Adalet Bakanı ve hukuk güvenliği
Adalet Bakanı Akın Gürlek sanırım ülkemizde en çok tanınan bakandır. Neredeyse her gün gündemde, medyada bir haberi çıkıyor.
Kamuya sıkça açıklamalar yapması gereken Mehmet Şimşek bile bu kadar medyada değil. Hatta takdirle belirteyim, Şimşek herkese hitap etmek sorumluluğunu bilincinde, siyasi kavgalardan uzak duruyor.
Tabii Gürlek’in kamuoyundaki tanınırlığı, 2020 yılında 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanıyken AYM kararına uymayı reddetmesine kadar gider. Hele de başsavcılığı döneminde neredeyse her gün haber ve tartışma konusuydu.
Adalet Bakanları bizde HSK başkanıdırlar. Anayasa’ya göre, HSK “mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Hem bakanlığın ismi olan “Adalet” kavramı hem bu madde, Adalet Bakanlarının particilikte, siyasi tartışmalarda daha ölçülü olmalarını gerektirir.
BAKAN’IN SÖZLERİ
Sayın Bakan son günlerde son derece önemli iki açıklama yaptı:
“2028 yılında Sayın Cumhurbaşkanımızı tekrar seçmek için bir seçim düzenlenecek. Cumhurbaşkanımızı tekrar seçtirmemiz gerekiyor.”
Eh, söyleyecek söz yok. Zaten Gürlek’in bütün davranış ve icraatındaki amacın bu olduğu belli. Muhalif belediyelerin üzerinden silindir gibi geçerken, aynı türden ihaleler hakkında bile AK Partili belediyeler hakkında tek soruşturma açmaması, uluslararası raporlara geçmiş ve yargının tarafsız olmadığının örneklerinden biri olarak zikredilmişti. (Avrupa Komisyonu, 2025 Türkiye Raporu, fasıl 23)
Adalet Bakanı, iki gün önce, Türk-Amerikan İş Adamları Derneği tarafından New Jersey’de düzenlenen Küresel İş Zirvesi’nde konuştu. Bakanlık çalışmalarından bahsederek hukuk konusunda şunları söyledi:
“Kesinlikle Türkiye hukuk alanında dünyada, Avrupa’da en güvenilir, öngörülebilir ülke.”
Keşke böyle olsa; kim istemez ki…
HUKUK GÜVENLİĞİ?
Bakan Gürlek’in kendisi de Türkiye’de yatırımlara zarar veren “hukuk güvenliği” noksanını, “Yabancı yatırımcının Türkiye’ye gelebilmesi için hukuki güvenlik zemini oluşturmak istiyoruz” diyerek ifade etmişti: (27 Nisan)
Bu hukuk sorunu, araştırmalarda da açıkça görülüyor.
Türkiye’nin “hukuk devleti” puanı 2012 yılında en yükseğe çıkmıştı, ondan sonra otoriterleşme sürecinde adım adım geriledi, CB sisteminde tarihimizdeki en düşük seviyesine indi.
Akademik dünyada itibarlı veri olarak kabul edilen WJP Hukuk Devleti Endeksi’nde Türkiye’nin “Temel Haklar” puanı 2012 yılında 1 tam puan üzerinden 0,49 seviyesindeydi… 2025’te bu puanımız 0,30’a düştü! 2025’te dünyada 113. sıradayız!
Niye böyle oldu? Çünkü yetkiler tek elde toplandı. İktidar üzerinde parlamento denetimi de bağımsız yargı denetimi de sivil toplum denetimi de asgariye indi.
Nitekim bu denetim faktörlerini yansıtan “iktidar gücünün sınırlanması” kıstasında puanımız 2012’de 0,47 idi… Başkanlık sisteminin 8. yılında, 2025’te 0,28’e indi.
Tabii iktidar mensupları bu verileri reddediyor. İşte Adalet Bakanı da Türkiye’nin hukukta en güvenli ülke olduğunu söylüyor.
Hatta “dış güçler, Türkiye’yi kıskanıyor” falan diyenler de olabilir. Fakat…
HSK BAŞKANI OLARAK
Yollarına halılar serdiğimiz yatırımcılar, bizim övgülerimize değil, uluslararası kurumların verilerine ve kendi uzmanlarına inanıyorlar. Gelmiyorlar işte…
Vergi imtiyazları tanıyoruz, teminatlar veriyoruz… Ama Dubai’den çıkan sermaye bize gelmedi, Milano ile Hong Kong ve Singapur’a gitti.
Halbuki ilk on yılda bize de gayet iyi miktarlarda gelmişti.
Şimdi eldeki yatırım bile dışarıya gitmeye başladı.
Fon krizi inşallah güven faktörünü daha fazla sarsmadan tamir edilir.
Adalet Bakanı, HSK’nın başkanıdır. Politikacı kimliği bir tarafa, eski bir yargıç olarak, HSK üyelerinin tamamını iktidar politikacılarının belirlemesi içine siniyor mu?
HSK Başkanı olarak AİHM ve AYM kararlarının bağlayıcı olup olmadığı konusunda bir açıklama yapması gerekmiyor mu?
HSK’nın 15 Ocak 2020 günlü Resmî Gazete’de yayımlanan kararına göre, hâkimler AİHM ve AYM kararlarına uymalıdırlar. Niye uygulamıyorlar?
Bence sorunu buralarda aramak lazım. Çağrılarla yatırım gelmiyor, sıkıntılar çözülmüyor, ekonomi tam performansını ifa edemiyor.
