Ölüm kokusu

Baş kaldırmayı mı öğrenmeli önce insan? Tıpkı solgun güneşin kirli tüller arasından sızarak uçuşan tozları teşhir ettiği bunaltıcı bir yaz ikindisinde, sanki dünyada yapacağı tüm işler tükenmiş, seveceği tüm insanlar yitip gitmiş, izleyeceği tüm filmler bitmiş, dinleyeceği tüm müzikler sona ermiş de sessizliği bozan bir duvar saati tıkırtısından başka arkadaşı kalmamış zavallı birisinin başkaldırışı gibi kalkmalı mı yerinden?

Kendi tükenmişliğine yine kendisi mi isyan edecek? Bu zavallının merhamete layık olmayan suçu kendi prangalarını yine kendi elleriyle geçirmiş olması. Tükürün onun yüzüne! Ve o tükürsün kendi yüzüne!
İnsanın en acımasız sırları kendinden sakladıklarıdır. Dolaşın şu günahkârlar arasında, bir onunla bir bununla düşüp kalkın hadi! Söylesinler size şu kadim gerçeği: hiçbir ahlaksızlığımız olmadı ki kendimizi onun yüce bir tanrısal buyruk olduğuna inandırmış olmayalım. Ve hiçbir boğaz kesmiş olmayalım ki kendimize ibrahimvâri bir kendinden eminlik görmemiş olalım.

Kahrolası insan, ne inkarcıdır o! Tam da bundandır ki insandan umudunuzu kesmeyin, tıpkı Tanrının kesmediği gibi. Hayır, asla kesmeyin, şeytan kadar ümitvâr olun insan hakkında. İnsan değil midir tarih boyu erdem ve iyilik hakkında binlerce cilt kitap yazıp asırlar sonra çirkin bir medeniyetten başkasına ulaşamamış olan? Bir gözü teleskopta derin uzayı temaşa ederken, diğer gözünü istemsiz el parmağı hareketiyle kör eden bir bebek gibi.

İnsan değil midir milatlar öncesinde kardeşini kralın buyruğuna karşı gelerek toprağa gömebilmek için otoriteye başkaldıran Antigone’yi bir isyan kahramanı yaparken, modern zamanlarda gereksiz fedakâr, bakıcı sendromlu birisi diyerek betimleyen.

İnsan değil mi peygamberini “Bu nasıl Peygamber ki bizim gibi yiyip içiyor, çarşı pazarda gezip dolaşıyor” (25;7) diyerek dünyevi olmasına dair bir anlamı bulamayarak, ona neredeyse İlahı kadar anlam yükleyerek tahayyülü imkânsız bir tasavvura iteleyen. İnsan değil mi atılmış bir sudan çok daha fazla bir anlamı olmayan.

Hiç durmadan inşa ettik, kıskançlık dolu bir kinle yıktık. Dünya sürgünümüzün ilk gününden beri güneş hep geceden tatmin olamamış insanların üzerine doğdu ve gündüzden tatmin olamamışların üzerine battı. Ne akıttığımız kan bizi tatmin etti ne de evrene dair keşfettiğimiz en şaşılacak şeyler. Üzerimizde, ineceği durağa yaklaştığı ve inmek zorunda olduğu halde yarı uyku yarı uyanıklık halinin verdiği mayhoşluktan ayrılmak istemeyen otobüs yolcusunun miskinliği var. Belki de entropi yasasının tuhaf bir tecellisi bu, insan ilk durumundan uzaklaştıkça geçen asırlar onun enerjisini sömürürmüş, tıpkı bunun gibi.

Ölüm sessizdir, ölüm sessizliği dedikleri şey de hakikattir. İşin aslında ise her ölüm bir çığlıktır. Bazı ölümlerin çığlığı isyandandır. Ölümün ulvi bir teslimiyet ile kabullenilmesi hiçbir zaman insanın kendisine yazgı diye sunulmaya çalışılan dayatmalara karşı soylu başkaldırısına engel değildir. Evet, ölümlerin çoğu hayata verilen son bir cevaptır, ama bazı ölümler hayata ve sisteme yönelen en hak edilmiş sorulardır aynı zamanda.

Böylece ölüm metafizik bir kopuş olmaktan çıkarak yaşamın- ölen kişinin ardında kalanlar için yaşanan yaşamın- tam kalbine saplanan bir hançere dönüşür. Ölü, “geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan geçince başlayan bitmeyen sükûnlu gece” ile hemhal olurken, ardında en az bir tane aydınlanmış hayat bırakmış olmalıdır. Bu aydınlanmanın temel farkındalığı şudur: çürüyen cesetler değil zihniyetlerdir. Ve insan küstahtır, koşa koşa bataklığa girer de yine suçu bataklığı kurutmayan Tanrı’ya atar. “Kahrolası insan, ne nankördür o” (80:17).

Bir yönden bakıldığında da ölen kişi huzura kavuşmuş olandır. Yaşamın belleri çatlatan yükünü artık yaşayanlara bırakmıştır. Keşke yaşayanlar bu yükü daha önceden alsalardı üzerlerine, belki de ölen ölmezdi, yaşayanlardan biri olarak kalırdı. Ya da keşke yapıp ettikleri yüzünden ölüme yol açan da aynı yolda giderek ölen ile ebedi yoldaş olsaydı, daha adil olmaz mıydı?

Ölümün kokusu nemli bir toprak kokusu olmalı, tozlu bir beton kokusu değil.

YORUMLAR (11)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
11 Yorum