Zorbalığın gece yarısı, iradenin şafağı

ABD, Venezuela’ya hukuksuz müdahalesiyle sadece bir ülkenin egemenliğine değil, insanlığın vicdan birikimine ve hukuk idealine ağır bir darbe indirmiş oldu.

Ancak bugün asıl büyük tehlike, bu zorbalığın yarattığı fiili durumdan ziyade, zihinlerimizde açtığı o derin “anlam kaybı” ve irademizi teslim alan sinizm.

Sokaklarda, kahvehanelerde ve dijital mecralarda tekrarlanan, “Uluslararası hukuk koca bir yalandı zaten,” “Dünyada tek hakikat kaba kuvvettir,” “Güçlüysen kural filan tanımazsın” türünden zehirli fısıltılar aslında insanın binlerce yıllık medeniyet yürüyüşüne ihanet!

Bu sinik tavır, hem insanlık onurunu kemiriyor hem de bir gerilemeye işaret ediyor.

Bir “çaresizlik/acizlik” çukuruna yuvarlanmamak için, sadece siyasi değil, felsefi bir hesaplaşmaya ihtiyacımız var.

Physis’ten Nomos’a: İnsan Olmanın Sınırı

İnsanlık tarihi, physis’in (doğanın çiğ vahşetinin), nomos (yasa, kural ve düzen) tarafından dizginlenmesinin tarihidir.

Bir sırtlanın savunmasız bir ceylanı parçalayıp yemesi “doğaldır”. Ancak insanı insan yapan, doğanın bu çiğ vahşetine teslim olmak değil, onu dizginlemektir.

İnsan doğal vahşete karşı barınaklar, diller ve yasalar inşa ederek insan olmuştur.

Gücü tek belirleyici kabul etmek, binlerce yıllık medeniyet kazanımını çöpe atıp ormana geri dönme çağrısıdır.

Unutulmamalıdır ki orman kanununun işlediği yerde kimse güvende değildir.

Zulme Boyun Eğmek Kader Değildir

Zulmü “alnımızın yazısı” veya “hayatımızın tabiatı” olarak kodlamak, şeytana teslim olmaktır.

Kötülüğü metafizik bir zorunluluk gibi kabul etmek, irademizi felç eder.

Zulme karşı koyacak fiziki gücümüz yoksa bile, ona karşı kalbî ve fikrî bir mesafe koymak, insan haysiyetinin gereğidir.

Tarih, “böyle gelmiş böyle gider” diyenlerin değil, o gidişata “hayır” diyerek çomak sokanların hikayesidir.

Eğer geçmişte istisnasız herkes gaddarlık karşısında boyun eğseydi, bugün sığınacağımız ne bir kanunumuz ne de bir kurumumuz olurdu.

Peygamberlerin Mirası: Firavunlara Karşı Dik Durmak

Bugün çaresizlik içinde kıvrananlara hatırlatmak gerekir: Hz. İbrahim Nemrut’a, Hz. Musa Firavun’a, Hz. Muhammed ise Kureyş aristokrasisine karşı tek başlarına dururken ellerinde ordular yoktu.

Onlar, gücün niceliğine değil, hakikatin niteliğine yaslanarak bize şunu öğrettiler: Zulmün büyüklüğü, hakkın küçüklüğüne delalet etmez.

Tiranların karşısında boyun eğmemek, fiziksel bir zafer garantisi olmasa da ahlaki bir varoluş şartıdır.

Makyavelist Safsata: “Dinsizin Hakkından İmansız Gelir”

Halk arasında bir kanser gibi yayılan, “zalimlerle ancak onlardan daha acımasız, daha kural tanımaz, daha vicdansız olarak başa çıkılabilir” yanılgısı, kötülüğü derinleştirmekten başka işe yaramaz.

Zalimi, ondan daha zalim olarak devirmek, zafer değil, kötülüğün bayrak değişimidir.

Zulüm daha fazla zulümle ortadan kaldırılamaz.

Kötüyü, onun yöntemlerini kullanarak alt ettiğinizde, sizde artık “iyilik” namına hiçbir şey kalmaz.

Nesneleşmeye İtiraz

Bugün toplumda kaybolan şey, bireyin ve toplumun fail olma (agency) kapasitesidir.

İnsan, kaçınılmaz olayların ya da başa çıkılmaz güçlerin oradan oraya savurduğu bir nesne olmaya itiraz etmedikçe özne olamaz.

Fail (özne) olmak, sonuç ne olursa olsun, eyleminin ahlaki sorumluluğunu üstlenmek demektir.

Kendi iradesinden vazgeçen, güvenlik endişesiyle ruhunu zorbaların ellerine teslim eden herkes, köleleşmeye ve sömürülmeye mahkûmdur.

İtilip kakılan, korkutularak iradeleri felç edilen insanlar olabiliriz. Ancak kendi hayatlarımızın ve tarihin “öznesi” olmayı, kötülüğe karşı durmayı, tiranlara “hayır” demeyi öğrenmek zorundayız.

Kendimizi, adil, şeffaf ve eşitlikçi bir dünyanın mümkün olduğuna inanan ve bu uğurda ahlaki üstünlüğünü kaybetmeden mücadele eden insanlar olarak konumlamak zorundayız.

Zorbalık geçicidir; ancak ona gösterilen rızanın yarattığı karakter aşınması kalıcıdır.

Güce tapmak bizi korumaz, köleleştirir.

Kendimizi vahşi hayvanların avı olmaktan kurtaralı çok oldu, artık vahşi insanların avı olmaktan da kurtulmanın yolunu bulmamız gerekiyor.

YORUMLAR (2)
2 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.