Back To Top
Yetim iyilikler

Yetim iyilikler

 - Son Güncelleme: 27.04.2019 Cumartesi 09:09
- A +

Tıp ve eczacılık dilinde “yetim hastalıklar” (orphan diseases) ve “yetim ilaçlar” (orphan drugs) gibi ilginç tabirler vardır. Yetim hastalık tabiri lateral skleroz (ALS), kistik fibrozis (KF) gibi çok nadir görülen hastalıkları, yetim ilaç tabiri ise tedavi edilmesi amaçlanmakla birlikte çok nadir hastalıklar olmalarından dolayı ürünün araştırma ve geliştirilmesine yatırılan sermayeyi amorti etmelerine izin vermeyeceği için normal pazarlama koşullarında sponsorların geliştirme konusunda isteksiz oldukları ilaçlar için kullanılır. Bu iki tabirden mülhem olarak, reklam ve pazarlama imkânı yaratmamasından dolayı birçok dindar insanın dahi gönülsüz şekilde yaptığı iyilikler için de “yetim iyilikler” tabirini kullanmak mümkündür. Özellikle gösterişçi dindarlık ve gösterişçi dindarlar açısından bakıldığında yetim iyilikler, kişinin harcadığı maddi veya manevi sermayeyi amorti değeri bile taşımaz. Çünkü bu tür iyilikler reklam ve pazarlamaya elverişli olmaz.

Kur’an “gösterişçi dindarlık” ve “yetim iyilik” konusunda çok çarpıcı mesajlar içerir. Özellikle Mâûn suresi tam da bu konuyla ilgilidir. Müfessirlerin çoğunluğunca esas alınan daha sağlam bilgiye göre erken Mekke döneminde bir bütün hâlinde inen, bunun yanı sıra ilk üç ayetinin Mekke döneminde, münafıklarla ilgili olduğu zannına binaen “fe-veylün li’l-musallîn” (Yazıklar olsun, sözde dindarlara!) ayetinden sonraki kısmının Medine döneminde indiği de ileri sürülen bu surenin ilk ayetlerinde hesap gününü yalan saymak, yetimi itip kakmak ve fakir fukarayı doyurmaya hiç yanaşmamak gibi dinî-ahlâkî sorunlardan söz edilir. Müteakip ayetlerde ise gösterişçi dindarlık çok çarpıcı bir dille zemmedilir. Ancak dört ve beşinci ayetlerde geçen “musallîn” ve “salât” kelimeleri nüzul ortamındaki aslî manasıyla bilindik “musallî” (namaz kılan) ve “salât”a (namaz) karşılık gelmemekte, genel çerçevede dindarlık ve dinî ayine/ritüele işaret etmektedir. Nitekim müşriklerin Kâbe çevresinde ıslık çalmak ve el çırpmak gibi ritülleri Enfâl 8/35. ayette “salât” diye ifade edilir. Dolayısıyla bu tür ayinler icra eden kimse(ler) de “musallî/musallîn” diye isimlendirilir. Birçok ayette “salât” kelimesinin “ikâme” fiiliyle birlikte “ikâme-i salât” diye zikredilmesi, genelde bedenî ibadetlerdeki özelde bizim bugün namaz diye isimlendirdiğimiz ibadetteki çarpıklıkların ortadan kaldırılması, yani öncelikle şirk unsurlarından arındırılması ve ibadetin sırf Allah’a karşı şükran/minnet duygusuyla ifa edilmesi gerektiğine işaret eder.

Esasen Mekkeli müşrikler de kendilerini dindar olarak gören kimselerdir. Nitekim birçok kaynakta, bazı müşriklerin “Muhammed eski köye yeni âdet getirdi” düşüncesinden hareketle onu Allah’a şikayet etmek için Kabe’nin örtüsüne sarılıp yana yakıla niyazda bulundukları belirtilir. Bu açıdan bakıldığında, “fe-veylün li’l-musallîn” ifadesindeki kınama, kendilerini dindar gören müşriklere yöneliktir. Bu zümre ibadet (salât) denilen şeyin gerçek anlam ve amacına karşı son derece duyarsız bir tavır sergilerken gösterişçi dindarlık konusunda çok hevesli ve isteklidir. Hâl böyle olunca, reklam ve pazarlama imkânı yaratmayan iyilikler (mâûn) onlar nezdinde zarar ziyan gibi telakki edilir. Surenin son ayetinde geçen “mâûn” kelimesi  insanların gündelik hayatta birbirlerinden ödünç alıp verdikleri kap kacak gibi basit eşyalar anlamına gelir. Dolayısıyla mâûn “yetim iyilikler” diye de anlaşılabilir. Kabul etmek gerekir ki gösterişçi dindarlık biz müslümanlar için de çok ciddi bir problemdir. Bu ahlâkî problemin Ramazan gibi manevi arınmaya vesile olacak bir iklimde daha fazla tezahür etmesi, yani manevi arınma ikliminin mükellef iftar sofraları ve debdebeli iftar programlarıyla bir nevi festivale dönüştürülerek basbayağı riyaya kurban edilmesi, biraz da köylülük ve görgüsüzlükten kaynaklanan acı bir gerçeğimizdir. Bakara 2/264. ayetteki, “Ey iman edenler! Allah’a ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malından harcamada (infak) bulunan kimse gibi, siz de bağış ve yardımlarınızı başa kakmak ve insanların gönüllerini yaralamak suretiyle boşa çıkarmayın” ifadesi bu konuyla ilgili ahlâkî/insânî yaramıza adeta tuz basar gibidir.

Genellikle erdemlilik ve dindarlığın manevi getiri açısından “büyük/iri ameller” işleyerek elde edileceği düşünülür. Ancak bu gerçekte hem gösterişçi dindarlık kokan hem de köşe dönmeciliği çağrıştıran sakat bir düşünce biçimidir. Gerçek manada dindarlığın “sağ elin verdiğini sol elin görmesin” sözünde ifadesini bulan “yetim iyilikler”le kıvam kazanan ve aynı zamanda Allah’a ibadet ile insanlara şefkat, merhamet ve ihsan duygusunu birlikte yaşatan bir tecrübe olması gerekir. Bunun böyle olduğunu anlamak için gerçek dindarlığa dair mükemmel bir tarif içeren Bakara 2/177. ayeti tekrar tekrar okumak gerekir. Zira Allah’a, ahiret gününe, meleklere, vahye, peygamberlere iman ile fakir fukaraya ihsanda bulunmak, namaz ve zekat ile ahde vefa gösterip sıkıntı ve zorluklar karşısında sabra sarılmak, bu ayette “birr” (gerçek iyilik ve dindarlık) olarak tarif edilir. Kısacası, asıl dindarlık iyilikler ve güzellikleri bencilce duygularla ve Allah’a ibadet adı altında kendimize özgülemeye çalışmak değil, başka insanların da iyilik ve güzellikten fazlasıyla nasiplenmesini istemek ve bunun için de mahlukata şefkatle muamele etmeyi en temel ahlâkî vazife bilmektir. Bu yüzdendir ki Fahreddîn er-Râzî onlarca ayetin tefsirinde gerçek dindarlığı, “Allah’ın emrine tazim, O’nun yarattığı varlıklara şefkat” (et-ta’zîmü li emrillâh ve’ş-şefekatü alâ halkillâh) diye formüle etmiştir. Vallâhu a’lem...

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Sivâsi 25 Mayıs 2019 05:16
Razî doğru demiş
Muhtefi. . 28 Nisan 2019 12:28
Güzel bir yazı. Tebrikler. Elbette doğru yetim iyilikler Cok sırıtıyor buram,buram Kibir, Riya, Çıkarcilik vb Goruntu arz ediyor. Sonra bir Solcu sosyolojik tespitlerde haklı oluyor. Olmaktadır. Oysa saf, temiz olarak Yardım edilen incinmeden ve ona balık tutmayi öğretecek yondemler olmalı .! Kimse başkasının eline muhtac edilmemeli mümkün olduğu kadar. Kendi emeği onuru ile hur fikir ve Ozgur irade sahibi amaclanmali. Acizane.
KARAR OKURU 28 Nisan 2019 02:09
haris el-muhasibi misin mubarek..
KARAR OKURU 27 Nisan 2019 23:59
Aslına bakarsanız tam da şimdiki Müslümanım diyenlerin hâlidir bu.. Yapmacık dindarlar satılan ve satın alınan bir din turetti (üzülerek söylüyorum)şimdiki çocuklar ve gençler gelenekçi bağnaz din söylemleri ile tatmin olmuyor uygulamalarını da saçma buluyor.İkna olamayan gençlik ya ateist ya deis yada agnostik takılıyor.Din eğitimi bir iki tanım ve rivayetten öte geçemiyor.Yeni yöntemler geliştirilmeli Gençlerle aynı dili konuşmayi ve anlaşmayı öğrenmeli aksi halde müslüman yapayım derken kendi ellerimizle inançsız bir nesil yetiştireceğiz.
Zafer Kıran 27 Nisan 2019 23:52
Köylülk yerine kasabalılık dense daha uygun olmaz mı sayın hcm
KARAR OKURU 27 Nisan 2019 20:57
Hocam kitabın ortasından konuştunuz
KARAR OKURU 27 Nisan 2019 14:05
Hocamın gönlüne sağlık, çığır açıcı bir yazı, fakat alıcılıramız farklı frekanslara ayarlı olduğu için gereken etkiyi bizim topluma gösteremez.
Hüseyin alnur 27 Nisan 2019 12:25
Yorumcular gücenmesin. şakşakcı gibi hareket edilmemeli. Nefsimizi terbiyeye devam vesselam...
Melike 27 Nisan 2019 12:12
Son paragrafta yer alan 'dini kendi görüşüne özgülemek yerine başka insanların da iyiliğini istemek' vurgusu çok önemli. Ben maalesef çoğu müslümanın sesli dua ederken sadece "Allah'ım Ümmet-i Muhammed'e yardım et!" dediğini duyuyorum. Eyvallah tabi ki böyle dua edilir ancak önceliğimiz tüm insanlığın iyiliği olmalı.
Muhtefi. . 28 Nisan 2019 12:45
0
Ümmet ı Muhammad Bütün insanlığın kapsar acizane eger İslam =Tevhid Dinindeysek. !..Ümmeti İcabet ve Ümmeti Davettir insanlık.! Bütün Peygamberlerı kabul ederiz ve son Peygamber kıyamete kadar Hakkin Habibi Sevgili Peygamberimizdir. Bütün insanlığı Rahmettir. Istisnasiz..!!...Fakat insan orterse,örtüyor ( kendi biliyorum zanniyla! ) Rahmeti kendisi bilir. Acizane. !
Melike 28 Nisan 2019 16:28
0
Eleştiriniz için çok teşekkür ederim. Yalnız Ümmet-i Muhammed kavramı duaların bağlamı kıstas alındığında sadece Müslümanlar için kullanılıyor. -istisnalar tabi ki vardır- İnşallah dediğiniz gibi bir anlam genişlemesine uğrar , o da ancak kendimizden olmayana da merhamet duyduğumuz zaman husûle gelir.
Muhtefi. .. 28 Nisan 2019 18:17
0
Eleştirmek değil..Bakış Açımızı daha da Büyütmek :))..Alemlere Rahmet olarak gelmistir Sevgili Peygamberimiz...adam duasında cimri ise bizim suçumuz yok.:)) Insanliga Merhametimiz (saf,içten, samimi) ne kadar büyük ise Kainatın Sahibi bize lutufda Aşağı kalmaz. .! Mumin Ahlaki budur.....İrfan, Hikmet sahibi olup Kalbi ile Dusunenlerden duyduk. Acizane. .
suat sarı 27 Nisan 2019 12:11
Eyvallah hocam, akleden kalbimiz gıdalandı. El-ALİM olan ALLAH ilminizi zekatlandısın inşeallah.
KARAR OKURU 27 Nisan 2019 11:02
Iyiki varsınız, Allah emeğinizi yağlı etsin. Çok güzel bir örnekleme olmuş
KARAR OKURU 27 Nisan 2019 09:45
Sen yaraya tuzsun hocam. Rabbim seni Yetim bir iyilik olarak göndermiş. Bu anlamda hep yetim kalasın...
KARAR OKURU 27 Nisan 2019 09:18
Maun suresini, bildiğimiz ezberi bozarak ve gösterişçi dindarların taşlamasından korkmayarak, bu yazıda anlatıldığı içeri ile cesurca anlatan Yaşar Öztürk'e Allah'tan rahmet diliyorum.
HACI MURAT 27 Nisan 2019 06:24
"Bir ameli insanlar görsün diye yapmak şirktir,insanlar görecek diye ameli terk etmek ise riyadır.İhlas bu iki halden de kurtulup orta yolu bulmaktır" mealinde bir söz okumuştum.İyiliğin gizli yapılması efdaldir.Ama açıktan da yapılabilir."Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rableri katında mükâfatları vardır."(Bakara,274)Allah’ın emrine tazim, yaratıklarına şefkat önemli bir ilke.Dindarların gizli ve açık iyilikleri olmasa dünya da,ülkemiz de yaşanmaz hale gelirdi.
KARAR OKURU 27 Nisan 2019 15:20
1
(1) HACI MURAT'ın cevabını bağlarken seçtiği kavramda titiz davrandığını umuyorum. İfadelerinden "dindar"ı Müslümana özgülemediğini anlıyor ve doğru buluyorum. Bu vesile ile, nice dinsizin de, dünyanın bir çok yerindeki zulümleri aktif olarak protesto ettiğini, hatta bu yolda canını verdiğini, yardım kampanyalarına katıldığını, sınır tanımadan tıbbi yardımlarda bulunduğunu, iklim eylemleri gibi, daha üst düzeyde ahlaki duyarlıklar gösterdiğini, hepimiz gibi, Hacı da biliyor olmalı.
KARAR OKURU 27 Nisan 2019 15:17
1
(2) Bu “dinsiz” insanların, hemcinslerine dünyayı yaşanır kılmak için gösterdikleri “şefkat”in, dindarların ki gibi hesabi (Cennet amaçlı) olmaması da, kayda değer, tabii ki.
Aborjin 27 Nisan 2019 01:17
Dinî olanla ahlâkî olan ayrıldığı, erdemlilik ve dindarlık çok farklı kavramlar olarak kaldığı müddetçe insanlar dindar olmak için ahlaka ihtiyaç duymayacaklar. Maalesef böyle bir ayrımı ne kadar erdemli de olsa Allah'a ve ahiret gününe inanmayanların İslam dinindeki durumunu araştırarak görebilirsiniz.
ali 27 Nisan 2019 01:15
Hocam cok guzel ve onemli bir yazi. Helal olsun. Ama diger taraftan, simdi bu yaziyi okuduktan sonra insan kendine sunu soyluyor, keske TV de orada burada, onca teknik mesele, ayrinti konusulacagina bu yazdiginiz daha onde, oncelikli ve asil planda olsa idi. Genel olarak ilahiyatcilar veya musluman camia acisindan soyluyorum.
Eyetek 27 Nisan 2019 00:10
Yetim iyilikler güzel bir tanım Teşekkür ederim. Yetim iyilikler kaldı mı ki dünyada diye de sorayım. Getirisi olmayan hiçbir yardıma koşmayan kurumsal -iyilik dernekleri- için ne düşünürsünüz ey akıl ve izan sahibi okurlar?
Sayın Öztürk, tanımlamalarınız MaşAllah çok etkileyici. Yararlandım teşekkürler....
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN