Etrafını dolanmak ya da etrafında dolanmak…
Serçe gözüne kestirdiği yemin etrafında ürkekçe dolanır ilkin. Ne kadar güvendedir onu kestirmek ister. Ara sıra deneme hamleleri yapar. Eğer tuzak olduğunu sezerse yükselip ilk dala konuverir. Tilki de öyle, birden dalmaz kümese. Etrafı koklaya kollaya yaklaşır. Siner, dinler. Pusar. Güçlü hayvanların çoğu avlarının etrafında dolanır. İçgüdüsel bir gerekliliktir adeta yaptıkları. Avlanırken av olmak da vardır. Vaziyeti ölçüp tartmak, avın güçlü ve zayıf yönlerini tanımaya çalışmak hayati önem taşır doğada. En güçlü olan değil en stratejik davranan kazanır orada. Kurtlar gibi sürü halinde ve kolektif sorumlulukla ve strateji ile hareket edenlere rastlandığı gibi sincap misali çıkılamayacak dallarda bir başınalığın krallığını yaşatanlar da görülür. Bitkiler desen şapka çıkartırlar etrafında dolanma konusunda. Işığa varmak için nice dal, topraktaki besine ulaşmak adına nice kök, taşı, duvarı geçer. Doğanın fiziken en zayıf varlığı sayılan insan ise canlıları gözleye gözleye kendi içgüdüleri ve tecrübeleriyle daha ileri gider. O etrafında dolanmayı etrafını dolanmaya çevirir. Bir şeyin etrafında dolanmakla etrafını dolanmak aynı şey değildir çünkü. Etrafında dolanma içgüdüsel ve doğal etrafını dolanma aklın gereği ve yapaydır.
İnsan bir şeyin etrafını dolanıyorsa mutlaka bir bilgiden hareket ediyordur. Mesela dağın yüksekliği yıldırmıştır onu. Sis, kar, boran gözünü yıldırmıştır. Orayı aşmaya çalışırsa varmak isteyeceği yere ulaşamayacağını fark etmiştir. Yol uzasa bile dağın etrafını dolanmak daha mantıklı gelmiştir ona. Bu daha güçlü ve zorlu bir durum karşısında zayıflığını kabul etmek anlamına gelir. Şimdi ona düşen akla bağlanmaktır. Güç olan zayıfı zorlar. Zayıf çalışa çarpışa zoru geçer. Bu sebepten ‘dağ ne kadar yüce olsa da yol üstünden aşar’ denilmiştir. Hem tecrübe hem de niyet böylesi bir yüreklendirmeyle taçlanır. Büyük sular karşısında da aynısını yapar insan. Gerçi, Evliya Çelebi ‘geçme namert köprüsünden ko aparsın su seni’ demiş olsa bile, suyu geçmenin binbir yöntemi vardır. Sonunda hem köprüyü kuracak yer hem de güvenli şekilde karşıya geçilecek sığ nokta bulunur. Suya kapılıp gitmektense suyun etrafını dolanmak akıllıcadır.
Çokça aşk gibi en doğal haller söz konusu olduğunda insan muhatabının etrafını değil etrafında dolanır. Eski şiirdeki kûy-ı yâr tabiri tam bu hali karşılar. Etraf, etrafa bürünür. Dolanır. Sesten, eşyadan, şahıslardan örülen geniş bir sahne olur. Bu geri dönüş, diğer varlıklarla aynı hizaya geliş ilginçtir ilginç olmasına fakat bugün onun da kolayını bulmuştur insan. Belki de etrafında ve etrafını dolanmayı hepten iptal etmiştir. Kollamak, kalbin sesini dinlemek, nefes alış verişi kontrol etmek duygu ve tutkuların hassas terazisine çıkmak insani erdemlerden sayılır. Bir şeyin etrafında tıpkı güzelliğine vurulduğumuz sardunyaya dönüp dönüp bakmak misali dolanmak, elbette güzeldir. Hatta zaman zaman kendimizi bir şeyin etrafında dolanırken bulduğumuzda şaşırırız. Yaşadığımız, çok geride kalmış ve ruhumuza ışık salmış mini yaşantı parçacıklarının hafızanın gök kubbesinden göz kırpmasıdır bize. Bir şeyin etrafında dolanan çoğunlukla da ilk varlıksal özünün doğasında saklı kalır. Etrafını dolanan ise bilinir bilinmez nice hal ve niyetin içindedir.Düşman etrafını dolanır rakibinin etrafta dolanmaz söz gelimi. Etrafında dolanmak bozucu değildir, etrafını dolanmakla başlar her tür yıkım. Hz. Musa etrafını dolanandır. Hızır etrafta dolanan.
Yaşarken bir şeyin etrafında mı yoksa etrafını mı dolandığımızı düşünmeyiz. İnce fikirle farkına varırız hangi hal içinde olduğumuzun. Söz esaslı bir etrafında dolanma durumudur. Etrafını dolanmanın sonucu yalandır. Gerçeğin etrafında dolanırken hakikatte onun etrafını dolananlar sıklıkla karşımıza çıkarlar. Onlara çıkar ağzındaki baklayı, sözü bu denli yorma diye çıkışırız. Gecenin, karanlığın etrafını dolanıp da güneşi öksüz bırakmasına tahammül edemeyiz. Gün ışısın, gizli açık ne varsa ortaya çıksın isteriz.
Etrafında dolanmak çokça gereklidir ve doğal bir haldir. Bedenin ilk terazisidir bu. Ruhun istencidir. Sevdiğimiz ve güzel bulduğumuz ağacı göstermek için ormandan koyuluruz söze. Hatta gökyüzünden bile bahsederiz. Sonunda o ağaca çıkacaktır bütün söylenenler, biliriz. Bu yüzden onca cümle yormaz bizi. Ne var ki çokça halde kişi bile isteye, kurnazca etrafını dolanır peşine düştüğü şeyin. Aslında bir fikri yok gibidir. Ya da gerçek fikrini söylemeye cesaret edemediği için başka başka yollara sapmaktadır. İster kurnazlık diyelim ister yetersizlik bir şeyin etrafını dolanmakla etrafında dolanmak haller, niyetler, ihtiyaçlar ve yollar arasında birer gelgittir. ‘İtibar neticeye’ ise eğer, ağzımızda çiğnediğimiz karanfil mi ya da ot kökü müdür anlamak için nefes alıp vermek yeterlidir.
