Back To Top
Korkacak bir şey yok, korkulardan başka

Korkacak bir şey yok, korkulardan başka

 - Son Güncelleme: 04.06.2019 Salı 10:23
- A +

Önceki yazımızda romancı William Golding’in meşhur romanı Sineklerin Tanrısı’nda anlattığı, hayatta kalma endişesi ile vahşilere dönüşen çocuklardan bahsetmiş, Amerikalı psikiyatr Paul D. MacLean’in üç katmanlı beyin teorisinde geçen “ilkel beyin” katmanı ile vahşileşen çocukların davranış kalıpları arasında bir irtibat kurmuştuk.

“İlkel beyin” öylesine güçlü ki, gelişimini tamamlamış yetişkin beyni bile yeterince ajite edilip hayati bir tehlikede olduğuna inandırılabilirse “Sineklerin Tanrısı’na” teslim olabiliyor.

İnsan toplulukları, hayatta kalma endişesine kapıldıkları zaman, fiziksel arzularının tatmini ve korkularının izalesinin ötesindeki medeniyet ufkunu kaybedip ilkelleşebiliyorlar. Paul MacLean’in tarifini yaptığı ilkel beyin (r-complex) insan davranışını belirler hale geliyor.

Sineklerin Tanrısı’nın kontrolü ele aldığı böylesi dönemlerde, duygusal ve bilişsel çıpa vazifesi görecek, zıvanadan çıkan toplulukların ayaklarını yere bastıracak, bilge kanaat önderlerinin varlığından mahrum topluluklar, tamiri mümkün olmayan hasarlara sebep oluyor, korkunç cinayetler işleyebiliyorlar. Bu cinnet hali, hemen her seferinde, tıpkı Golding’in romanında anlattığı gibi her şeyi tahrip eden bir felaketle sonuçlanıyor.

Nazi Almanya’sında, Ruanda’da, Bosna’da, Myanmar’da milyonlarca insanın katledilmesiyle neticelenen hadiselerin arkasında işte böyle cinnet halleri var.

İnsanlar kendilerine empoze edilen korkuları, endişeleri önce “farkındalık” zannediyorlar. Her köşede bir “öcü”, her gelişmenin arkasında bir “düşman”, her yeni gündemin ardında bir “ihanet” arayıp bulmaya başlıyorlar.

Bu şizofrenik hal öyle bir noktaya varıyor ki, ölesiye korkutulmuş, ajite edilmiş kitleler, linç için, katliam için sokaklara dökülüyorlar. Korktukları ölçüde zalimleşen güruh, bir sel gibi her şeyi önüne katıp sürüklüyor. Normalde karınca incitmeyecek kimseler, ölmemek için öldürmeye, aç kalmamak için çalıp çırpmaya başlıyorlar. Ahlâki ve hukuki barajlar bir kez aşıldı mı geri dönüşü olmayan bir yola girilmiş oluyor. Bu insanlar için acımasızca öldürdükleri yahut hakkına tecavüz ettikleri ilk kişi ile yüzüncü kişi arasında bir fark kalmıyor çünkü.

***

Son zamanlarda, maalesef güzel ülkemizde de hayatta kalma endişelerinden beslenen gerilimlerin arttığına şahit oluyoruz. Sosyal medya da korkuların bir yangın gibi yayılmasına zemin sağlıyor.

Sineklerin tanrısına, şeytanların prensine, içimizde saklanan karanlığa davetiye çıkartıyoruz adeta.

Birçok insanımız ciddi ciddi, dört bir yanımızın bize saldırmak üzere sınırlarımıza mühimmat yığan düşmanlarla sarılı olduğuna, bir Haçlı seferi ile karşı karşıya olduğumuza inanıyor.

Komşularının, iş arkadaşlarının kendisini kesmek için kuytularda bıçaklarını bilediğinden kuşkulananlar var.

Ülkemizi zayıf düşürmek, fakirleştirmek isteyen, sürekli sabotaj peşinde, sinsi “iç düşmanların” varlığına kani, hatırı sayılır sayıda kişi mevcut. Ve bu kişilerin zihninden “neden böyle yapsınlar ki” sorusu hiç geçmiyor. Çünkü ilkel beyin düşünmüyor, davranışları içgüdüsel tepkilere indirgiyor.

Siyasi görüşlerini, inançlarını benimsemeyenleri “vatan haini”, “gafil”, “münafık”, “düşmanın casusu” gibi yaftalarla anmaya başlayanlar, içlerinde -kendi psikolojik dengelerini de alt üst eden- anlamsız kinler büyütüyorlar.

Komplo teorileri ve yine aslında temelsiz korkuları kışkırtmak için üretilmiş sayısız propaganda metni, toplumsal barışın temellerine yerleştirilen bombalara benziyor. Sosyal medyanın tahrip gücünü arttırdığı bombalar…

Bu bombaları etkisiz hale getirmemiz lazım.

Bu tür korkuların marazi (şizofrenik) korkular olduğunu anlamalıyız.

Bu ülkeyi gerçekten seviyorsak kardeşliği, merhameti, hakka-hukuka riayeti ve empatiyi öne çıkartmalıyız, düşmanlığı, kini, çatışmayı değil!

İstiklal marşı şairimizin dediği gibi “bu şafaklarda yüzen al sancağın sönmesinden” korkmamalıyız. Bizi bununla korkutanlara itibar etmemeliyiz. Zira korkular üzerine ne toplumsal düzen inşa edilebilir ne de medeniyet.

Bayramınız mübarek olsun…

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Nurettin 04 Haziran 2019 21:55
Çok güzel tespitler, umarım korkutularak bir yerlere kanalize edilmiyoruzdur.. Cenabı Allah c.c. umduklarımıza nail, korktuklarımızdan emîn eylesin bizleri...
Köroğlu 04 Haziran 2019 13:50
Bir itirazım var: Sineklerin Tanrısı bir marjinal durumu, bir cinnet halini tasvir etmez. Normalin ve doğalın bu olduğunu söyler (Her koşulda doğayı hakimiyetine alabilen rasyonel beyaz adam Robinson Cruseo'ya kökten bir eleştiridir) İnsanı kendi haline bırakırsan Naziler, SSCB, Katolik kilisesi çıkar der. İstisna olan, anomali olan demokrasidir. O yüzden kırılgandır. Bu dünya Ralph'ın değil Jack'in dünyası diye uyarır Ralphleri. Yalan diyemem.
KARAR OKURU 04 Haziran 2019 08:42
Korku aynı zaman da insanı yalana ve riyakarliga da sürükler.
Kul abdi 04 Haziran 2019 03:28
Sayın yazar dediğiniz çok doğru... Korkuları yenmenin en önemli yolu üstüne üstüne gitmektir. Korkularıyla yüzleşemeyen birey hayatı boyunca özgüven bunalımı yaşar. Hayatından lezzet alamaz çevresine de mutluluk ve Neşe saçamaz... O halde yapmamız gereken en önemli şey düşüncelerimizle konuşmaktır olabildiğince Özgür ve korkmadan...
KARAR OKURU 04 Haziran 2019 01:34
Ornekte de goruldugu gibi curuyen butun capsiz rejimlerin son siginagi Korku ve Korkutma'dir...
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN