Fikir ve cidal

Karadeniz eylülün cilvesiyle esniyor. Bir tatlı sert rüzgar çıkacak birazdan sen kalkıp gidince. Güneşin bu büyük batışında hüzün değil sebepsiz bir gurur var. Hiçbir yere hiçbir kıyı ve iklime ait değilim, ben ben oğlu benim mi demek istiyor?

Sen omuzlarında o soru, uzağa bakıyorsun. Nicedir bir yanın boş. Değil sorularına bir bakışına dayanabilecek bir dost, bir yoldaş, bir alnı ak adam mı kalmadı yoksa seni adını koyamadığın bir yazgı mı buraya sürükledi? Yoksa sen bile bir hayalden mi ibaretsin, acemi bir fotoğrafçının tesadüfen çektiği etkileyici bir fotoğrafın içinden mi bakıyorsun denizin ufkuna?

Bu neyi değiştirir ki? Hangi bilgi yeni ve ölümlü bilişin önünü kesti. Daha dün yine konakladığın köhne otelin penceresinden pervasız ve dağınık sokağa bakmış sonra da ürpererek geri çekilmiştin. Sokak onca kalabalığa karşı ıpıssız gözükmüştü. Çok güzel bir kadın taş köşede kimseye görünmeden gözyaşı döküyordu. Güzellik Meryemini mi gömmüştü Beytlehem’de!

***

Kitap masanda açıktı. Altını çizmiştin bir cümlenin. Son zamanlarda hep altını çiziyordun kitapların. Çiğner gibi okuyordun. ‘Kıymetli olan eser değil, cidaldir!’ yazıyordu. Ünlem koymuştu yazar. Uyarı mı, şaşkınlık mı? Küçümseme mi yoksa acının ayağa kalkması mı? Düşündün. Daha daha da alın kırdın, eylül önünde bir gezi tasarladın, yumuşak ve nemli toprakta, Heidegger’i hayal ettin. Onu ‘kafası karışmış olana basit olan yavanmış gibi gözükür’ sözünü hatırladın... Varlığın çobanı kıra mı çıkmıştı? Tanrının arzında kırlar bir bir yok mu oluyordu?

Hiçbir şey ne kırık bir keman sesi ne pençesi kanayan horoz görüntüsü, şurada, masanın üstünde bir cümle ile dünü ve bugünü kucaklayan cümle kadar yangın gelmiyordu sana. Yangın, unutulmuş, sanki kullanımdan düşmüş ne var ki ne çağrışımlı kelimeydi.

***

Üzgün müydün, umutsuz ve yalnız mı? Hayır hayır bunlar çoktan geçmişti senden! İnsan olmanın kemiği kırıldığı yerden kanıyordu sende. Prometheus dost olmuştu Zaloğlu Rüstemle!

Birden denizin üstünden bir kuş sürüsü geçti. Bir tanesi en önde, liderlik ediyor. Peşindekiler tatlı ve uzun bir v harfi oluşturuyorlar. Hayret ettin. İnsan da kendi içindeki kuşları böyle mi uçurur? Generalim!

Önemi var mı? Kişi kendisinin takipçisi mi yoksa lideri mi? Bunu yormalı. Burada da bu toplu uçuşta da aynı kanun mu işliyor şimdi? Önemli olan fikir değil cidal mi? Cidal şu kuşların hiçbir şey düşünmeden sadece eyleme koyulması da fikir bizim onlara bakışımız mı? Öyleyse cidal tek fikir sonsuz mu? ‘Ülken’in toprağını yoğuran fikir mi sonuçta cidal mi?

***

Biliyorsun kitabın yazarı bambaşka amaçla kurmuştu o cümleyi. Eleştiri değil umut da vardı içinde. Ama sen umut tacirlerinin şafağında kaç kez yolda kalmıştın! Şu denizin dipte kaynayan uğultusu gibi korkutucuydu bu bilgi.

Kalktın. Yarın dönecektin. Çakıllara son kez selam verdin. Kıyı boyunca uzanan görkemli dağlar, yeşillikler yarın oynanacak bir oyunun dekoru gibi ışığın alacasında dalgalanıyordu. Yanıldın mı?

Cidal mi yoksa fikir miydi yüzündeki gülümseme? Bir kuş yuvası mı var şu söğütte?

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.