Mağduriyet yüzyılı

28 Şubat’ın soğuğunu iliklerimize kadar hissettiğimiz zamanlardı. Çaresizliğin doruğunda nefes almaya çalışan bir insan topluluğuyduk, aslında kadınlar topluluğuyduk. Başka bir ülkede anlatsan “şaka mı tüm bu olanlar” diyerek şaşıracakları tüm olayların öznesiydik. Müslüman bir ülkede başörtüsü taktığımız için eğitim hakkı, çalışma hakkı elinden alınmış, yaşama çok geriden başlaması şöyle dursun ilerlemesi de mümkün olmayan gerçek mağdurlar topluluğuyduk.

Benim bu soğuk yüzle ilk yüzleşmem Göztepe dolmuşunda oldu. Okulsuzluk, işsizlik, güçsüzlük detay kalır yanında. Marmara Üniversitesi kampüsünün önünden geçerken protestoyu gören bir bayan yolcunun yüzüme baka baka haykırmasıyla oldu. Hedefine girdiğim, göz göze geldiğimiz ilk anda düğmeye bastı ve başladı “biz olduğumuz sürece bu ülkede kurallara uymayı öğreneceksiniz” ayaktayım ben, boşalan bir yere dahi oturmuyorum. Aslında baştan sona benzetirim de artık aileyle çatışma, hayatla çatışma, razı olduğum yeni hayat tarzıyla çatışma, öyle sinik ve silik haldeyim. Özgüven diye bir mefhum kırıntı düzeyinde dahi kalmamış. Bu yorgunluk sonrası sadece göze batmamak istiyorum. Fakat mümkün değil. O yıllar arkasında godoman cemaatler olmayan tüm mağdurlar için böyle yıllardı.

Dolmuştaki o bayanda peydah olmuş o güç bu dayatılmış ve büyütülmüş, senelerin seküler öfkesiydi.

Ellerimi sıktığım yumruğuma tırnaklarımı geçirdim. Hırsımdan dudaklarımı ısırdım. Hasılı ne derseniz deyin, mobbinge uğramanın tarihini bu ülkede 28 Şubat mağdurları yazdı.

O an yaşadıklarım ve beraberinde senelerce sürmüş bu an “bu güç bende olsaydı karşımdakine asla bunu yapmazdım” diye diye perçinlendi. Zaten uğruna bedeller ödediğin o din de tam da bunu emrediyordu. Herkesin senden emin olduğu, senden asla zarar göremeyeceğini, senin hiçbir şekilde yalan söylemeyeceğini bildiği, gücün sahibi olursan da kendi hukukundan çok karşındakinin hukukunu gözeteceği o ahlakı emrediyordu, Maide Suresi’nde bahsedilen herhangi bir topluluğa olan kinin bizi adaletsizliğe sevk etmemesi gerekliliğini… Ben senelerce “ben asla bu kötülüğü yapmazdım” diye diye dolmuştaki o kadına gıyabında yükseldim. “Sen kimsin be kadın” diyememiş olmanın keşkesini yaşadım. İşte şimdi buradan soruyorum en azından “sen kimsin be kadın”

Zamanlar geldi geçti. Dünya değişti. Gücün yerleşmesi tescillenince işler başka bir hale geliyordu artık. Her şeyi en çok kendisine hak görmeler şimdi de bu tarafta başlıyordu. “Eee senelerin mağdurusun” neticede başlığı altında sonsuz bir imtiyazlar silsilesi. Peşi sıra bitmeyecek, sonsuzluk ve bir gün kadar sürecek, hatta edebiyat olarak külliyata girecek mağduriyet yılları başlıyordu. Belki Mağduriyet çağı olarak da adlandırılabilir gelecekte. Ben burada arkadaşlar “mağduriyet bitti” demek istiyordum. “Yeter abartmayın” demek istiyordum.

Evet bitmiyordu bu mağduriyet. Dolmuşta o silik, yitik halde, aman tadımız kaçmasın Ali Rıza Bey modunda takılı kalmıştım ben ve saz arkadaşlarım. Fakat devir, o bayanın seküler tebaasından aldığı güçle bizleri linçlediği o günler, ezan hadi ezan’lar artık İslamcıların sanki dinin buyruklarına çok da önem veriyormuş gibi başka hayatları linçlemesine evriliyordu. Her şey biz yaşarken oluyordu.

Günü geldi ben de nasibimi aldım Ayasofya’yı korumak zorunda oluşu hatırlattığım için. Mabede duydukları hassasiyeti muhafazakâr bir bayana küfrederken hissetmiyorlardı enteresan. İşte o linç günlerimde dolmuştaki bayana rahmet okudum ve o an onu affettim. Bin beteriyle kendi cenahımda karşılaşmıştım. Aslında böyle bir cenah da yokmuş, balonmuş. Başörtülü kızlarla kim evlenecek’ten, başörtülü muhalifleri nasıl linçleriz’e dönen pragmatist zihinlerin kooperatifiymiş bu devir. Güç sevdalılarının kuralsızlığı: “Türkiye Yüzyılı” yani.

Yoksa kelime heyulası 5-10’u geçmeyecek, birleşseler köşe takımı bile olamayacak köşe yazarı tayfası ne yapsın benim Ayasofya yazımı. Onlar kitlelere oynuyor, kitleler de sana… O hafta böyle diğer hafta böyle. Ellerindeki linç listelerine tik ata ata ilerliyorlar, işte bu devirde zamanlar böyle geçiyordu.

Sonraki hafta linç konuğumuz olarak sahnelere Ebrar Karakurt geliyordu. Dine mugayir olduğunu düşündükleri tarz-ı hayatı için kızı sabah akşam kurda kuşa yem atar gibi parçalıyorlardı. Aynı amentüde buluşmuyorlar fakat aynı leş üzerinde buluşan akbabalar gibi buluşuyorlardı mesela. Bunları yapan şahısların da dinin hemen tüm emirlerinin hiçe sayıldığı bu zamana karşı da en ufak bir eleştirisi yoktu enteresandır. Yok tabi, tabiri caizse zorlar biraz o türlüsü. Bizler küçük lokmayız.

Tekrarlıyorum ki bu din herkesin hukukunu korumak, en çok da senden olmayanın hukukunu korumak için bir güvence ise ki Allah böyle söylüyor (Kur’an 5:8) Kimse bir başkasının onuruyla böyle fütursuzca hesaplaşırken kendisine referans olarak ed-din’in emirlerini almıyor, mış gibi yapıyor. Karşısında durduğumuz, ortak paydada buluştuğumuz tüm yasaklar iyi ve adil bir ahlak ve de sahih bir bilinç yerleştirmemiz gerektiğiyle alakalı, düşman bularak, bulamazsak yaratarak onu hedef göstermekle değil.

Öyle organize şekilde yuhalayarak, başarılarını yok sayarak, bir parçası olduğu etkinliği görmezden gelerek anlık bir şovla olacak işler değil bunlar. Kervan yüklü faiz döngüsüne ses çıkarmazsan mesela bu hassasiyetinin burada da bir numarası yoktur. Gördüğün bir hukuksuzluğa ses çıkaramıyorsan bu konuda da esamen okunmaz. Namaz kılmıyorsan namaz kılmayanı eleştiremezsin, faize koyduğun hesapta paran büyüyorken sen LGBT aman da LGBT diyemezsin. Dersen de bunun kimsede bir karşılığı yok. Herkes samimiyete inanır.

İnsan onuru her şeyden kıymetlidir. Onun üstünde tepinerek hiçbir şey elde edemezsiniz. İşine gelen yasakları dile dolayıp işine gelmeyenlere de susuyorsan da sen bir fikir sahibi veya önderi olamazsın fakat “aman bu söylediklerim kornere mi gitti yoksa taça mı” düşünme diye dikilmiş köşe gönderi olabilirsin.

YORUMLAR (30)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
30 Yorum