Şam-SDG anlaşması bu sefer işler mi?

Üç hafta süren çatışmalar, gerilimler, ateşkesler, havada uçuşan katliam, soykırım, infaz iddialarından sonra Şam yönetimi ile SDG anlaştı. Meselenin silahlı bir çatışmaya evrilmeden en azından şimdilik çözümlenmesi sevindirici.

Varılan anlaşmanın maddeleri üç-beş ay önce Şam ya da Ankara’nın endişelerini dikkate alarak bir metin yazılsa idi kolay öngörülemeyecek kadar iki başkentin beklentilerini karşılayan bir çerçeve sunuyor.

Buna göre temel maddeler şöyle:

· Ateşkes ilan edilecek ve tüm cephelerden olası bir çatışma ihtimaline karşı askeri güçler çekilecek.

· Kamışlı ve Haseke İçişleri Bakanlığı’na bağlı güçlere devredilecek.

· SDG’nin Asayiş güçleri İçişleri Bakanlığı’na entegre olacak.

· SDG’nin ağır silahları teslim edilecek.

· Özerk yönetim yapıları lağvedilerek merkezi otoriteye entegre edilecek.

· Yerinden edilmiş aileler tekrar evlerine dönecek.

· Kürt hakları garanti altına alınacak.

· Merkezi yönetim tüm yer altı kaynaklarının ve altyapı tesislerini kontrolü altına alacak.

· SDG’nin askeri güçleri Suriye Ordusu’na katılacak.

Anlaşma açıkça Suriye’nin en tartışmalı ve merkezi otoritenin 11 yıldır hâkim olmadığı bölgesinin artık Şam tarafından kontrol edileceğini ilan ediyor. Şam-SDG anlaşması bu haliyle iki büyük çelişkiye işaret ediyor. Birincisi SDG’nin 10 Mart anlaşmasına uyum göstermesi halinde elinde olabilecek askeri ve siyasi güçle son anlaşma arasında büyük bir fark var. Her ikisinin altında da SDG’nin imzası var. İlk anlaşmanın uygulanmasına ayak sürümenin sonunda gelinen nokta SDG için çok parlak değil.

İkinci çelişki ise son üç haftadır SDG ve Türkiye’deki Kürt sözcülerin süreci tarif ederken kullandıkları dil ile varılan mutabakatın hızı ve içeriği arasında. Halep’te gerilimin başlamasından bu yana Kürt sözcüler HTŞ, katliam, soykırım, teslim olanların infazı ve benzeri kelimelerden oluşan bir kavram setini sürekli tekrar ederek durumu tarif ettiler. Arkasından da Kürtlerin yok edilmesine karşı kesintisiz direniş çağrıları yapıldı. Eğer bu tariflerin hepsi doğru ise varılan anlaşma nereye oturtmak gerekiyor?

Aslına bakılırsa maksimalist, gerçekçi olmayan temenniler, ayağı yere basmayan gelecek tahayyülleri ile aslında kötü olmayan bir mutabakatın içi boşaltıldı ve gereksiz bir maliyet üstlenildi. Daha ilk günden yukarıdaki maddelerden Kürtler açısında çok daha avantajlı maddelerle bir mutabakat kurgulanabilirdi.

Bu da yeni kurulan Suriye’de eşit ve meşru bir kesim olarak Kürtleri kurucu unsur haline getirdi. Olmadı.

Daha düne kadar Şam yönetimine her fırsatta yüklenen DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan da araştırmaya destek verdi. “Suriye’de Şam Yönetimi ve SDG arasında bir anlaşma sağlanmasını memnuniyet verici bulduğumuzu özellikle belirtiyoruz. Anlaşmanın sağlanması için çaba gösteren ülkelere, kurumlara, şahsiyetlere, halklara teşekkür ediyoruz.” Düne kadar düşman olarak kodlanan kurumlar, şahsiyetlerin bugün dost olduklarını tabana nasıl anlatmak gerektiği sorusu da kenarda bekliyor.

Irak ve Suriye tecrübeleri, her iki ülkedeki nüfus ve siyasi ağırlıklarla mütekabil fakat o ülkelerin başkentinde güçlü olarak Kürtleri daha anlamlı, daha aktif olabileceklerini gösterdi. Bu Kürtlerin kendi aralarında sınırları aşan bir etkileşime sahip olmamaları anlamına gelmiyor. Kaldı ki bunu engellemek mümkün de değil doğru da. Ancak bu ortaklaşma bölgedeki başkentlere rağmen kurmak istenince işin faturası hem o ülkedeki diğer unsurlara hem de Kürtlere çıkıyor. Bunu söyleyen de Duhok’ta konuşan Osman Baydemir’di. “İç birlik Ankara’ya, Bağdat’a, Suriye’ye, Tahran’a karşı değildir, Orta Doğu’da barış ve istikrar sağlandığında Türk, Arap ve Fars kardeşlerimiz bizimle birlikte demokrasi ve barışa ulaşacaktır.”

Anlaşmanın açığa düşürdüğü diğer kesim ise SDG ve bileşenlerini tereddütsüz düşman olarak tanımlayanlar oldu. Şimdi SDG mensupları Suriye hükümetinin üyeleri olarak Türkiye ile aynı masaya oturabilecekler. Gönül ister ki bu normalleşmenin ardından Türkiye’deki belediyeler nasıl Halep’i ve diğer Suriye şehirlerini imar etmek için bir çabaya girdilerse aynı çaba Kamışlı ve Haseke için de gösterilir.

Varılan mutabakat Kürtlerin bulundukları ülkelerin başkentlerinde ülkenin tümü için siyasi mücadele verdiklerinde kazanabileceklerine dair önemli bir işaret. Kürtlerin dillerinin tanınmasından birey olarak kimliklerini ifade etme haklarına kadar yapılan haksızlıklara karşı verilecek kavganın adresi bir kere daha görünür oldu.

Tabanları nefret söylemi ile sürekli ayakta tutan elitlerin soğuk gerçekle karşılaşıldığında hatalarını kabul etmek yerine tonu daha da yükseltmelerinin faturasını ne yazık ki temsil edildiği iddia edilen kitleler ödüyor.

Şimdi daha önceki anlaşmaların uygulanmasını ya geciktiren ya da engelleyen SDG içi PKK geriliminin bu anlaşmayı da engellememesi gerekiyor. Eğer ilerleme sağlanırsa bundan hem Suriye hem Türkiye halkları birlikte kazanacak. Türkiye’de PKK’nın silah bırakması süreci ile ilgili başta yasal düzenlemelere ilişkin de geciktirmek için bir gerekçe kalmayacak.

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.