezzetler azalır, güzel tatlar kekremsileşir. Çünkü artık dil, damak epridiğinden, meyveler ve sebzeler yüzde yüz organik de olsa artık eskisi kadar lezzetli değildir. Durum böyle olunca sadece eski bayramlar değil, eskiye ait hemen her yaşanmışlık özlenir. Malum, yaş ilerledikçe beden de pörsümekte ve yavaş yavaş ölmektedir. Dakik bir saat gibi işleyen bu biyolojik süreç ister istemez zamanı geriye döndürme arzusunu tetiklemekte ve fakat böyle bir şey mümkün olmadığından, “nerede eski bayramlar” diyerek iç çekilmektedir.  

***

Eski bayramlara derin özlem duyulmasında insanın olgunluk ve yaşlılık çağlarında zamanın daha hızlı akıp geçtiği algısı da etkilidir. Zaman çocukluk ve gençlik yıllarında sanki uzadıkça uzar; adeta zaman içinde zaman doğar. Bunun sebebi, yaşanan her tecrübenin tıpkı bir sürpriz gibi heyecan verici ve yeni olması, dış dünyadaki hemen her şeyin algı kadrajına ilk defa girmesinden dolayı zihnin harıl harıl çalışıp sürekli kodlama yapmasıdır. Fakat yaş ilerledikçe hayat tekrarlanmaya, bazen de dejavular yaşanmaya başlar. Dış çevredeki hemen her şey defalarca algı tekrarına konu olduğu için, zihinsel faaliyet yavaşlar ve bununla ters orantılı olarak zaman çok hızlı akan bir şeymiş gibi algılanmaya başlar. Olgunluk çağlarında sizi sürekli meşgul edecek uzun soluklu bir işiniz veya anlamlı bir projeniz yoksa hayat hemen her yönüyle bayatlar. Hele de gündelik yaşam konforunu alt üst edecek türden müzmin hastalıklarla cebelleşmek gibi bir durum söz konusuysa, insan bir taraftan hayata havlu atar, bir taraftan da sürekli olarak mazide yaşamaya başlar. Yani zihin ister istemez sık sık zaman tüneline girip çıkar. Böyle bir durumda insan algıda seçici davranarak şimdiki zamanı her yönüyle kötü olarak algılarken geçmiş zamanı hemen her yönüyle iyi olarak hatırlar. “Nerde o eski bayramlar?” nostaljisi de işte bu hâlet-i ruhiye içinde ortaya çıkar.  

İnsan alışkanlıklarıyla yaşayan bir varlıktır. Alışkanlıkların pek çoğu hayatın erken çağlarında kazanılır. Yaş kemale erdiğinde hayat tarzı bir bakıma muhafazakârlaşır; çünkü hız, heyecan ve merak azalır. Ayrıca şimdiki zamanda yeni bir şey olarak ortaya çıkan veya hızlı değişime/dönüşüme konu olan şeylerden de genellikle rahatsızlık duyulur. Yeniye ve yeniliğe karşı mesafeli duruşta toplumun sabitlenmiş geleneğe endeksli hâkim din tasavvuru da etkili olur. Bütün bunların yanı sıra ilerlemiş yaşın getirdiği bedensel ve zihinsel kısıtlılıklar ortaya çıktığında, insan şimdiki duruma intibakta zorlanır ve ister istemez eski alışkanlıklarıyla baş başa kalır. Bu durum onu “şimdiki zaman”ın yaşam tarzına ve alışkanlıklarına hayli yabancılaştırır. “Nerde o eski bayramlar?” nostaljisini canlandıran bir faktör de işte bu yabancılaşmadır.  

***

Gözlemlediğim kadarıyla eski bayram özlemi daha ziyade büyük şehirlerde yaşayan insanlarda ortaya çıkan bir duygu hâlidir. Aslında bu hâl genel hayat memnuniyetsizliğinin bayram vesilesiyle dışa vurumundan ibarettir. Çünkü büyük şehirlerde gündelik yaşam hep bir koşuşturma, hemen her şeyi ucu ucuna yetiştirme ve sürekli bir telaş hâli demektir. Bu hâl daimi bir yorgunluk üretir. Daimi yorgunluk da beraberinde hayat memnuniyetsizliğini getirir. Hele de çocuklar yuvadan uçup kendi medar-ı maişetlerinin peşinde uzak diyarlarda yaşamaya başlamış, bu arada anne-baba koca şehirde bir apartman dairesine sıkışmış ve ıpıssız halde kalmışsa, şimdiki bayramın hep birlikte yaşanan eski bayramlar gibi olması mümkün değildir. Bu yüzden, akraba ve konu komşu hukukunun hâlen dahi az çok canlı olduğu taşrada bayram her zaman daha güzeldir; dede veya baba ocağında çoluk çocuk, torun torba bir araya geldiği takdirde, insan ne kadar yaşlanmış ve hayattan yıpranmış olursa olsun, şimdiki bayramlar da eski bayramların tadında yaşanabilir.  

Aslında bayram hâlâ eski bayramdır. Ramazan ve bayramda herhangi bir değişme olmadığına göre hayat tarzımız ve yaşam algımız değişmiş olmalıdır. “Nerde o eski bayramlar?” nostaljisiyle şimdiki bayramların tatsız tuzsuz olduğuna hükmetmek yerine hayat tarzımızda sakatlık ve çarpıklık olup olmadığını gözden geçirmemiz lazımdır. Modern şehir insanı belki de en çok insani ilişkilerden yüksünmesi ve hayatı son derece bencilce yaşamak istemesiyle maruftur. Bu insan tipi sağlık, iş, kazanç, konfor gibi şeyler yerinde olduğu zaman yakın akrabaları da dâhil herkesten köşe bucak kaçarak yaşamayı arzular. Bu yüzden de akraba, konu komşu hukukuna pek aldırmaz; hatta yakın çevresinden bir hastalık veya ölüm haberi alsa, bunu sanki bir skandal gibi algılar. Fakat günün birinde kendi başına kötü bir hâl gelince gözleri etrafta insan arar. Kanımca, “Nerde o eski bayramlar?” diye iç çekenlerin önemli bir kısmı da işte bu tip insanların arasından çıkar.    

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 03 Haziran 2019 17:42
23:17, eğer konu senin anladığın gibi olsaydı, Allah sadece hüküm kor, ilke vaz etmezdi. ADİL OLUN, diye bir ilke varsa, bu, zamanınızda adaleti sağlayıcı hükmü uygulayın, velev ki Kitap'ın lafzına uymasa da, manasına gelir; tıpkı Hz. Ömer'in anladığı gibi. Örneğin, Kitap, kadına gram miras payı verilmediği devirde, yarım hisse ile devrim yapmıştır ancak bugünkü hayat şartları içerisinde kadına yarım hisse verilmesi adil değildir.
Sivâsi 03 Haziran 2019 14:30
Çoğu şey kekremsi geliyor artık bana.Dünya hayatının bir oyun ve bir eğlence olduğundan mıdır acaba hocam? Veya Efedimizin yolda rastladığı bir hayvan ölüsünü dünyaya benzetmesi...gibi
Muhtefi. . 02 Haziran 2019 14:24
Eski Bayramlarda Safiyet ve Samimiyet gözleniyordu .bi de İstanbul Temiz idi Menekşe sahilinde Denize giriyorduk. O kalitede Denizi şimdi Saroz körfezinde Buluyoruz. :))..şimdi daha fazla konusan kravatli ,Prof, siyasetçii vb var ama gunden, güne Bosanma oranları, Cinayetler, Terorizm,Kavgalar vb bayir aşağı gidiyoruz. Hiç te hayra alamet değil. Insanoglu kendine HİÇ ACIMIYOR. Onun için Ummul Kitap Nefslerine zülm Ettiler biz de çeşitli hava, deniz, Toprak vb Afetler ile HELAK ETTIK der.! .Allaha muhafaza etsin.
Hüseyin YILMAZ. 01 Haziran 2019 20:36
Çok şahane soyo psikolojik bir tahlil olmuş. Akıcı üslup da cabası. Nostalji galiba kişinin geçmişe duyduğu özlemden çok, o dönemdeki gençliğiniz, zindeliğiniz, özlemleriniz, hayalleriniz, aşklarınız vb. Yoksa geçmişteki hayatın özlenilecek çok fazla bir yanı da olmasa gerek. Ayrıca bu güzel yazı, üniversite yıllarında gördüğümüz "Yaşlılar Psikolojisi" dersinin de bir özeti olmuş. Teşekkürler Mustafa Hocam.
Allah razı olsun.Düşünüp taşınılmış çok boyutlu bir yazı.
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 11:11
O kadar da değil Mustafa Bey. Zaman kötü bir şekilde değişti. İnsanlar mahallelerde yaşıyordu. Anadolu İslam'ı tabir edilen siyasetten uzak, biraz ümmi ama saf bir din anlayışı yaygındı. Biz çocukluğumuzda, yani 50 yıl önce, bayramlarda hiç tanımadığımız evleri dolaşıp el öper, şeker harçlık toplardık. Şimdi ben torunumu apartmanın önüne bırakamam.
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 00:59
Sizi çok seviyorum. Allah bugünümüzde ve akıbetimizde hepimize iyilik, güzellik bahşetsin dilerim. Bayramınız mübarek olsun hocam..
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 00:24
Sayin Ozturk, her insan kendi yasadigi kendi kesfettigi duygularin en dogru yaklasim oldugunu zanneder. Tipki tarihselcilerin, kendi algiladiklari bilgilerle Kuran hukumlerini zamana gore yorumlayan, ancak Allah in Kitabini anlayan toplumlar icin zaman ustu yapabilmesinin Allah a kolay olacagini idrak edemedikleri gibi..
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 01:36
1
Allah'ın kitabını anlayan toplumlar için zaman üstüyapabilmesinin Allah'a kolay olacağını idrak edememek ve tarihselcilik.... Beyin yakan bir tespit olmuş(!!!!)
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 03:14
4
Kendinizi fazla zorlamissiniz..keşke yapmasaydiniz...
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 07:26
1
Kurani kendi yasadigi zamanlarda, yeniden yorumlamayi dusunenlere az bile beyni yakmak...
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 08:41
1
Allah'a zor olan hiç bir şey olamaz. Zorluk insan içindir. İnsana zor gelen şeylerden biri de alışkanlıklarının terkidir. Hocam da demiş ya : “İnsan alışkanlıklarıyla yaşayan bir varlıktır.” Allah bunu hesaba katar. Birincil muhatabının anlayacağı dille ve onun hayatının içinden konuşur, uzaydan değil. Bu dinin TEVHİD İTİKADI zaman üstüdür, tartışılamaz. Muameleta ve cezalandırmaya ilişkin kısmı (Medeni Hukuk-Ceza Hukuku) ise TARİHSELDİR ve zaten çoğu onaylanmış cahiliye uygulamasıdır; yedinci yüzyılın Ortadoğu örfünün ürünüdür.
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 10:44
0
Kuran da hz.musa kissasindaki buzaga orneginde, ne muamelat ne de hukuki bir konu varken; "bu ornek buraya uygun olmamis" baglaminda yorum yapmak, Kuran i anlayamamaktir.
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 18:55
0
Buzaga kissasini uygun gormeyenler lutfen Hac suresi 70 i okusunlar.
KARAR OKURU 01 Haziran 2019 23:17
1
Hüküm koyma yetkisinin Allah'a ait olduğunu ve dilediği zaman peygamberi ile bunu değiştirebileceğini inanmak tevhidin içindedir. Kendinin degistirmedigi hükümleri o tarihte kalmış olarak görmek bir yanılgı değilse Allah'ın elinden hüküm yetkisini gasbetmek anlamına gelir.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN