Back To Top
Sevinç Çokum ya da Türkiye’nin yazar algısı

Sevinç Çokum ya da Türkiye’nin yazar algısı

 - Son Güncelleme: 11.12.2018 Salı 01:00
- A +

Belki pek çok okur gibi ben de gecikmeyle tanıdım Sevinç Çokum’u. Elbette ismini duyuyordum. Ancak ismini duymak bir yazarın dünyasına girmek, okuru olmak için yeterli olmadığı gibi çoğu zaman da o dünyaya girişi engelleyici vasfa sahip olabilir. Çünkü yazar, kendi değeri ve özgünlüğü ile değil çevrenin etiketiyle sunulmuştur. Bu gerçeği saklayan psikolojik bir algı maskı da üretir. Edebiyat dergilerinin etkin şekilde merkezde durduğu ve hem yazarı hem okuru yönlendirip şekillendirdiği, okurların da bu dergiler vasıtasıyla niyelikli edebiyat bilincine kavuştuğu zamanlarda daha dengeli bir algıdan söz edilebilir. Bu denge yazarı, okuru aynı anda etkiler. Yazar gecikmeden edebi karşılığını bulur. Ortam sahihleşir.

***

Ülkenin bitmeyen kavgalara teşne siyasal ortamı, edebiyatı da etki alanına alıp politik tercihler temel belirleyen olarak güç kazandığında, estetik ve edebi değerleri silinir, yazar hiç hak etmediği kalıplara sokulur. Okur yalnızlaşır. Yönünü şaşırır. Öte yandan okur olmayı tekil bir özne seçimi değil de taraf olmak ve ideolojik siperden konuşmak olarak gören kitleler tarafından kolaylıkla benimsenir yazar. Bu hallerde yazı varolma hedefinden sapar, dil ve insan silikleşir. Burada, üslup, özgünlük, yaratıcılık ilk sırada değildir. Senden olanlar, benden olanlar, şu görüşe yakın duranlar bu fikrin karşısında bulunanlar gibi uzun erekte bir değer ifade etmeyecek yaklaşımlar içinde bölünmeler kaçınılmaz olur. Yazar için okur için zaman kaybıdır bu.

Türkiye’de böyle baskın bir ortamda yazarın kendi doğru algısını oluşturması da her zaman mümkün değildir. Zaten bir bölünmenin içine doğmuştur. Belki o hep aynı kişidir. Kendi varlığını açığa çıkarmanın derdinde olmuştur. Fakat algı ona rağmen yine oluşur. Oluşturulur. Zihinsel tembellik böylece meşrulaştırılır. Oluşan algıyı yıkmak ise daha zorlaşır. Her adımda döneklikle, dünya değiştirmekle itham edilecektir yazar. Bizde hep eksik ve güçsüz kalan eleştiri devreye girip onu yerli yerine oturtmayı da başaramaz. Eleştirmen de taraftır çünkü. Belki nesillerin değişip algıların ters yüz olması beklenir. Sevinç Çokum bu bağlamda ‘sağ edebiyat’ içine sıkıştırılmak gibi bir haksızlığa uğramıştır. Sağ, baştan ‘öteki’dir. Kanon solu kuşatır. Onu merkeze koyar. Oysa, o, ne sağcı ne islamcı ne solcu ne kemalist bir kalıba sokulamayacak kadar kendisi, özgün bir yazardır. Öyküleri, romanları, denemeleri özenle okunduğunda baştan beri ideolojik tercihler ve amaçlar içinde olmadığı, buna yeltenmediği, toplumu, hayatı, insanı kendi benliğinin güncelliği içinde karşıladıktan sonra, çağdaş bir dil ve söylem arayışına giriştiği görülecektir.

İstanbul’un sosyo-kültürel anlamda çoğul atmosferinde (Beşiktaş) geçmiştir çocukluğu. Duyarlığının inceliğiyle birleşerek yazarlığında kurucu rol oynar bu çocukluk. Her şey henüz insanca ve insandan yanadır. Çocukluğun bu derecede kurucu olduğu yazar tiplerinde, özne barışçıdır, özgüvenli, hoşgörülü ve gözlemcidir. İdeolojik keskinliklere mesafelidir. Toplumun tam ortası sayılabilecek aile duygusu, yine toplumu ailenin devamı, parçası görmek gibi bir ahlaki tutuma bürünür. Anlamak ister hep. Merak içindedir. Ayrıştırmanın değil birleştirmenin derdindedir. O halde böyle bir yazarı bir kutba mahkum etmek edebiyat adına haksızlıktır. Onun naturası ile uyumsuzdur.

***

Necatigil’in şiirlerindeki insanlara benzer aslında yazdıkları. Buradaki insan, sadece bir cenahın sembolü değil herkes olabilmiş kendisidir. Ne var ki yazmaya başladığı dergiler, içinde göründüğü kültürel ve politik çizgi sebebiyle, Türkiye edebiyat ve kültür kanonunun masum olmayan ezberciliği, Sevinç Çokum’u gerçek olmayan bir tanıma itmiştir. Daha geniş okur kitlesi bundan ister istemez etkilenmiş, objektif bakış kaybolmuştur. Yöneldiği tarihi konular (Kırım başta olmak üzere) sanki doğal bir parçamız, süreğimiz değilmiş gibi milliyetçi düşünüşün özel derdiymiş gibi davranılmıştır.

İstanbul yazarıdır ilkin ve özellikle Sevinç Çokum. Kentli ve modern bir yazardır. Ayrıca yazar kişiliği de çetindir. Dostluğu, yaşam inceliğindeki ısrarı, Türk edebiyatını kavramak ve değerlendirmek konusundaki birikimi, toplum sosyolojisini okumayı içselleştirme yöntemi değerlidir. (Sosyoloji okumuştur aynı zamanda). Dili kullanma biçimi yalın bir acemilik izlenimi verse de bu nadir usluplarda bulunan bir özelliktir. Okurken, yeni birini bulduğunuzu düşünürsünüz. Gün, Sevinç Çokum’u keşfetme günüdür.

 

18-12/11/mer-erdem.jpg

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 14 Aralık 2018 16:40
Pek milliyetçi olmasam da sevinç çokumu lise döneminde keşfettim,hilal görününce ,karanlığa direnen yıldız çok güzeldi.. son olarak da lacivert taşı adlı kitabı okumuştum ve Nazan bekiroğlunun nar ağacı kitabına benzetmiştim ( her ne kadar lacivert taşı daha evvel yazılmış olsa da ).. ama çevremde sevinç çokumu okuyan hiç kimseyle tanışmadım henüz buna da şaşırıp durdum hep...
KARAR OKURU 12 Aralık 2018 05:32
Sayın köşeyazarim masumane bir soru soracağım. Hakikaten siz Türkiye'deki bu kutuplaşmanın bittiğine, yazarların da sadece kendi hür iradeleri ile hür düşüncelerini yazabildiklerine ve kendinizin de hicbir gruba bağlı olmadan bu duruma sırf kaleminizle geldiğinize yürekten inanıyor musunuz? Yoksa Sevinç Abla'yı anlatırken aslında biraz da kendinizi mi anlattınız? Iki soru olsu. Af buyrunuz. Fakat Türkiye gibi sloganla yürüyen bir ülkede yazar da sloganlara mahkum oluyor.
Atıf Dedebey 11 Aralık 2018 09:02
Bu yazı kime hitap ediyor belli değil. Sevinç Çokum'u bir yere mahkûm eden kim? Vaktiyle ona ilgi gösteren milliyetçiler mi suçlu? Çokum’la birlikte merhum Şevket Bulut’a doğrudan sağcı damgasını vuran, “düzen onarıcısı’ diye itham ederek bu iki yazarı ötekileştiren Mavera dergisi idi. Öte yandan, Atilla Özkırımlı gibi solcu bir kalem Çokum’un sınıf arkadaşı hatta yakın olduğu hâlde Çokum’u ve Emine Işınsu”yu faşist diye niteleyen solun tamamı idi. Çokum’dan ilk defa 1974 yılında Orta Doğu gazetesi bahsetmişti. Sonra Pınar mecmua
KARAR OKURU 11 Aralık 2018 01:40
Bu yazılar ne güzel
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN