Yazı masası…

Bugüne kadar hiçbir yazarın masasına imrenmedim fakat beğenip hayran kaldığım bir masa oldu. Halâ evimizde bana ait bir yazı masası yok ve ben bundan hiç şikayetçi değilim. Yazı masasını yazarın zihnine yerleştirip orada yazmaya koyulanlardanım. İster miyim yine de bir yazı masam olsun? Dilediğim ölçülerde arzu ettiğim şekilde yapacak bir usta bulabilirsem ve elbette o masayı koyacak mekana kavuşursam neden olmasın? Şimdiye değin yazdığım onca şiir onca yazı sonuçta masalarda doğmadı. Kafamın içine gönlümce uzattığım ve dilediğim köşesine kurulduğum hayali masalarıma borcumu ödeyemem. Fakat bilirim ki masa sadece bir eşya değil ötesidir. Salah Birsel’in ‘odayı dolaşılmaz kılan’ dediği türden bir mobilya da sayılmaz. Yazmanın masa ile ritüeller, şekiller arası geçişkenlikler hatta yer yer manevi dayanak arayışı olduğunu kabul ederim. Nice bahtlı yazarlar olmuştur ki kaderin armağanı bu alanlarda dilediğince yazıp çizmiştir. Şairin, yazarın onca yükünü taşıyan ve Edip Cansever’e ‘masa da masaymış ha dedirten’ varlıklara bile rastlanır. Her zaman en genç arkadaşımız İlhan Berk ‘bir ayrıcaktır masa’ demiştir sonunda. Methini çok işittiğim Enis Batur’un masasını görmedim ama Sezai Karakoç’un da masasızlar kervanına dahil olduğunu biliyorum. Sanki masaya doğru doğmak diye bir kader var, olsun.

Batılılaşmayla hayatımıza giren masa çok kollu bir hikayedir. Bu hikayenin seçkinci tarafının izlerini sürmek için antikacıları gezmenin yararı var. Bir mesafe olduğu kadar varlık ölçüsüdür o. Ahmet Haşim ve Yahya Kemal benzeri şairlerin pek yüz vermeyeceğini düşünüyorum masaya. Ama Halit Ziya türünden yazarlar onsuz olamazlar gibi geliyor bana. Masa dediğin bir tür minyatür odadır. Yazar, şair sığmasa bile oraya yerleşmeye çalışır. Hemingway’in daha küçük masalarda hatta ayakta yazarken daktilonun sığacağı bir genişliği tercih ettiği yerleşmiş zihnime. Masasına kurulup da sabah akşam ilham bekleyen o köşeden bu köşeye oturup şu dosyadan bu çalışmaya koyulan kişiler hala vardır dünyada. Masanın ibadet için mabet formu kazanması benzeri bir maneviyata bürünmesi bana bağlayıcı geliyor. Masadan masaya konmak, zihnin masasını bir ağaç altında, vapur koltuğunda, bir tren penceresinin önünde açmak çok mu zorlama?

Olur da günün birinde Danimarka’ya yolum düşerse bir günümü sadece masaya ve özellikle yazar masası tasarımlarını gezmeye ayırmayı düşlerim. Çok işlemeli, alengirli, cafcaflı, buradayım diye bağıranlarına pek içim ısınmaz. Yazma anının ilk, özgür, ilkel, yaralı bereli hali gibi yazarın masasının da alabildiğine ham ve yalın olmasına inanırım. Eskiden daha çok ilgiyle dolaşırdım ama yine ara sıra göz ucuyla sadece masalara bakarak gözlüyorum iş yerlerini. Gönlümü çelenler her daim kumaşçı mağazaları oluyor. Zaten beğenip hayran kaldığım masaya da orada rastladım. Daha doğrusu rastlamadım da onunla kesiştik. Göz göze geldik.

Bazılarına tuhaf gelebilir, gelsin, kumaş mağazaları yazarın imalathanesine benzer. Kendisine has kokusuyla ayrıca benzersizdir. Sultanhamam civarındaki büyük kumaş mağazalarının önünde duruyor ustaca dizilmiş top top kumaşlara göz gezdiriyordum. Bir kumaş topunun verdiği nizam fikri pek az nesnede bulunur. İşte birden onunla buluştuk. Upuzun, sonsuza doğru, bir huş ağacı hüznüyle uzanıyordu. Geçtim. Birkaç adım sonra geri döndüm. Tereddütsüz içeri girdim. Sahibi olmalı, görmüş geçirmiş, Edip Cansever’in ‘Ben Ruhi Bey Nasılım’ kitabının bir bölümü olmaya pek layık, kelden bir bey gülümsedi. Yardımcı olabilir miyim diye sordu. Gülümsedim. Bu masayı istiyorum, dedim. Güldü. Haklısınız artık kumaş işi bitiyor. Bunu da gözden çıkaracağız. Ama bunların en ve yükseklikleri başkasına benzemez ki dedi. Biliyorum ben endamı ve saldığı şiirden yanayım. Acaba böyle bir masam olabilir mi diye düş kuruyorum. Nerde, bunları yapacak usta, nerede diye iç çekti. Hoşlukla geri çıktım.
Olacaksa bir gün böyle bir masam olsun. Hiçbir yazı yazmasam bile karşısında oturup öyle ona bakayım. Köşelerine geçip parmaklarımla üstüne vurduktan sonra sesin dağılımını duymaya çalışayım. Olur da kısmetime bir şiir yazmak düşerse defterimi kalemimi hazır edeyim. Bir yazı masasında yazıp çizmekle bulduğun köşeye sinip yazmak nedir farkını hissedeyim. Bütün bunlar olmazsa bile yazı masası olan şairlere, yazarlar düşünüp orada kotarıp yazdıklarını okumanın zevkine varayım. Sonunda bu da masaya dahil olmak onu paylaşmak sayılır. Her ne kadar denemeciliğimizin güneşi Nermi Uygur yazar masasını ‘ tekçidir bu masalar, ortaksız yaşamak ister yazar masası odada’ dese de tam öyle midir? Ölüm gittikçe her yanı sarıp giderken Oktay Rıfat’ın diliyle ‘ Masamız çıtırtılar içindeydi’ diyebilmek hoş şeydir.

YORUMLAR (2)
2 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.