Cumhurbaşkanlığı’nın resmi sayfası aynı zamanda AK Partinin resmi internet sitesi mi?
Bir süredir “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı”nın resmî internet sitesini dikkatle takip ediyorum. 24 Mayıs günü yazım için internette Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, partisinin Gençlik Kolları tarafından düzenlenen “Bir Gençlik Şöleni” programında yaptığı konuşma metnini ararken karşıma Cumhurbaşkanlığı’nın resmi sitesinin linki çıktı. Şaşırdım, çünkü söz konusu olan konuşma metni bir devlet töreni, uluslararası temas ya da Cumhurbaşkanlığının devlet göreviyle ilgili bir programı değil, doğrudan ve tamamen AK Parti’nin gençlik kolları tarafından düzenlenen bir parti faaliyetiydi. Linke tıkladığımda gördüm ki, gerçekten de AK Partinin programında yapılan konuşma, yani baya baya parti etkinliğinde partililere hitaben yapılan konuşma, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’nın resmi internet sitesinde yayımlanmıştı.
Sonra bir baktım ki Erdoğan’ın partisinin kongrelerinde, teşkilat buluşmalarında, grup toplantılarında ya da seçim kapsamında yaptığı bütün konuşmalar devletin resmi kurumunun sitesinde yer alıyor.
En son Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Genel Başkan sıfatıyla partisinin 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantısında yaptığı konuşma metni “Çeyrek asırda büyük bir başarı hikayesine imza attık” başlığıyla yine Cumhurbaşkanlığı resmi sitesinde yer aldı.
Ne var ki bunda demeyin, çünkü çok önemli. Bu içinde bulunduğumuz iklimde gayet sıradan sayılabilecek bir şey gibi gelebilir ama öyle değil. Bu ülkemizde “devlet” ile “parti” arasındaki sınırın ne kadar silindiğini gösteren bir veridir.
***
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Cumhurbaşkanı’nın partisiyle bağını kesmiyor, adı üstünde ‘partili cumhurbaşkanı’ modeli. Partisinin toplantılarında ferah feza konuşması anayasaya aykırı değil. 2017 Referandumunda Anayasa’nın 101. Maddesi artık Cumhurbaşkanı seçilen kişinin partisiyle ilişkisinin kesileceğine dair eski hükmü içermiyor. Ama Anayasa’nın 103. Maddesindeki Cumhurbaşkanı andı hala “görevi tarafsızlıkla yerine getirme” taahhüdünü içeriyor ve bu madde Anayasa’da duruyor, geçerliliğini koruyor. Anayasa partili cumhurbaşkanlığına izin veriyor ama Cumhurbaşkanı makamının devletin tamamını temsil etme niteliğini ortadan kaldırmış değil.
Yine aynı şekilde Anayasa’nın 104. Maddesi Cumhurbaşkanı’nı sadece yürütmenin başı olarak değil “devletin başı” ve “Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milletinin birliğini temsil eden” makam olarak tanımlıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan partili olabilir; ama Cumhurbaşkanlığı makamı ve bu makamın resmi internet sitesi, devletin kurumsal ve resmi alanıdır. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı sitesi, Cumhurbaşkanlığı makamının resmi iletişim mecrasıdır, devlet kurumunun sitesidir, AK Partinin resmi internet sitesi değildir. Yani sorun Erdoğan’ın partisinin toplantısında konuşması değil; partisinin çalışmalarında, partisinin siyasal çıkarları için ve muhalefeti yıpratmak için yaptığı konuşmanın devletin resmî kurumsal mecrasında yayımlanmasıdır. Sorun parti faaliyeti ile devlet faaliyeti arasındaki sınırın giderek yok olmasıdır.
***
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıllarca hedef aldığı “tek parti dönemini” eleştirisinin merkezinde ne vardı? Ben söyleyeyim: Erdoğan yıllarca miting meydanlarında, çıktığı televizyon programlarında ve parti konuşmalarında “tek parti dönemini” tam da “devlet” ile “parti” arasındaki sınırın ortadan kalkması üzerinden eleştirdi:
“Siz değil miydiniz bu ülkede il başkanlarını vali yapan. CHP’nin il başkanları bu ülkede valilik yaptı, bu günleri gördük biz.” (15 Mart 2009örevi de verilmişti.)
“Bu ülkede tek parti dönemi denince akla ne geliyor, CHP. Düşünün, CHP’li il başkanları o zaman aynı zamanda o ilin valisi, belediye başkanı. Bunlar ancak otoriter veya totaliter rejimlerde olan olaylardır.” (28 Ocak 2010)
“İnönü tek adamdı. Onlar başkasına hayat hakkı tanımıyordu. CHP’nin il başkanları aynı zamanda valiydi, kaymakamlar ilçe başkanıydı. Bunların demokrasi anlayışı bu.” (23 Mart 2017)
“Tek parti dönemi ülkenin üzerine kabus gibi çökmüştü. CHP’nin il başkanları vali, kaymakamlar ilçe başkanıydı.” (27 Mayıs 2020)
Şunu hemen belirteyim, il başkanları vali yapılmamış, devletin valilerine parti il başkanlığı görevi verilmişti. İnönü Cumhurbaşkanı olduğunda ilk icraatından biri, buna son vermek olmuştu.
***
Yıllarca tek parti dönemini, devlet ile parti arasındaki sınırın ortadan kalkması üzerinden eleştiren; valilerin CHP il başkanı gibi davranmasını, kamu makamlarının parti kimliğiyle iç içe geçmesini demokratik hukuk devleti açısından sorunlu bir miras olarak anlatan ve “Demokrasilerde böyle bir şey olabilir mi?” diye soran Erdoğan’a ve AK Partililere bugün aynı soruyu sormak gerekiyor: Bu ne iş?
Dün “demokrasilerde olmaz” dediğiniz şey, bugün nasıl normal hale geldi?
Bunu normal hâle getirdiler. Ama bir sabah kalktık öyle olmadı. Adım adım bu aşamaya gelindi. Öyle normalleştirdiler ki bakın artık kimsenin dikkatini bile çekmiyor. Oysa demokratik hukuk devleti açısından son derece anormal bir durum. Demokratik hukuk devletinin ayakta kalabilmesi için kurumların korunması, savunulması, sahip çıkılması lazım. Ama kurum derken binalardan, tabelalardan, resmî amblemlerden söz etmiyoruz. Korunması gereken şey, o kurumların taşıdığı değerlerdir.
Nitekim Moodys’in ülkeleri değerlendirirken yalnızca o ülkenin büyüme oranına bakmaz, kurumların gücünü ve niteliğini de dikkate alır, dolayısıyla baktığı en önemli kıstaslardan biri de “kurumsal saygınlık”tır. Çünkü bir ülkenin ekonomik güvenirliliğini sadece rakamlara bakarak değerlendirmez. Kurumların tarafsızlığı, öngörülebilirliği ve kurumların hukuk devletiyle kurduğu ilişkiye de bakar. Kurumları zayıf, yozlaşmış ve siyallaşmış bir ülkenin sadece demokrasisi zayıflamaz o ülkenin kredi itibarı da zayıflar.
***
Bu nedenle bu mesele basit değildir. “Daha neler neler var, bu da bir şey mi?” denilip geçilecek bir ayrıntı hiç değildir. Evet “daha neler var”, doğru fakat Cumhurbaşkanlığının resmi sitesinde parti faaliyetlerindeki konuşmaların yayınlanması, buz dağının görünen kısmıdır, sistemin niteliğini yansıtmaktadır.
Cumhurbaşkanı’nın parti programlarında yaptığı konuşmaların Cumhurbaşkanlığı’nın resmî mecrasında yayımlanması, demokratik hukuk devleti bakımından masum bir iletişim faaliyeti olarak görülemez. Bu, devlet ile iktidar partisi arasındaki sınırın nasıl aşındığını gösteren açık ve somut bir örnektir.
Jan Werner Müller “Popülizm Nedir” kitabında iktidara gelen popülist liderlerin devleti “kolonize etme” eğilimi gösterdiğini, devleti yavaş yavaş işgal ettiklerini söylüyor. Yani devlet kurumlarını tarafsız kamu kurumları olarak değil, kendi siyasal projesinin araçları olarak kullanmaya başlarlar. Yine halka “milli iradeyi ben temsil ediyorum” iddiasında bulunarak siyasal rakiplerini meşru muhalefet olmaktan çıkartırlar. Müller’in popülist liderlere dair en dikkat çekici tespiti ise popülist liderlerin devleti kolonize etmeleri, kitlesel klientailizm kurmaları ve ikili hukuk düzenini kurmaları yani “dostlara başka, düşmanlarına başka hukuk” sistemini işletmeleridir.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’nın resmi internet sitesinde Erdoğan’ın partisinin programlarında yaptığı konuşmaların yer alması Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadesiyle söyleyelim “demokrasilerde” olacak bir şey değildir.
Demokratik hukuk devletinde devletin resmi sitesi, iktidar partisinin ikinci yayın organı gibi çalışamaz. Kurumların çöküşü kurumların kepenk indirmesiyle ya da tabelalarının sökülmesiyle başlamaz. Tabela yerinde durur, kurumlar varlığını sürdürür ama o kurumlar kendi tabelalarının altında siyasal iktidarın hizmetine sokularak işlevsizleşir ve çöker. Asıl tehlike de budur. Kurumlar varmış gibi görünür ama kamusal niteliğini, tarafsızlığını, hukuk devleti içindeki anlamını çoktan yitirmiştir.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçmeden önce ülkemizde nasıl bir tablo vardı 2018’den sonra adım adım neler değişti?
