Back To Top
Sineklerin Tanrısı Şeytanların Prensi

Sineklerin Tanrısı Şeytanların Prensi

 - Son Güncelleme: 28.05.2019 Salı 09:18
- A +

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi İngiliz romancı William Gerald Golding, “Sineklerin Tanrısı” isimli meşhur romanında, başlarında hiçbir yetişkin olmadan ıssız bir adaya düşen bir grup çocuğun hikayesini anlatır.   

Hikâye ilginçtir: Altı ila on iki yaş arasındaki çocuklar, büyüklerin yokluğunda ne yapacaklarını söyleyecek birilerine ihtiyaç duyarlar. Hemen bir oylamayla, yaşça en büyük iki çocuk olan Ralph ve Jack arasından, iyi yürekli Ralph’i kendilerine lider seçerler. Jack cesur ama “karanlık” bir karakterdir. Ralph’in liderliğine razı olmuş görünür ama onun bir düzen kurma çabalarına katkı sağlamaz. Çocukları korkutan bir yaban domuzunu avlamak için kendine kesici silahlar yapar, ikna ettiği bir grup çocukla beraber o domuzu yakalayıp öldürür. Böylece hem korkularını izale ettiği hem de sabah akşam meyve yemekten kurtardığı “avcı” çocukların desteğini alarak liderliği Ralph’in elinden alır.  

Jack’in liderliğindeki çocuklar -kısa sürede içinde- yetiştikleri medeniyetin bütün usullerini, geleneklerini terk edip vahşileşirler. Artık düzen ve kurallar yoktur hayatlarında. Her şey Jack’in iki dudağı arasındadır. Kendi zihinlerinde ürettikleri bir canavara dair korkularla yaşamaya, o korkuların verdiği dayanışma hissiyle, kendileri gibi olmayan, düşünmeyen arkadaşlarına karşı şiddet uygulamaya başlarlar. Korku paranoyaya, paranoya kolektif bir çılgınlığa döner ve iş çocukların kendi arkadaşlarını vahşice katletmesine kadar varır. 

Nihayet, bu zıvanadan çıkmış, gözü dönmüş “avcı” çocuklar, liderlerinin adadaki olumsuzluklardan sorumlu tuttuğu “sinsi düşman” Ralph’i bulup öldürmek üzere yola çıkarlar. Onu saklandığı, çalılıklardan yapılmış kulübede bulurlar. Eski liderlerini canlı canlı yakmaya hazırdırlar. Kulübeyi ateşe verirler. Bunu yaparken tüm adayı yakıp kül edecek bir yangın çıkarttıklarının da farkına varamamışlardır. 

Arkasındaki avcıların linçinden ve onların ateşe verdiği adadaki yangından can havliyle kaçarak sahile ulaşan Ralph’i, tüm ümitlerinin bittiği noktada bir deniz subayı karşılar. Denizci askerler yanan adadan çıkan dumanı görüp sahile yanaşmışlardır.  

Ralph kurtulmuştur ama diğer çocuklar topluca işledikleri cinayetlerin yükünü ömürleri boyunca sırtlarında taşıyacaklardır. 

***

Golding’in romanına seçtiği “Sineklerin Tanrısı” ismi çok dikkat çekici. 

Eski Ahit’e göre “Ba’al Zəbûb” Filistinlilerin taptığı bir tanrıymış. Yahudiler ise ona “şeytanların prensi” diyorlarmış. İşte bu “Ba’al Zəbûb” yahut “Beelzebub” ifadesinde “Ba” tanrı, “Zebub” ise “sinekler” anlamına geliyormuş. Hıristiyan geleneğinde ise “Beelzebub” en güçlü üç şeytandan biri olarak kabul edilmiş. Yani yazar kitabına “Sineklerin Tanrısı” ismini seçerken, Tevrat, İncil ve çeşitli gnostik metinlere gönderme yapmış.  

Golding bu seçimiyle, kadim kutsal metinlerde anlatılan şeytanın aslında insanoğlunun içinde yaşadığına işaret ediyor. Maddi arzuları tatmin etme hırsından, korku ve paranoyadan beslenerek güçlenen, insanları en korkunç cürümleri işlemeye sevk eden ilkel ve karanlık bir içgüdü bu… 

Bu insanı vahşileştiren içgüdünün izi, bilimsel bir teoride de sürülebilir. 

Amerikalı sinirbilimci Paul D. MacLean, “triune brain” teorisi ile insan beyninin sürüngen beyin/ilkel beyin (reptilian complex), duygusal beyin (limbik sistem) ve düşünen beyin (neocortex) olarak üç katmanlı bir modelle anlaşılabileceğini ileri sürer.  

MacLean’e göre, ilkel beyin “hayatta kalma” içgüdüsünün merkezidir. Ona göre beynimizin sürüngenlerin beyinleriyle benzerlik arz eden bu kısmında düşünme gerçekleşmez. Bu katman içgüdüseldir. Tehlike anında vücudu alarma geçirir ama ölmemek için “gereken ne varsa” yapma güdüsünün, bencil, vahşi, kural tanımaz davranışların kaynağı da aynı bölgedir.  

Golding, beyinleri henüz empati, fedakârlık, diğerkâmlık, merhamet gibi duyguları ve ahlak, etik, sosyal sözleşmeler gibi soyut fikirleri “işleyebilecek” seviyede gelişmediği için kolayca vahşileşebilen çocuklar üzerinde bir alegori kurgulamıştır.  

Bu zihin açıcı alegori üzerinde düşünmeye devam edeceğiz ama yerimiz bitti. İnşallah önümüzdeki hafta kaldığımız yerden devam edelim. 

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Okur 04 Haziran 2019 02:16
Daha önceki yazınızdan bu sonuca geleceğinizden emindim, yanılmamışım. Bence siz de 70 kusur yıl önce yazılmış hayali bir romanı bugünle ve bu ülkeyle karşılaştırmaya çalışmakla olayı abartmışsınız. Bence kendi geçmişimizden veya toplumsal durumu ve geçmişi bize benzer ülke varsa onların geçmişleriyle karşılaştırma yapmaya kalkışsaydınız daha isabetli olurdu. Ama onun için de yeterli altyapı ve emek ister ki o da köşe yazarlarında mevcut mudur, emin değilim.....
Fevzi 28 Mayıs 2019 18:10
Şahane bir analiz olmuş. Bu ülkeyi çocuk beyinliler yönetiyor derdim hep zaten. Henüz hiçbir etik, sosyal yeteneği gelişmemiş, diğerkamlık özelliği olmayan, empati yoksunu.... Toplumun çoğu da onların yolundan gidiyor ne yazık ki... Ülke yangın yer. Kazanmak, herşeye sahip olmak tek hedef. Yetmiyor, yedikleri... Hep beraber yanıyoruz. Yeter!
KARAR OKURU 28 Mayıs 2019 18:05
Sizin mahalleden böyle entelektüel yazarların çıkması ne kadar güzel. Zevkle okudum.Umarim bu tür yazilariniza devam edersiniz.
Ayhan Saltan 28 Mayıs 2019 10:53
Salih Cenap Bey, makaleniz ve tahliliniz takdire mecbur kaldığımız bir yazı olmuş.Kökü Habil ve Kabil nizahına dayanan bir roman ancak bu kadar anlaşılır tahlil edilebilirdi.Şimdi hiç eğip bükmeden insan gerçeğinin dehşetli sonucu bu oman bu gün de, altmışbeş yıl önce de ve nihayetinde yaratılıştan bu yana aynı hikayeyi barındırıyor.İbret mi, ne mümkün."Orada fitne çıkaracak, kan dökecek birini mi yaratacaksın" kutlu cümlesi izahtan vareste olayın özüdür.Ne yapalım, elden ne gelir, tahammülden başka?
Ben 28 Mayıs 2019 10:14
Geçen haftaki konudan devam ediyoruz sanırım. Toplumsal paranoyamızı anlamak ve sorunlarımızı teşhis için ideal konular. Ortada korkular ve paranoyalar varsa akıl ve ahlak sükuta uğruyor. En büyük ahlaksızlıklar ve adaletsizlikler topluca yapılıp bundan herhangi bir rahatsızlık hissedilmiyor. İnsanların öncelikle kötü olduğu ve iyiye çevrilebilmesi için olağanüstü bir çabaya ihtiyaç olduğunun farkına varılması gerekiyor. Demek ki iyi olabilmek için öncelikle paranoyalardan, komplo teorilerinden, korkutmalardan kurtulunması gerekiyor.
KARAR OKURU 28 Mayıs 2019 00:25
Toparlasaydın keşke be Hocam!..
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN