Edebiyatta ısrar

Döne dolana sözü edebiyata getiriyoruz. Edebiyata çıkmayan ve edebiyattan yol aramayan her meselenin geçici olduğunu ve insan ve toplum araştırmasını karşılayamayacağını biliyoruz. Bir tartışmaya, bir konuya seviye katan da değer veren de edebiyatla kurabildiği ilişkidir. Alman arabalarını Goethe ve felsefe olmadan anlayamazsınız mesela. Çünkü edebiyat hayal gücü kadar bilgi üretme ve iş yapma yönteminin kaynağıdır. Edebiyat dilden kaynayıp gelir ve insan ancak dille mümkündür. Kabul ediyorum artık edebiyat çoklukla kastettiğimiz manada anlaşılmıyor çokça bizim toplumumuzda ve dünyada. Ancak meseleler çetrefilleşip de kritik eşiğe varınca dönüp edebiyata bakılıyor. Edebiyat bir toplumun var olma iştiyakının en kristalize olduğu yerdir. Asır asır toplumlar ya orada ışırlar ya da karanlığa gömülürler. Mesela bizim ikiyüz yıldır süren değişim ve yön bulma maceramızı takip edebilmemiz için mutlak surette edebiyatımıza bakmamız gerekir. İnişimiz ve çıkışımız oradadır. 

Bugün de öyle, toplumsal varlığımızın akış yönünü gösterdiği kadar onun ruhunu, içeriğini de gösterir edebiyat. Yalnız bir farkla, hiçbir devirde böyle bir karmaşa, iç içelik, yan yanalık görülmedi belki edebiyatımızda. Nicelik niteliği bu kadar yakından tehdit etmedi. Popüler kültür esasın yerine geçmeye yeltenmedi. Çoğunluğa ve çeşitliliğe itiraz edilemez. Bir gösterge olarak önemlidir çeşitlilik. Ne var ki nitelik yönünden değil de nicelik yönünden yani niceliğin türevleri olan bir çeşitlilik baş gösterince orada durup düşünmek gerekir. Hayatın her alanında olduğu gibi kültür dünyası da bir takım iç dengeler üzerine oturur. Bu dengeler sanat ve düşünce disiplinlerini doğal bir şekilde takip eder, kollar, taşkınlıkları, köpürmeleri, sapmaları nazikçe düzene koyar. Mimari açıdan düzgün bir şehrin yöneticileri ile caddeleri, sokakları, meydanları, renkleri arasında kaçınılmaz bir uyum vardır. Bir kere denge kayınca yapılar bozulur, renkler sokar, meydanlar işgal edilir. Bizde nicedir denge kaybı var. Sendeleyişler ondan. 

Dönüp dolanıp ısrarla edebiyatı vurgulamamız, ona çıkmamız sanılmasın ki kitaplardan, kitapçılardan, yazar ve okuyuculardan oluşmuş bir şekle bağlanmaktır. Hayır edebiyat bizim hayata, zamana, insana çıktığımız yerdir. Onun sanat olarak yükselmesi dilin, varlığın, toplumun ve insanın yükselmesidir. Şiddet ve kötülük zamanlarında, baskı ve güdüme dayalı dönemlerde, ipleri ellerinde tutanlar tarafından yaratılmış/ yaratılabilmiş yüksek değerler neredeyse yoktur. Olanlar da, olup bitenleri açıklamak için veri görevi üstlenirler. Yoksa insan ruhuna hitap etmeyi sürdürme imkanları yoktur.  

Bugün ülkemizde yazılmakta olan edebiyatla onun kitlesi arasında ciddi bir iletişimsizlik var. Çağa, teknolojiye, ekonomik ve sosyal hayat göstergelerine de bağlı bu iletişimsizlik ciddi bir değer kopukluğu  ve negatif gerilim demek. Şair/ yazar tipolojisinin parçalanması, yayın dünyasının çok basma çok satma sarmalına takılması, özgürlükler ve demokrasi konusundaki kötü tablo da cabası. Bir yanda edebiyatın niteliği ve tabiatında ısrar edenlerle çok taraflı gevşek sosyolojinin duygularına yatırım yapıp oradan edebiyat çıkarmaya çalışanlar aynı kabın içerisindeler. Din ve ırkçılık gibi suistimale açık yazım alanları nicedir kendisine özgü bir popüler alan oluşturmuş durumda. Şiir geri planda bir varlık- yokluk efekti gibi dursa da öykü, en çok da roman yazımı niceliksel karşılık buluyor. Fakat bu nicelik onca yüksek rakamlara rağmen dişe dokunur bir özgünlük getiremiyor. Çünkü kendisine bile ortak kabul etmeyen edebiyat, taviz koşumları altında kıraç bir araziyi süren at görüntüsünden kurtulamıyor. Yazarın ilkin yazı yoluyla kendisini var ermesi sonra insana ulaşması unutuluyor. Yazıdan varlık edinme iştahı köpürtülüyor. Meselesi olan şair/ yazar portresi silikleşiyor. 

Bizim anladığımız şairin/ yazarın kendi meşrebince esaslı meseleleri vardır ve kendisine özgü yollarla bunu açığa çıkarır. Bir meseleyi edebiyata yansıtabilmek için, yetenek, bilgi, kültür, yaratıcılık, hasbilik, adanmışlık, idealizm, çalışma gibi pek çok vasfı birlikte taşımak gerekir. Dil, yaratıcılık, özgünlük ve yüksek öz metni değerli kılar. Günlük sosyoloji, devlet ve güç ilişkileri onun uzağındadır. Döne dolana sözü edebiyata getirmeyi sürdüreceğiz. Güven Turan, bir yemek masasında İlhan Berk’in birkaç kez ayağa kalktığını, ellerini yüzünden vücudunun aşağısına doğru sıvazlayarak ‘ Güven, biz şairiz değil mi ve bu çok önemli’ dediğini aktarmıştı. Edebiyat, ilkin onu yapanın öz bilinci olduğu kadar kendi değerini gözden geçirmesidir edebiyat. Unutulmasın. 

YORUMLAR (3)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
3 Yorum