Back To Top
Demokratik tövbeler bozuldu mu?

Demokratik tövbeler bozuldu mu?

 - Son Güncelleme: 15.06.2019 Cumartesi 10:51
- A +

Dünkü Karar’daki Taha Akyol’un ‘Cehennem’in Dibine’ başlıklı yazısı İslam ve demokrasi meselesi üzerineydi. Bir süredir yine Karar’da Mehmet Ocaktan da aynı mesele üzerine yazıyor.

Aslında yıllar sonra İslam ve demokrasi üzerine yeniden yazılıyor demek daha doğru.

Çünkü 80’ler ve özellikle 90’ların en popüler tartışma konusuydu bu.

O yıllarda başlığında “İslam ve demokrasi” geçen onlarca kongre, konferans, panel düzenlenmiş, bu konuyu dergiler kapak yapmış, üzerine kitaplar yazılmış, yeni çıkan özel televizyonlarda sabahlara kadar “İslam ve demokrasi birlikte yaşayabilir mi?” “Demokrasi İslam’la bağdaşır mı?” sorularına cevaplar aranmıştı.

Tartışmalar bir akademik ya da entelektüel merakın sonucu ortaya çıkmamıştı.

Siyasi ve sosyal gerçeklik bunun konuşulmasını dayatmaktaydı.

80’lerle dindarlar şehirleşmeye, kamusal alanda görünür olmaya başlamışlardı. İslami hareketler, cemaatler büyüyor, İslami kesim medyada ve entelektüel hayatta önemli bir varlık gösteriyor ve tabii Refah Partisi yükseliyordu.

80 sonrası tüm dünyada da benzer bir trend vardı. İslami hareketler yükselişe geçmiş, iktidarları zorlamaya başlamıştı. O gün İslami hareketler Türkiye’de ve dünyada laik ve otoriter devletlerin karşısında muhalif ve direnen hareketlerdi.

Bu atmosfer içinde 1984 yılında ilk cildi yayınlanmış Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ın Anahatlarıyla İslam Hukuku kitabından dünkü yazısında Taha Akyol bir paragraf alıntılamış. Yazıyı henüz okuyamayanlar için o paragrafı tekrar alıntılayalım:

“Hususi hukukun hemen her branşına ait geniş ve derin araştırmalar yapılmış, bilgiler verilmiş olmasına rağmen kamu hukukunun konumuz olan branşına ait eser ve bilgiler oldukça mahduttur. Bunun en önemli sebebi Hz. Peygamber’den otuz yıl sonra başlamış olan saltanat ve istibdadın, bu bahisleri serbestçe işlemek, gerçeği çekinmeden söyleyip yazmak için gerekli fikir hürriyetine meydan vermemiş olmasıdır. Birçok İslam bilgininin yalnızca fiili muhalefetleri yahut zalim sultanlara karşı tarafsızlıklarını muhafaza etmek istemeleri karşısında çektikleri işkenceler bu baskı rejiminin bir başka delilini teşkil etmektedir.” (Anahatlarıyla İslam Hukuku, I, s. 165-166)

Paragraftaki İslam tarihi analizi, 19. yüzyılda Yeni Osmanlılar’ın Tanzimat istibdadı karşısında hürriyetçi, meşruiyetçi İslam ve siyaset yorumlarından farklı değil.

Her ikisi de benzer zorlukların ve ihtiyaçların içinden dillendirildiği için bunda şaşılacak bir şey de yok.

Aslında o yıllarda sadece Karaman değil, bugün siyasette aktif görevlerde olan, gazetelerde yazıp çizen pek çok İslami entelektüel ve siyasetçi de İslam’ın böyle hürriyetçi ve otorite karşıtı bir yorumunu savunuyordu.

O yıllarda Türkiye’deki İslam ve demokrasi tartışmalarının iki cephesi vardı.

Tartışmaların bir tarafında ‘İslam ile demokrasi asla uyuşmaz, günün sonunda Müslümanlar şeriat ister, bunlara asla inanılmaz’ diyen, neredeyse dindarlara asla değişmez, genetik ontolojik bir gerilik atfeden katı laikler duruyordu.

Onların karşısında ise İslam’ın demokrasi ile uyumlu olduğunu söyleyen, Medine Vesikası’ndan , Veda Hutbesi’nden örnekler veren, başörtüsünü bile “mini etekliler” karşılaştırmalarıyla liberal argümanlarla savunan dindar siyasetçiler, entelektüeller ve kamusal aydınlar bulunuyordu.

Tabii şimdi bir kısmı hapiste, bir kısmı sürgünde bazıları da dışlanmış olan liberal ve sol demokrat entelektüeller de statükoya karşı dindarların siyasal ve sosyal taleplerinin yanında duruyor, onların beyanına itimat ediyor,  toplumsal değişime şans tanıyordu.

Özellikle 1994’de Refah Partisi’nin büyükşehir belediyelerini kazanmasından sonra bu tartışmalar alevlendi.

1997 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Demokrasi Sempozyumu düzenlemiş, gazetelerde çıkan haberlere göre ev sahibi olan Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan,   sempozyumu Şerif Mardin, Doğu Ergil, Mehmet Ali Kılıçbay gibi hocalarla birlikte izlemiş, gazetecilerin soruları üzerine DEP’in kapatılmasına destek veren partisini demokrasi açısından eleştirmişti.

O yıllarda İslam ve demokrasi meselesinin en çok konuşulduğu mecralardan biri de bugün katılanların arşivlerden adlarını sildirmeye çalıştığı Abant Platformu’nun toplantılarıydı.

O günlerde muhafazakar ve laik kesimden neredeyse herkesin en az bir kere davet edildiği ya da katıldığı bu toplantıların en hararetlilerinden biri 2000 yılında yapılmıştı.

Toplantıda, Fazilet Partisi’nden ayrılmış ve bir yıl sonra AK Parti’yi kuracak kadroların önde gelenleri de hazır bulunuyordu.

“Demokratik Hukuk Devleti” başlıklı toplantının sonuç bildirisine İslam’ın demokrasiyle uyumlu olduğunu söyleyen bir cümlenin eklenme önerisi büyük tartışmalara neden olmuştu.

Cümleye itiraz edenlerden biri de laiklik ve İslam’ın demokrasi ile uyumu tezine karşı çıkmış Prof. Hayrettin Karaman’dı.

Ama Karaman, bir fıkıh alimi olarak bu cümleye itiraz ederken, siyaseten mevcut şartlarda birlikte yaşamanın yolunun demokrasi olduğunu söylüyordu.

Hatta o toplantıda bir adım daha da ileri gitmiş ve başta İslami camia olmak üzere her kesimi “demokratik tövbeye” çağırmıştı:

“Bütün kesimlerin bir demokratik tövbeye ihtiyaçları vardır. Yani sadece İslamcılar değil, bu ülkede bir çok ideoloji mensubu karşı tarafı bastırarak, susturarak, gerekirse imha ederek kendi değerlerini hakim kılmak istemiştir. Bunu ortaya koyalım efendim, bunu komünistler de İslamcılar da istemiştir. İslamcılar bundan vazgeçer mi? İslamcılar tövbe eder mi, mümin tövbe eder mi? Bu soruyu da buraya koyayım. Madem ki burada açıklıktan bahsediyoruz, bunların açıklıkla ortaya konması lazım, Müslümanlar ya da İslamcılar öyle laflar etmişlerdir ki, sadece laf etmekle kalmamışlardır, bazı örgütlenmeler ve bazı faaliyetler öyle gelişmiştir ki, samimi olan başka ideoloji mensuplarının korkmasına zemin hazırlanmıştır. Böyle bir korkunun makul zemini de vardır. Yok değildir, bunu ortaya koymak lazım.  Bütün kesimler hepsi birlikte varolarak nasıl yaşayabilirler? sorusunun cevabını aramak gerekiyor. Hepsinin tarzlarını olabilecek azami özgürlükler içerisinde nasıl yaşayabileceklerini ortaya koymamız gerekiyor. Bu hak ve özgürlükler yaşanırken, ülkenin halkı ve toprağıyla bölünmez bütünlüğünün nasıl kurulabileceği konusunun konuşulup formüllerinin oluşturulması icap eder.”

İşte AK Parti de 90’lardan itibaren yapılan bu İslam ve demokrasi tartışmalarının birikimi üzerine, demokratik tövbeler edilerek kuruldu.

Kendini “Muhafazakar demokrat” olarak adlandıran parti 2004 yılında Uluslararası Muhafazakarlık ve Demokrasi Sempozyumu düzenlemiş, sempozyumda konuşan Başbakan Erdoğan’ın “din adına parti kurmak topluma ve dine kötülük” sözleri o günlerde manşetlere çıkmıştı.

Bugün AK Parti, tek parti iktidarının 17’inci yılında.

Türkiye’ye özgü Başkanlık sistemiyle bütün kurumlara hakim, ona muhalefet etmenin, fikirlerini özgürce söylemenin imkanları da epey daralmış durumda.

İşte bu şartlarda Prof. Dr. Hayrettin Karaman önceki gün Yeni Şafak’taki köşesinde “Doğrucu Davut olmak” başlıklı bir yazı yazdı.

Yazı aslında başlığına ters biçimde, yöneticilerin yakın çevrelerinde kendilerine itiraz edecek, gerçeği söyleyecek danışmanlar ve yardımcılar bulundurması gerektiğini, yayınlandığı gazete açısından da cesurca bulunabilecek cümlelerle savunarak başlıyor.

Ama daha sonraki satırlardan Karaman’ın bu itiraz hakkını herkese tanımadığını anlıyoruz:

“Yazıya böyle başladım ama asıl maksadım, yalnızca doğruyu söylemenin yetmediği ve her zaman caiz olmadığı, doğru olmanın yanında bir de hikmet unsurunun bulunma zaruretine işaret etmek idi. Söz doğru olacak, ama doğru söz yerinde, zamanında, faydadan çok zarara sebep olmadığında söylenecek ki, hikmetli de olmuş olsun. Islaha, hakkın yerini bulmasına, yanlışın düzeltilmesine… faydası olmadığı halde düşmanın, zalimin, kötü niyetli kimselerin işine yarayacak doğruyu söylemek fazilet değildir; nefsi şişirebilir, alkış da alabilir ama hayırlı sonuç doğurmaz; bunu yapanların sorumlu olacaklarını hesaba katmaları gerekiyor.”

1984 yılında dünyada ve Türkiye’de İslami hareketler güçsüz ve muhalefetteyken, İslam’da kamu hukukun neden gelişmediğini “saltanat ve istibdadın, bu bahisleri serbestçe işlemek, gerçeği çekinmeden söyleyip yazmak için gerekli fikir hürriyetine meydan vermemiş olması” na bağlayan Prof. Karaman, muhafazakar bir partinin iktidarının 17’inci yılında fikrini değiştirmişe benziyor.

Hz. Peygamber’den 30 yıl sonrasını bile “Gerçeği çekinmeden söyleyip yazmak için gerekli fikir hürriyetine meydan vermeyen istibdat rejimleri” diye eleştirmekten, 35 yıl sonra “kötü niyetli kimselerin işine yarayacak doğruyu söylemek fazilet değildir” fetvası vermeye...

Belki de artık “bütün kesimler birlikte var olarak nasıl yaşayabilirler?” sorusuna bir cevap aramaya da, “karşı tarafı bastırarak, susturarak, gerekirse imha ederek kendi değerlerini hakim kılmak” anlayışını eleştirmeye de ihtiyaç kalmamıştır.

Halbuki İslam tarihinde eleştirdiği dönemlerde de aynı şeyler yaşanmıştı.

Her devirde doğruyu söylemenin zamanı olmadığını, faydadan çok zarara sebep olacağını, düşmanın, kötü niyetlilerin işine yarayacağını söyleyenler çıkmış ve o doğru sözler söylenememişti.

Bugün de iktidara yönelik eleştirilerin karşısına benzer sözlerle çıkılıyor.

Başkaları için adalet istemeye “eziklik”, karşı taraftan birinin hakkını savunmaya “yaranmaya, alkış almaya çalışmak” deniyor,  en düşük profilli eleştirilerin arkasında ise “bir karın ağrısı ya da şahsi mesele” aranıyor.

Halbuki derdi bunlar olan biri için bu kadar riske girmenin anlamı yok. Daha fazlasını güçlü bir iktidarın yanında durarak elde etmek zaten mümkün...

Ama artık eleştirecek bir şey olmadığını söyleyemeyenler, seslerini de yükseltemeyenlerin birinci gündemi, iktidara yönelik içerden eleştirileri ve seslerini yükseltenleri itibarsızlaştırmak.

Böylece kendi suskunluklarını da meşrulaştırmış oluyorlar.

Zaten susmak için her zaman geçerli bir bahane de var.

Karşı tarafın mutlak kötülüğü, “konuşmanın, itiraz etmenin zamanı değil”in değişmez bahanesi.

Adalet itirazları da daha ulvi maslahat gerekçeleriyle bastırılıyor.

Karşıt fikirlileri, sizden farklı dini ya da siyasi görüşleri olanları;  kendilerinden doğru sözün bile sakınılacağı “düşmanlar”, “kötü niyetli kimseler” olarak görünce de zaten ortada konuşmanın, birlikte yaşamanın, siyasetin ve demokrasinin asgari koşulları da kalmıyor.

Sadece kendi mahallesinden, sadece kendi fikrinden, inancından olanlara karşı sorumluluk ve doğruyu söyleme yükümlülüğü duyan kapalı devre bir ahlak standardı da bir toplumu sadece çürümeye ve kutuplaşmaya götürüyor

Tam da 80’ler, 90’larda böyle bir çürüme ve kutuplaşmayı aşmak için dindarlar ve demokratlar yıllarca, saatlerce İslam ve demokrasi meselelerini tartışmışlar, birlikte yaşamanın ortak zeminini aramışlar ve  pek çok müşterekte de anlaşmışlardı.

O demokratik tövbeler bu kadar kolay bozulmamalıydı...

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 17 Haziran 2019 12:10
Nisa 135
KARAR OKURU 17 Haziran 2019 00:01
Bilinen bir gerçeği bilmezden geliyoruz: biz dinimize uymuyoruz,dini kendimize uyduruyoruz. Hak ve hukukun yoksulu,yoksunu, mağduru, mazlumu olduğumuz zamanlarda Adalet andiklopedileri yazıyoruz ilk insandan başlayıp günümüze kadar..ama ne zamanki mağlup galip oluyor; yoksul zengin oluyor; güçsüz güçlü oluyor işte o zaman o dillere destan yazdığımız adalet ansiklopedisini bir cümlede çöp tenekesine atıyoruz. Dün mağdurken bugün mağrur, dün alim iken bugün zalim oluyoruz. Ne demişti o kutlu Nebi (sav): Din samimiyettir... Bizim için dinimiz öğrenilen ama özümsenmeyen bir yitik hazinedir...
KARAR OKURU 16 Haziran 2019 11:54
Binlerce KHK'lı hiç bir evrensel hukuk ile olmayacak şekilde muamele görürken ne hukuk ne gazetecilik araştırma konusu olmuyor."Görmedim, duymadım, bilmiyorum "oluyor.Nerede vicdan nerede islam nerede insanlık. ..
KARAR OKURU 16 Haziran 2019 17:08
0
Evrensel hukukun uygulandığı ABD'de darbeci, kanlı katil Fetö suçsuz... PKK stratejik ortak...
KARAR OKURU 16 Haziran 2019 07:07
Sn. Ogur cok guzel gelmissiniz ama sonda yanilmissiniz: “Tam da 80’ler, 90’larda böyle bir çürüme ve kutuplaşmayı aşmak için dindarlar ve demokratlar yıllarca, saatlerce İslam ve demokrasi meselelerini tartışmışlar, birlikte yaşamanın ortak zeminini aramışlar ve pek çok müşterekte de anlaşmışlardı” Sonuctan da belli oldugu uzere bir avuc idealist disinda amac boyle ulvi degilmis. Bu hurriyet ve demokrasi diskuru haddizatinda maksada giden yolda soylenen yalanmis. Harp hiledir demisler, hile yapmislar.
İbrahim Erdoğan 15 Haziran 2019 21:39
Hani her ortamda doğrular dile getirilmeliydi... Hani "haksızlıklar karşısında susanlar dilsiz şeytan"lar idi!..
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 20:22
Sayın Yazar; Tarafsızlığınızı büyük ölçüde muhafaza etmişsiniz.Maksadım Hayrettin Karaman veya AK Partiyi temize çıkarmak değil.Bu benim işim değil.Sıradan bir okuyucuyum o kadar.Bediüzzaman'ın Mektubat isimli eserinden 22.Mektup(Uhuvvet(Kardeşlik)Risalesini incelemenizi tavsiye ederim. "Her dediğin doğru olmalı,fakat her doğruyu demek doğru değildir."" Her söylediğin hak olsun.Fakat her hakkı söyleme senin hakkın yoktur."Öyle değil midir?Her hangi bir hastalık şüphesi hakkında,teşhis koyma hakkı doktorlarındır.Tehlikeli bir hastalık kişinin yüzüne direk damdan düşer gibi söylenmez.
Ali Osman 15 Haziran 2019 20:13
Ahlak ve vicdan yazıları Müslüman emin olunan insandır üç günlük dünya iktidarı için taklacılk yapmaz
Bu Karaman bey,1- “ haram yemek helaldir” dedi 2-Rüşvet yiyebilirsiniz...3-Halkın malını gasp etmek caizdir...dedi 3-Yolsuzluk hırsızlık değildir...dedi4-Sigara içen kadın iffetsizdir...dedi. Buna benzer yüzlerce fetva.. Şimdiden ediyor Eğer bir yalan bizim işimize geliyorsa dillendirmeyin, eleştirmeyin . Yani Adalet Terazimiz Hep bizden yana olsun diyor. .Sonra da, Tayyip beye verilen raporda, Gençlik deistliğe kayıyor deniyor... . Gençlik keşke deist olsa hoca! Sayenizde din değiştiriyor din...
Fuat Ortatepe 15 Haziran 2019 15:26
Okuduklarınızı anlayacak kapasiteye sahip olsaydınız zaten troll olmazdınız ve müstear da olsa bir isim kullanmaya cesaret ederdiniz. Bkz: Mevlana'dan bir kıssa "Hz Isa'nın ahmaktan dağa kaçması".Okuyun, anlama ihtimaliniz zayıf ama belki bir ihtimal anlarsınız.
Helal olsun size Sayin Oğur. Diyecek başka söz yok bunun üstüne.
Fuat Ortatepe 15 Haziran 2019 14:41
Bakıyorum buradaki troller hep aynı ismi kullanıyor: Karar Okuru. Eyvalllah Karar okuyun da biraz yaratıcı olun be kardeşim; en azından kelimeleri değişik şekillerde hecelere bölün. Örnek; Kara Rokuru, Kararo Kuru, Kar Arokuru... Bakın bayağı havalı oldu ha, Japon ismi gibi.
Okur 15 Haziran 2019 14:26
Gerçekleri dile getirerek tartışıp eleştirmenin özgürce birlikte yaşamanın vazgeçilmez koşulu olduğunda sizle hemfikirim. Ancak, H. Karaman´ın yazısı bambaşka da yorumlanabilir; ona haksızlık ettiğiniz kanısındayım. Şöyle: 1) Karaman, doğruyu söylemenin önemini vurgulayıp, ardından istisnalara işaret edince, (susarak) yalan söylemenin de sınırlarına işaret etmiş oluyor. 2) Doğruyu açıklamamanın caiz olduğu durumları da „zülmü engellemek“, „ara bulmak“, „can kurtarmak“ vs diye belirtmiş. O halde, rakibi düşman görüp, bu bahaneyle de susmak /iftira caiz değil.
Okur, devam 15 Haziran 2019 23:45
1
H. Karaman´ı ilk T. Akyol ile Y. Oğur´un son yazılarıyla tanıdım; tek "Doğrucu Davud olmak" yazısını okudum. Görüşünü bütünlüğü içinde değerlendiremem. Ancak “Doğrucu Davud”la ilgili dediklerinden illa iktidara zarar veren doğruları saklamanın, ya da yalanın caiz olduğu sonucunu çıkarmadım. Zira, Karaman zalim karşısında “doğrucu Davut”luğun yeri olmadığını anlatıyor. Zalim de ancak iktidardayken olunabilir. Nitekim verdiği örnekte de muktedire arkadaşını ihbar eden kişiyi eleştirmiş. Ne dersiniz? Sorum sözle yanıtlanırsa sevinirim.
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 14:15
Yalanın , riyanın ,doğruyu savunmaktan kaçınmanın hikmeti ne olur anlamam anlamadım . karşı tarafla uğraşın tek çaresi ona benzemekse hikmet nerede anlamadım anlamam kur'anın koymadığı hükmü kafasında kuranı anlarım! din adına alim ile zalim arasında ki z harfi kadar kıyameti düşünür kıymet vermem
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 12:51
"hala tehlike içindeyiz, sırlarımız ve yalanlarımız yüzünden. aslında bizi tanımlayanlar onlar. gerçek inkar edildiğinde, var olduğunu unutana kadar sürekli yalanlar yalanlar söylüyoruz. ama gerçek hala orada. söylediğimiz her yalanla gerçeğe borçlanırız. eninde sonunda o borç ödenir" valery legasov (mahkemede sovyet nükleer kazaya neden olan sistemini eleştiren kapanış konuşmasından. ne kadar da tanıdık değil mi?)
Mutlu Yücel 15 Haziran 2019 12:35
3)Artık yolsuzluklar hırsızlıklar kayırmalar deşilmiştir. Bu kokuyu bastırmak için kaynağını yok etmeyi düşünmezler zira bu kendi kendilerin yol etmek anlamına gelir. Yapacakları tek şey Karaman ın dediği gibi bizden gelen kokudan rahatsız olmamak için burnunuzu tutun, sırrınızı içinizde saklayın derler. Yani din olmadı ırk vs. muktedirler ve işbirlikçilerinin rahatça kullandıkları alanlardır. O alanlar kullanılırken dine zarar verdin diye uyarıda bulanmak beyhudedir çünkü meram din değil, muktedirliktir.
Mutlu Yücel 15 Haziran 2019 12:34
2)Yani işi bu tutmaçlarla kılıfına uydururlar. İlk yaptıkları da topluma korku salıp sindirmektir. Etrafımız düşmanlarla çevrili derler, din elden gidiyor derler, ırkımızın mahremine girildi derler, bayrak inmez, vatan bölünmez diyerek o tehlike varmış gibi bir algı yaratıp bu algıyla muktedirlikerinin üzerine toz kondurmazlar, işlediğinin ırzına geçmekte bir beis görmezler. Sonra muktedirliklerinde iç çürüme başlar. Çünkü çağımızda iletişim araçlarının hepsine disipline edemezler.
Mutlu Yücel 15 Haziran 2019 12:33
1)Her dindin omurgası iyiliği, güzelli taşır. Ama her dinin her yöne çekilip sürdürülebilen tutamaçları da vardır. Bir tutamaç sizi Vahabiliğe götürür, diğeri Mevlana nın birleştiriciliğine vs. Demokrasiden yeteri kadar nasip alamamış düzenlerin muktedirleri, tek başına ve veya da kullanıma elverişli hale getirilmiş işbirlikçilerinin de yardımıyla, toplumu zapturapt altına almak için ilk dönemlerinde dinin ırkın, olmadı mezheplerin vs. kendine uygun düşen tutamaçlarından tutarak onları yanlarına çekerler.
Ekrem 15 Haziran 2019 12:11
Akif Beki'den sonra sizi okuyunca ikiniz içinde Rabbime şükür ettim ve umutlarım arttı. Allah sizden razı olsun. Eksikliğinizi göstermesin.Ben biliyorum ki sizin gibi hakikat erleri her zaman olmuştur, kıyamete kadar da olacaktır.Her türlü zulme uğradığı ve uğrayacağı gerçeğini bildiği halde,hakikattan ve haktan sapmamış olanlar gerçek kazananlardır.Bunun dışındakiler ise kazandıklarını zanneden gafillerden başkaları değildir bence. Bir zaman hükümlerini yürütürler belki, fakat hakla ve hakikatla mücadeleden galip çıkan olmamıştır bu güne kadar vesselâm.
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 11:10
Kitapta defalarca akletmez misiniz düşünmez misiniz buyrulurken, peygambere emrolunduğun gibi dosdoğru ol denirken, ahlaksızlık ve yalancılığın rasyonelleştirilmesi, farklı siyasi düşüncede olanların kafir kategorisine sokulması en hafif tabiriyle peygamber ahlakından nasibini almamaktır.
Fuat Ortatepe 15 Haziran 2019 10:54
İstanbul seçimlerini Binali kazandığında mevcut yağcı, yalaka ve troller mesailerine devam edecek; Ekrem kazandığında yeni yağcılar, yalakalar, troller istihdam edilecek. Aradaki tek fark Ekrem'in trollerinin 25 yıldır aç olması. Kendilerini düşmanlık üzerinden programlayıp bir cepheye konumlananların anlayamayacağı bir şey bu. İdrak lüzumu üzerine boşuna konuşmuyorum. Haydi troller klavye başına, bakalım dislike rekoru kırabilecek misiniz?
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 12:15
0
Kişi karşısındakini kendisi gibi bilirmiş.
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 12:41
2
Yo bu yorumu sevdim. Hırsız bizim evden, dışarıya yedirmeyiz demişsiniz. Elinize sağlık.
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 15:47
2
Hükumet destekçisi olarak siz kendi adınızla yorum yapabiliyorken muhaliflerin neden anonim kaldığını idrak ediyor musunuz?
MAHZUN MUHAFAZAKAR 15 Haziran 2019 10:45
Sadece kendi mahallesinden, sadece kendi fikrinden, inancından olanlara karşı sorumluluk ve doğruyu söyleme yükümlülüğü duyan kapalı devre bir ahlak standardı da bir toplumu sadece çürümeye ve kutuplaşmaya götürüyor. Müthiş ve acı bir tespit. Şu anda, hali hazırda yaşadığımız bu değil mi?
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 14:46
0
"Kapalı devre ahlak". Çok güzel bir bir tanım. Ancak her mezhebin, her tarikatın, her şeyhin, kendini sadece yakın çevresine karşı sorumlu hisseden kendine göre kapalı devre bir ahlak anlayışı var.
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 17:50
5
Eleştirirken illa "her" demek zorunda mısınız? Kaç mezhep bilirsiniz? Kaç tane Şeyh tanırsınız? Veya kaç tane cemaat?? Bu tür Genelleme yapanlar kurunun yanında olan yaşı zevkle yakanlardır?
KARAR OKURU 16 Haziran 2019 14:49
0
17.50 ben bugün bir yakinimda bir cemaatin seyhinin videosunu gordum. 500 bin liralık audi den iniyordu bir suru kapalı kiz pop yildizi görmüş gibi hayranlıkla videoya çekiyordu. Bir lokma bir hırkanın geldiği yer burası. Sizin gibi cahiller yüzünden bu adamlar bu kadar rahatlıkla islami sömürebiliyor.
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 10:39
din iman yoktur, az para ve cok para vardır.
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 10:30
''Emrolundugun üzere dosdoğru ol'' En yukardaki makamın sözüdür. Bu sözü '''çıkarına göre bazen dogru olmayabilirsin''' şekline çevirirsek bizi şeytan alkışlayacaktır diye tahmin ediyorum. Bizi kimin alkışladığına o zaman da dikkat etmek lazım..
SAKINCALI PİYADE 15 Haziran 2019 10:24
“Kötü niyetli kimselerin işine yarayacak doğruyu söylemek fazilet değildir” fetvası veriyor. Sizin yanlışınızı ortaya koyup sizi koltuktan ayrılmaya zorlayan demokratik rakibiniz size göre kötü niyetli, hakikatte o kişi halk ve Hak nazarında iyi niyetli bir insandır. Sizin alî menfaatleriniz için biz doğruyu söylemeyip faziletsiz kişi mi olalım?
MAHZUN MUHAFAZAKAR 15 Haziran 2019 10:11
Her devirde doğruyu söylemenin zamanı olmadığını, faydadan çok zarara sebep olacağını, düşmanın, kötü niyetlilerin işine yarayacağını söyleyenler çıkmış ve o doğru sözler söylenememişti. Peki doğruyu dünyada değilde AHİRETTE mi söyleyeceğiz?
Fuat Ortatepe 15 Haziran 2019 09:52
Doğruyu söylemek tek başına bir anlam ifade etmez. Söylediğin doğruyu kimin alkışladığına da bakacaksın. Doğruyu söylediğinde seni hırsız, uğursuz, katil, PKK, FETÖ vs alkışlıyorsa söylediğin doğruda da, söylediğin yer ve zamanda da, söyleyiş şeklinde de bir problem var demektir. Buna kısaca idrak diyoruz. Olan var, olmayan var.
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 11:46
0
Doğruyu söylemenin bir yıkıma yol açabileceği, örneğin bir aile faciasının yaşanabileceği çok kısıtlı anlar olabilir. Ama kriteri bu kadar geniş tutmak doğru olabilir mi? Ayrıca, İslamın bu konudaki hükümleri ve hassasiyeti belli iken... (bence ciddi bir yanlıştır).
Okur 15 Haziran 2019 14:38
1
Garip bir mantık. Neden „hırsız, uğursuz, katil, PKK, FETÖ”nun dedikleri böylesine önemli sizin için? Yoksa “onlar pek akıllıdır, çıkarlarının nerede yattığını iyi bilirler, hep de doğru konuşurlar; o nedenle de falancayı alkışlıyorlarsa, falanca da onları destekleyecek kişidir” mi demek istiyorsunuz? Bir de, siz “hırsız, uğursuz, katil, PKK, FETÖ“nun ne düşündüğünü nereden biliyorsunuz?
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 14:42
1
Desene AKP 10 yıldır idrak sorunu yaşıyor
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 09:48
İslamcılar enerjilerini açıktan veya gizliden İslam devleti kurmak yerine Peygamber ahlaklı Müslüman olmaya hasretselerdi çok farklı bir yerde olurduk. Hiç bildiğiniz bir cemaat veya tarikat var mı ki siyasete asla karışmayıp bağlılarını sadece ibadet ve ahlaka yönlendiriyor olsun? İnanılmaz geliyor değil mi? Kendi istemese bahçesine site yapacak müteahhit gibi siyasetçiler azdırır.
Takipci 15 Haziran 2019 09:36
1) Islamcilikta 'Takiyye' geleneği vardir. 2) Demokrasinin tarihi Din'i kamusal alandan cikarmanin da tarihidir. 3) Din ile Demokrasinin bir ortak alani yoktur.
Köroğlu 15 Haziran 2019 16:39
2
Doğru bir genelleme değil. Japonya'da, Hindistan'da, İsviçre'de, ABD'de din ve demokrasi birlikte yaşıyor. Batı Avrupa'da demokrasi katolik kilisesi ile savaşmak zorunda kaldı ama bu o coğrafyaya özgü bir durum. Katolik kilisesi hiyerarşik bir dünyaya inanıyordu. Bu bağlamda mesala milliyetçilik de katolik kilisesinden farklı değil. Eşit vatandaşlara değil, millet adına en iyiyi bilenlerin silsile ile daha yukarı basamakları çıktığı hiyerarşik yapılara inanır milliyetçiler. Yani din per se demokrasiye karşıdır diyemeyiz.
Köroğlu 15 Haziran 2019 16:49
0
Bütün dinler gibi, İslam dini de tek bir yorumdan ibaret değil. 1,5 milyar müslüman sayısı kadar, 1,5 milyar farklı İslam var. Her biri kendi bildiğini gerçek İslam kabul ediyor. Kitlesel dinler, tabanı geniş tutmak için buna geçit verir. Kuran+sünnet+hadisler işine geldiği gibi yorumlayabileceğin, bazıları 180 derece zıt önermelerle doludur. Demokrasi dahil her görüşü İslami jargonu kullanarak savunabilirsin de reddedebilirsin de. Bütün kitlesel dinler buna müsaittir. Başka türlü kitlesel olamazlar.
Fuat Ortatepe 15 Haziran 2019 09:28
Bugün Jacinda kokulu Ekrem güzellemesi yok mu? Ayıp olmuş, tam da Binali-Ekrem TV buluşması öncesi iyi giderdi.
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 09:21
Maalesef geçmişte yaşanan tüm sıkıntıları veya haksız uygulamaları yaşayan çeşitli iftira ve haksız uygulamalara maruz kalan insanların düştüğü duruma üzülmemek elde değil sadece o idealist insanların hayali dünya değil ahiret olduğunu söylüyorlardı ama gelinen bu noktada verilen bu fetvalar sayesinde iki dünyayı da kaybetmek ne kadar kötü bu fetvayı verenlerin imam ı Azam ı imam ı Mâlik i ve imam ı Nevevi yi hatırlamalarını tavsiye ederim
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 02:38
Kimin özgürlüğü kisitlaniyorki her istediğinizi yazıp elestirebiliyorsunuz. Ayrıca bu güzel bir şey.
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 09:47
2
Ahmet Altan
peh 15 Haziran 2019 10:26
0
sen nerede yaşıyorsun...3 maymunculardansan sözüm yok tabi...
bizim apdi 15 Haziran 2019 10:30
0
yavuz selim demirag. yeterlimi?
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 12:29
0
Alpaslan Kuytul
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 17:34
0
02.28 Kış uykusunun etkisini atamamış görünüyorsun.
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 01:46
bu ülkede karakter sorunu, ahlak sorunu var. hak etmeden, siyasetle biryerlere gelen insanlarda karakter de ahlak da olmaz. özellikle özaldan sonra, toplum, haksız kazanmaya yönlendirilerek toplumun ahlakı bozuldu. bu işin başlangıcı, özalın fak fuk fonu ile seçmen satın alması dönemidir.
İbrahim DİRİ 15 Haziran 2019 01:05
Adam laiklerin bu ülkede yaşamalarına müsade ettiğimiz için teşekür etmeleri gerekir minvalinde yazılar yazıyor,en ılımlısı komşunuz taşgetiren 2014 de şartlar gereği demokrasi,laiklik,ab dendi diyor,diğerleri zaten kapıyı yada alabilseler cizye/haraç düşünüyor sen"Demokratik tövbeden"bahsediyorsun.İslamla demokrasi uyuşmaz,tebliğci bir dindir kendi hukuki ve yönetim içtihatları vardır ve asla muhalefeti yaşatmaz.Kendini ifade (Dinsizliğini ) ve Mürtedin hakkı ölümdür hükmü kapı gibi dururken ne hukuğu ne demokrasisi.
Okur 15 Haziran 2019 15:14
0
Müslümanlar demokratik düzende güzel yaşar; ama siyasal islamla demokrasi bağdaşmaz. Kabul etmemiz gereken bir gerçek, vatandaşlarımızın hepsinin Müslüman olmadığı. Ayrıca, Müslüman olanların da dini çok farklı yorumladıkları. Bu koşullarda sosyal barış sağlanacaksa, ortak bir hukuka tabi olarak birlikte yaşanacaksa, çoğulcu demokratik düzenden başka seçenek yok. Böyle bir düzende de herkes dini inancını ifade eder, ibadetini özgürce yapar, başına istediği gibi şapka, örtü vs takar ama başkasının da yediğine içtiğine, giydiğine karışmaz.
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 01:06
Butun soylediklerinin kandirmaca oldugu ortaya cikti cikmasina da ben nasil inandim bu insanlara...2 kez AK Partiye verdim oyumu, halbuki dindar degilim. Bir daha asla.
KARAR OKURU Demkr hukukçu 15 Haziran 2019 15:15
0
Insan degisen ve nefsine veya şeytana uyabilen bir varliktir. Omur boyu ayni gidecek diye bir şey yoktur. Imtihan da budur zaten. Akp ve en cok da onun lideri de zaman içerisinde değişti. Onun icin kendinizi suçlamayın ileriye bakin. Biz de sizin gibi zamaninda oy verdik ve destekledik. Çünkü o zaman mevcutlar içinde en iyisi bunlardi. Ama şimdi değil. Durum budur sevgili kardeşim.
Kendine demokratlık. 15 Haziran 2019 00:43
Menfaat demokratlığı ülkeyi daha da geriletti.Menfaatinize ise demokratlık değilse karşı tarafa ise her türlü yanlışı savunabilirsiniz.Demokratlığınız kendinize kadar.
KARAR OKURU 15 Haziran 2019 00:40
Maalesef islamcilara şüphe ile bakanların üzülerekte olsa haklı çıktıklarını düşünüyorum
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN