ABD’nin İran savaşı bir ayını doldururken…

ABD’nin İsrail’in arkasına eklenip başlattığı İran savaşı neredeyse bir ayını doldurdu. ABD yönetiminin bazı müttefiklerine söylediği gibi 4 günde savaşın bitmesi gülünecek küçük bir hesap hatası olmanın çok ötesine geçti.

İran sadece saldıranların değil bölge ülkelerinin de beklemediği ölçüde güçlü bir direnç gösterdi. Üstelik varoluş savaşı veren rejim kendisine saldırmanın maliyetini göstermek için bir daha böyle bir adıma niyetlenenlerinin üç kez düşünmesini gerektirecek şekilde çatışmayı önce tüm Körfez’e sonra da Hürmüz Boğazı’nı kapatarak küresel ekonomiye yaymayı tercih etti ve başardı da.

İran’ın başta Suriye olmak üzere İslam dünyasının hemen her köşesindeki günahları bugün ABD ve İsrail karşısındaki pozisyonunu desteklememeyi gerektirmiyor. Devlet Başkanı kaçırarak, lider öldürerek ülkelere nizam verme çabasına Tahran’ın cevabı ironik şekilde uluslararası düzenin sürdürülebilirliğine dair önemli bir katkı.

İran bölgedeki ulus devletleri paramiliter gruplara verdiği destekle zayıflatırken kendisine yapılan saldırıdaki tutumu ile egemen devletlere yapılacak dış müdahalelere karşı güçlü bir itiraz ortaya koydu. İran’ın Körfez ülkelerine gerçekleştirdiği saldırılar da bu ülkelerin tüm mali güçlerine ve farklı aktörlerle yaptıkları savunma işbirliklerine rağmen devletlerarası ilişkilerde ve güvenlik mimarilerinde konvansiyonel parametrelerin ne kadar kritik olduğunu gösterdi.

ABD ve İsrail, İran’ın karşı saldırı kapasitesini de rejimin kendi içindeki tahkimatını da ülkenin coğrafi ve demografik ölçeğini de yanlış okumuş görünüyor. Bu ABD’nin bölgedeki ilk hatası değil. Lübnan’a asker yerleştirip çıkmasından, Irak’ı işgalinden Bağdat’ı şekillendirme stratejisine ve İran saldırısına kadar yaptığı hesap hataları Washington’a sadece bölgede değil küresel dengelerde de zemin kaybettiriyor.

Orta Doğu’ya saplanıp kalmış olması Rusya ve Çin karşısındaki öncelik sıralamasını değiştirmenin ötesinde içerde de yüksek maliyetlere neden oluyor.

ABD’de binden fazla düşünce kuruluşu bulunuyor. Bunların yüzden fazlası sadece uluslararası ilişkiler, güvenlik, dış politika çalışıyor. Bunların toplam bütçesi milyar dolar sınırının çok üzerinde. 18 istihbarat örgütü var. Önemli bir kısmı küresel istihbarat topluyor. Hepsi bir noktada toplanıp Başkan’a aktarılıyor. Dışişleri Bakanlığı’nın mevcudu 80 bin civarında. Mukayese etmek açısından Türkiye’nin sahip olduğunun on katı kadar.

Bu kadar derin ve geniş bilgi birikimine rağmen dünyanın süper gücü nasıl olup da kendisi için bu kadar önemli bir alanda böylesi hayati hatalar yapabiliyor. Daha doğrusu mesele Orta Doğu olduğundan nasıl her seferinde yanlış karar almayı başarıyor. Eskilerin tabiriyle ancak tahsille mümkün hatalar zincirini nasıl yapıyor?

Burada her şeyden önce neyin hata olduğu üzerinden ilerlemek gerek. Bölge halkları için kan, gözyaşı üreten ve ABD için de yüksek maliyetleri ve istenen sonuçlara ulaşmaması ile hata olarak görülebilen politikalar Atlantik’in öbür yakasında her zaman hata olarak görülmüyor. Bölge halklarının çektiklerinin zaten masada çok bir değerinin olmadığı izahtan vareste.

Buna rağmen İran savaşında olduğu gibi nereden bakarsanız bakın bu kadar problemli bir karar sürecinin sebebini anlamak, ABD’nin mevcut ve gelecek karar süreçlerini de o çerçevede değerlendirmek gerekiyor.

Amerika’da sadece karar alma, düşünce üretme ve uygulama süreçlerinin değil siyasetin temel problemi sistemin lobi ve para üzerine kurulmuş olması. Bunun en müşahhas örneği Trump’a, kendisine hiç şans verilmezken, Beyaz Saray’a kadar uzanan yolun Cumhuriyetçi delegelere hediye edilen Iphone’lar ve Trump otellerindeki tatillerle açılmış olması. Bir kez muhtemel adaylar arasına girince süreç geri dönülmez hale geldi.

Bu mantık senatörlerin özellikle Yahudi lobisi ve büyük sermaye tarafından finanse edilmesine, düşünce kuruluşlarının tüm özerkliklerine ve alternatif bilgiye ulaşma imkanlarına rağmen dış finansmana bağımlı olmasına kadar genişletilebilir.

Gazze soykırımından bu yana İsrail Amerikan kamuoyunda ciddi zemin kaybetmiş olmasına rağmen lobi şirketleri, siyasetçilerin finansörleri ve Trump yönetimindeki İsrail ağırlığı karar alma süreçlerini de belirliyor. Bu da sahadan gelen analitik bilginin hem yönetim katına ulaşırken hem de karar anında bükülmesini beraberinde getiriyor.

Buna katkı yapan yapısal sorunlar da var. Askeri güce çok fazla güvenme, askeri kapasitenin siyasi yapıyı şekillendirebileceği ön kabulü, karşıdaki aktörün kapasitesini küçümseme, ana karanın çok uzağında iddialı askeri operasyonlara girmek, ilk saldırı sonrası artçıları öngörmekte yaşanan sorunlar, savunma şirketlerinin baskısı, sürekli seçim psikolojisini dikkate almak, Soğuk Savaş zaferinin hâlâ hâkim olması gibi onlarca sebep sayılabilir.

Ancak İran savaşındaki hesap hatalarının neredeyse bilinçli bir tercihten kaynaklandığı görülüyor. Trump’a “Önce Amerika” politikasında büyük destek veren Ulusal Terörle Mücadele Merkezi’nin (NCTC) Direktörü Joseph Kent’in istifa ederken söyledikleri İsrail’in bugüne kadar biraz komplo, biraz ideolojik önyargı olarak okunan etkisinin ne kadar ciddi olduğunu gösterdi.

İsrail’in teolojik ve patolojik bölge okumasının ABD gibi bir askeri gücü kontrol altına almış olması Türkiye başta olmak üzere tüm bölge ve küresel aktörler için büyük bir risk. Ankara’nın buradaki açmazı ise edilgenleşen ABD gücü karşısında jeopolitik bir vizyon koyacak araçlara an itibarıyla sahip olmaması. Türkiye’nin İsrail-Körfez Ülkeleri-İran üçgenindeki gerilimde ABD’yi doğrudan muhatap alarak perspektif çizmeden yapabilecekleri sınırlı görünüyor.

YORUMLAR (2)
2 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.