Back To Top
Sipariş hattının elemanı ya da/ eğer öyle olsaydı…

Sipariş hattının elemanı ya da/ eğer öyle olsaydı…

 - Son Güncelleme: 14.01.2020 Salı 11:47
- A +

Eğer öyle olsaydı, yazı ve yazı adamlığı, şimdilerde sıklıkla şahitlik ettiğimiz gibi, birilerinin koltuklaması, pohpohlaması hatta yok sayıp yuhalamasına, alkış ve nefretine bağlı kalsaydı, yazı ve yazı adamı var olabilir miydi? İnsanın ebedi özgürlük uğruna geliştirdiği en yüce eylem olan yazı, gerçekten ayakta kalabilir miydi? Çağımızın en büyük yanılgısı ‘sipariş’ kavramı etrafında düğümleniyor. Sipariş etme derecesine yükselen hemen her güç, sanatı, düşünceyi ve edebiyatı yönlendirebileceğini, satın alabileceğini, ona yol gösterip hayat vereceğini düşünüyor. Bu hususta çok da haksız sayılmaz. Çünkü ‘sipariş’ olana teşne bir grup her zaman vardır ve onlar hayatlarını bu ‘sipariş’lere borçludurlar. Hele sipariş, kitlesel niteliğe bürünür, kitlenin iştahıyla nefes alıp verir, siyasal iktidar konumuna yükselirse, işler hepten yolundan sapar. Her zaman ikame edilmeye ve pozisyon değiştirmeye uygun kişi zincirinden bir döngü kurulur. O olmazsa o, bu olmazsa şu. O yazar olmazsa bu yazar, o kitap olmazsa bu kitap, filan dergi tutmazsa filan dergi. Kitlelerin kolaycılıkla kabartılmış iştahı, şöhret ve imkan saçaklarıyla süslenir, siparişler gelir siparişler gider. Dışarıdan bakıldığında, canlı, parlak, etkili, herkesin memnuniyetten ağzının kulaklarına vardığı yüzler ortalığı doldurur. Stanley Kubrick’in filmlerinde tam karşılığını ve kavramını bulabilecek bu görüntü toplumsal bir pornografidir aslında.. Sipariş ve teslimat hatları tam ve sağlam, memnuniyet esasına dayanarak kurulmuştur ya, daha ne olsun!

Yazı adamının farkı, daha ilk anda ortaya çıkar oysa. O, sipariş kokusu aldığı her işten geri durmayı başarmalıdır. Yaratımının her adımında kendisini yerden yere vurmaktan, varlığını, eylemini, eserini o tahttan bu tahta yerleştirmekten imtina etmelidir. Bir adam ki kendisinden ve çağından memnundur, o yazar değil sipariş hattının bir elemanıdır. Elbette her yazar kendisini sever, beğenir, eserinin üzerine titrer. Ancak içten içe bitmeyen bir eleştiri damarını da hayatta tutar. Farkındadır, hayat zor ve zorlayıcıdır. Hele yaşadığı ülkenin maddi şartları, kültürün, düşüncenin ve sanatın tekrar edip duran meseleleri, sosyolojik ve tarihsel gerekçeler durmaksızın çetrefilleşmekte, her tür karar anını gölgelemektedir. Yazı adamı, güç ve güçlünün hizasında durduğunda görmektedir ki, onun derdi ile güçlünün derdi bir türlü örtüşmemektedir. Güç, yazıyı ve yazı adamanı bir tür efekt, karaltı konumuna indirmekte, onu kendi ereğinin bir elemanı saymaktadır. Güç ve iktidar meselesinin düşünsel süreçler ve referanslardan kopuk, ataerkil, antidemokratik geleneklerle örüldüğü yerlerde, çatışma ve ayrışma ayrıca kaçınılmaz olmaktadır. Geçmişten getirilen ‘olumlu örnekler’ de eleştirel bakıştan uzaktır. Baki’yi Kanuni ile ananlar, söz konusu Taşlıcalı Yahya olunca susarlar mesela.

Patronaj ve hamilik müessesi üzerinde çok duruldu. Bu konudaki yorumlar, batı ve doğu kültürünün kendi dinamikleri ile elbette açıklanabilir. Ne var ki, özellikle edebiyat dünyasında artık böylesi bir sistemi güncelleyip işletmek imkansız. Çünkü yazar, kendi düşünsel bağımsızlığını kavramsal olarak çoktan kazandı. Güç ve iktidar (para ve her tür güç) yazıyı, bir yatırım ve destek kalemi olmaktan çıkardı. Destek, düşünsel özgünlüğün ve estetik bağlamın dışında, daha çok imaj ve promosyon kavramı etrafında dönüyor. Yazı, hala ele geçirilemeyen ve ne yapacağı kestirilemeyen alternatif bir alan olarak duruyor.  Yazı adamının kritik tekil varlığı, parçalanıp çoğaltılmaya uygun olmayışıdır. Öyleyse, parçalanıp çoğaltılamayan, siparişin merkezine konulamayanlar, dışarıda tutulup ötekileştirilebilir. Yok sayılıp karartılabilir. Yalnızlaştırılabilir. ‘Yazarın sanatı, hüküm sürdüğü her yerde ancak yalnızlıkları çoğaltan yalanlarla ve esaretle ele ele gidemez’ der Albert Camus.

Uzunca bir süre, sipariş pastaların mumları üflenebilir, yaş günleri kutlanılabilir, alkışlar, paketler, hediyeler, mutluluk gözyaşları, havai fişekler ortalığı doldurabilir. Yazının ve yazı adamının ebedi dul, yoksul, tekil ve özerk alanı, küçümsenip  çağ dışı bulanabilir. ‘Gözler Tamamen Kapalı’ ve ‘Otomatik Portakal’ın ruhu, radyoaktif bir sızıntı gibi çoktan yayılmaya başlamıştır da, zevkten, dört köşe yaşamaktan, kimsenin haberi yoktur bu sızıntıdan. E. Ienesco’un  Gergedanlar kahramanı Berenger’e benzeyen yazı adamı ise, ‘ lanet olsun özgünlüğünü korumak isteyene, ne olmuşsa olmuş, ben de herkese karşı savunurum kendimi, son insanım ben, sonuna kadar da insan kalacağım, teslim olmuyorum!’  diyebilendir. Ya da…

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Dosto 15 Ocak 2020 08:27
Herkesin, her devrin adamı olmak var, bir de vicdanının insanı olmak var. ikincisi sağlam bir irade istiyor, sağlam bir vicdan. Nefsini yenebilecek, yemek peşinde koşmayacak, haz pesinde olmayacak her daim. Şaşırtır beni hep, bir siyasetçinin örneğin veya bir TV konusmacisinin insanların gözüne bakarak nasıl ayan beyan yalan soyleyebildigi . Hiç mi utanmaz, hiç mi sıkılmaz , insanlığını sorgulamaz mi oturup hic diye düşünürüm her karşılaştığım da bunlarla. Sadece TV de karşılaşacağımı sanirim. Fakat işte siradan akıp giden hayatlarımız da da bu tür insanlardan birsuru var. Kötü patronlar v
KARAR OKURU 14 Ocak 2020 20:51
İlk kez Yazdıklarını okudum hiç birşey anlamadım nasıl bir köşe yazı
KARAR OKURU 14 Ocak 2020 13:20
Sadece yazın hayatında değil sıradan insanın hayatında da bu yazdıklarınız geçerli düşüncesindeyim. Bulunduğu derenin akıntısına kapılıp kendi çamurlu, bulanık deresinde bir batıp bir çıkıp çöp olup gidiyor insanlar. Biraz sıradanlıktan sıyrılmaya çalışan dikkatini başka yönlere çeviren ve diğerlerini de biraz farklı düşünmeye yöneltmek için çabalayan teslim olmak istemeyenler her taraftan hedef seçiliyor, kötüleniyorlar. Bir tür ne İsa’ya ne Musa’ya yaranıyorlar durumu ortaya çıkıyor, yalnız kalıyorlar. Hoş böyle bireylerin kimseye yaranma derdi yok, o ayrı.
KARAR OKURU 14 Ocak 2020 09:00
edebiyat dünyası ortası çalınmış bir nehirdir. bu sebepten bazen isteyerek bazen de mecburen sağda ve solda yüzülür. herbir yazan diğer yana kör bakarak ilerler çoğunlukla.boyvererek yüzdüğü bu nehirde diğer yanın güzel sözüne bile sırt çevrilir. mevzunun insan olduğu ve kalpli bu insanın kefelenmeyecek kadar özel olduğu unutularak.ekmek, onaylanma, kabul edilme korkusundan eşgali belirsiz o büyük hırsızlara da pek ses çıkarılamaz. olmayan o orta hatta şiirin üstü örtülü kayığını keşfedenler düz yazıyı şiirin esvabıyla örterek, kendinin tarafsız olduğunu ispatlamak niyetiyle şöyle bir dolaşır
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN