Futbol sadece futbol değil, İngiltere’de hiç değil
İngiltere’nin bizi yine hayal kırıklığına uğratacağını biliyoruz, ama inanmaktan vazgeçmeyeceğiz.”
İngiliz taraftarlar Dünya Kupası’nın başından beri “Futbol evine dönüyor” sloganı atıyor. Slogan sadece bir zafer çağrısı değil. İngiltere’nin futbolun asıl sahibi olduğunu, 1966’dan beri ilk kez tekrar Dünya Kupası’nı kazanarak kupayı yurduna getireceğini ilan eden bir iddia. Sloganın geçmişi de 1996’ya dayanıyor. 60 yıldır kupa gelmiyor, 30 yıldır da İngilizler bu sloganı kullanıyor. Bu büyük azim ama en baştaki satır da beklentiyle birlikte umutsuzluğu, beraberinde ne olursa olsun vazgeçmeme iradesini gösteriyor. Zaten İngiltere’de yıllarca ciddi başarı göstermemiş kulüplerin bile Türkiye’deki büyük kulüplerden güçlü taraftar kitleleri olması meselenin kazanmak, şampiyonluk ya da kupa değil bir aidiyet tanımı ve bireysel/toplumsal kimliğin parçası olduğunu anlatıyor.
Futbol İngiltere’de kraliyetten sonraki en önemli kültürel kimlik unsurlarından biri olarak görülüyor. Bunun haklılık payı da var. En çok kullanılan ifadelerden biri “Takımımı ben değil babam seçti!” Futbolun başka yerlerde daha eski örnekleri olsa da İngiltere’de endüstri devriminin neredeyse mündemiç parçası bu spor. 1863’te Futbol Birliği ile kurumsallaşma, kuralların standartlaşması, ligler, profesyonel kulüpler geliyor. Manchester, Liverpool, Sheffield gibi sanayi kentlerinde haftanın altı günü çalışan işçilerin cumartesi akşamlarını dolduran, önce arkadaşlarla buluşmayla başlayıp maça uzayan bir rutin. Nitekim takımlar da onları kuranları anlatıyor. Manchester United demiryolu işçilerinin, Arsenal silah fabrikası işçilerinin, Aston Villa bir kilise kriket takımının… Yani kulübünüz bir yerde sınıfınızı, geldiğiniz yeri anlatıyor.
Doğal olarak bu genler büyük oranda dönüşmüş durumda. İngiliz futbolunun bugünkü tartışması Körfez sermayesinin gücü, göçmenlerin rolü, büyük ekonominin kontrolü… Dünyada en çok takip edilen, en pahalı lig Premier League. Öyle ki İngiltere’de futbolun ekonomisini Hollywood ile karşılaştırmak yanlış değil.
Bu Dünya Kupası’nda maç saatlerine göre pubların kapanış saatlerinin ertelenmesinin, kupa kazanıldığında hangi günün ulusal tatil ilan edileceğinin ülkenin neredeyse birinci gündem maddesi olması da bunu anlatıyor.
Bu kadar girizgâh, yarı finalde Arjantin karşısında Messi’nin asistleri ile bitiş düdüğüne ramak kala 7 dakikada iki golle finalin ucundan dönmenin travmasını anlatmak için. İngiliz teknik direktörün İngiltere’yi öne geçiren golden sonra takımı savunma çekmesi mağlubiyetin ana sebebi olarak görülüyor ve aslında kazanılabilecek bir maçın kaybedildiği hissi travmayı daha da derinleştiriyor.
İngiltere’nin kupayı ne kadar hak edip etmediği tartışılır olsa da sonuç futbolu aştı. Şimdi bu yenilgi üzerine bütün ülke ekonomiden dış politikaya, savunma bütçesine kadar ülkenin ruh halinin çöken yılgınlığı ve umutsuzluğu bir bütün olarak yaşıyor. Uzatmalar bittiğinde yere yığılan İngiliz oyuncular aslında parlak İngiliz gücünün de halinin bir yansıması.
Eğer finale çıkılsa hele bir de kupa eve gelse Brexit’in ülkeyi sürüklediği bunalım, İşçi Partisi’nin büyük zaferle çıktığı seçimden iki yıl sonra başbakan değiştirmesi, bir dönemin güçlü İngiliz donanmasının nasıl yenileneceği tartışmaları bitmeyecek ama siyasi iklim psikolojik olarak yumuşayacaktı. En azından bir süre.
Dün İşçi Partisi liderliğine seçilen Pazartesi de Başbakanlık koltuğuna oturacak Andy Burnham Arjantin mağlubiyeti ile göreve başlamamayı tercih ederdi kesin. Yeni başbakanın en önemli işi ülkeye sorunların çözüleceği, inişte olan İngiliz gücünün toparlanacağı, trenlerin zamanında kalkacağı, hastanelerde bekleme sıralarının kısalacağı, vergi yükünün azalacağı ya da en azından daha adil olacağı yönünde yeniden umut vermek. Kupayla gelen bir milli takım işini çok kolaylaştırırdı. Olmadı.
Bu akşam İngiltere Fransa ile Dünya Kupası’nda üçüncülük maçına çıkacak. Mesele ise iki ülke arasındaki tarihi rekabet ve çekişmenin de etkisi ile 22 futbolcunun kovaladıkları topun hangi kaleye kaç kez girdiğinin ötesinde.
Not: Bu köşede bu vesile ile futbol yazısı da yayınlandı ya spor yazarları kusura bakmasın artık.
