Türkiye’nin en iyi giden işi

Öcalan’ın 27 Şubat çağrısının birinci yıldönümündeki yeni mesajı ve son bir yıl değerlendirmesi Ankara’da DEM eşbaşkanları ve İmralı Heyeti tarafından açıklandı.

Son bir yılda pek çok şey değişmişti.

Bir yıl önce İstanbul Taksim’de Öcalan’ın çağrısı açıklanmıştı, bir yıl sonraki mesaj Ankara’da açıklandı.

Çünkü ilk çağrının muhatabı PKK’ydı, ikinci çağrının muhatabı devlet.

İlk çağrıyı okuyan Sırrı Süreyya Önder’i kaybettik.

Onun yerine çağrı metninin Kürtçesi’ni bir yıl önceki 27 Şubat çağrısı sırasında İmralı’da Öcalan’ın yanında duran ve aylar önce tahliye edilen Veysi Aktaş okudu.

Bir yıl önce Lacoste tshirtle çağrısını okuyan Öcalan, bu kez ceket giymişti ve yalnızdı.

(Fotoğrafa bakılırsa Öcalan’ın bu açıklamayı okuduğu video kaydı da yakında yayınlanabilir.)

Bir yıl önce PKK’nın Öcalan’ı dinleyip dinlemeyeceği tartışılıyordu, bir yıl sonra kongresini toplayıp kendini fesh etmiş bir PKK var.

Bir yıl önce çağrının Suriye’deki SDG’yi kapsayıp kapsamayacağı en hararetli tartışmaydı.

Bir yıl sonra Suriye ordusuna entegre olan bir SDG var, Mazlum Abdi üniformayı çıkarıp takım elbise giydi, Suriye heyetinde diplomatik temaslar yürüttü. İlham Ahmed’in Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı olacağı konuşuluyor.

Sivilleşmenin somut faydaları Suriye’de göründü.

Bir yıl sonra artık gündem Suriye değil, İran. SDG değil, PJAK.

Bir yıl sonra Öcalan’ın tanımlı bir statüsü yok ama artık İmralı’da diğer mahkumlarla birlikte video mesajları çeken, sık sık yazılı mesajları yayınlanan, düzenli aralıklarla DEM İmralı heyeti ile görüşen, SDG’ ve Kandil’le iletişim içinde olan bir Öcalan var.

Bunların hiçbiri mevcut hukuka uygun değil yani son bir yılda Öcalan’ın adı konmamış bir statüsü var artık.

Bir yıl önce Meclis’te Komisyon kurulması gündemde bile değildi, o komisyondan bir heyetin gidip İmralı’da Öcalan’la görüşmesi düşünülemezdi ama Komisyon silah bırakan PKK’lılarla ilgili yasal düzenlemeler ve demokratikleşmeyle ilgili raporunu neredeyse oy birliğiyle kabul etti.

Bir yıl önce İstanbul Taksim’deki ilk açıklamaya medyanın ilgisi daha yoğundu, heyecan ve beklentiler daha yüksekti. Bir yıl sonra Ankara’daki açıklamada tansiyon ve heyecan düşüktü.

Çözüm Süreci artık uzaydan dünyaya düşmüş bir göktaşı değil, herkesin alıştığı, bütün siyasi tartışmaları kesen ve rutini içinde ilerleyen bir proje.

Heyecan düşüklüğü işlerin yolunda gitmemesinden kaynaklanmıyor.

Heyecanı düştü çünkü normalleşti.

PKK’nın Öcalan’a direnmeyeceği anlaşıldı. Suriye’de korkulan olmadı.

Bir yıl sonra kendi örgütüne karşı daha güçlü, Kürt kamuoyuna karşı daha zayıf ve eleştirilen bir Öcalan var.

Ama kafası da daha net bir Öcalan bu.

Yeni açıklamasında şiddet ve silahı tamamen geride bırakıldığını vurguladı Öcalan:

“Silahın anlamsızlaşacağının beyanı ve tercihin açıkça siyasetten yana yapıldığının ilanıdır, bir ilke bütünlüğüdür. Negatif isyan dönemini temelde tek taraflı bir irade ve pratikle aşmayı başardık. Geride bıraktığımız süreç, şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır. Çağrılarımız, konferans ve kongreler bu amaca yönelikti. Örgütün fesih ve silahlı mücadele stratejisine son verme kararları, sadece resmen ve fiilen değil zihnen de şiddetten arınmayı ve siyaset tercihini ortaya koymuştur. Bu aynı zamanda cumhuriyetle zihnen barışmanın da ilanıydı.”

Herkese çok kolay geliyor. Ama 50 yıllık bir silahlı örgütün lideri, bir yıl içinde örgütünü silahtan siyasete çekti. Bunu da çaresizlik içinde ya da örgütünün başına silah dayandığı için değil “silah anlamsızlaştığı” için yapıyor.

Silahın anlamsızlaştığı fikrine de kendini isyancılığa fazla kaptırmış bazı Kürt ve Türk kanaat önderleri dışında kimse karşı çıkmıyor.

Öcalan, bu son bir yılda olan bitenlerden sonra Erdoğan, Bahçeli ve Özel’e teşekkür ediyor. Yani onlarla bir derdi olmadığını vurguluyor:

“Geçtiğimiz bir yıl içinde Sayın Erdoğan’ın iradesi, Sayın Bahçeli’nin çağrısı, Sayın Özel’in katkısı ve sürece olumlu katkı yapan diğer tüm siyasi, sosyal, sivil birey ve kurumların çabalarını kıymetli buluyorum. Ve özellikle Sırrı Süreyya arkadaşımızı bir kez daha büyük bir saygıyla ve özlemle anıyorum.”

Sadece teşekkürle de yetinmiyor, aynı dili konuştuklarını vurgulamak için Bahçeli’nin sık sık hatırlattığı Ziya Gökalp’ın sözünü tekrarlıyor:

“Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz. Bu ilişki diyalektiğinin tarihsel bir özgünlüğü vardır.”

Ama sadece Bahçeli’ye referansla yetinmiyor, çok sık Cumhuriyet referanslarıyla muhalefete ve CHP’ye de selam gönderiyor:

“Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki temel metinler, Türk ve Kürt birliğini ifade ediyordu. 27 Şubat çağrımız bu birlik ruhunun canlandırılma girişimi ve Demokratik Cumhuriyet talebidir. Kandan ve çatışmadan beslenme mekaniğini kırmayı amaçladık. Sorunun tarihselliğini, ciddiyetini ve üretebileceği riskleri görmek yerine kısa vadeli dar siyasi çıkarlara göre hareket etmek hepimizi zayıflatır. İnkârı ve isyanı sürekli kılmaya çalışmak, en büyük kural dışılığı kural kılmaya çalışmaktır. Son iki yüzyılda tersine çevrilmek istenen kardeşliğin önündeki engelleri kaldırıyor, kardeşlik hukukunun gereğini yapıyoruz. Nasıl bir araya gelinir ve nasıl bir arada yaşanılırı tartışmak istiyoruz.”

Ve mesajın en kritik yeri. Birinci yani negatif aşamanın bittiğini, ikinci yani pozitif aşamaya geçildiğini ilan ediyor Öcalan.

Buradaki negatif ve pozitiflik, değer bildiren kavramlar değil. Negatif aşamada PKK, üzerine düşen tasfiye ve silah bırakma kararlarını aldı. Yani bir şeyden vazgeçme kararları alındı. Pozitif aşamada ise hem örgüt hem de devlet siyasi ve yasal adımlar atacaklar:

“Şimdi negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçmeliyiz. Yeni bir siyaset dönemine, stratejisine kapı açılıyor. Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp, demokratik toplum ve hukuk temelli bir süreci açmayı hedefliyor ve her kesimi bu yönde imkân yaratmaya ve sorumluluk almaya davet ediyoruz.”

Aslında gözlerden kaçsa da Öcalan’ın negatif aşamadan pozitif aşamaya geçiş olarak tanımladığı bu yeni aşama sözünü aslında ilk kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan olmuştu.

Erdoğan Çarşamba günü parti grup toplantısında şöyle demişti:

“Nihai rapor onaylandı. Ak Parti ve Cumhur İttifakı olarak ilk günden itibaren sergilediğimiz yapıcı ve uzlaşmaya açık tutumu, rapor aşamasında da aynen devam ettirdik. Komisyonun misyonunu layıkıyla yerine getirebilmesi için kritik kavşaklarda riske girmek dahil üzerimize ne düşüyorsa ziyadesiyle yaptık.

Rapora damga vuran uzlaşı ruhunu çok kıymetli buluyoruz.

Siyaset kurumu özellikle bundan sonra atılacak adımlar açısından hem çok ciddi bir enerji hem de büyük bir güven toplamıştır. Şimdi süren bu sürecin yeni aşaması başlayacak, partimizin ve ittifakımızın sorumluluğu biraz daha artacaktır.

Meclis'imiz yeni aşamada da lokomotif rol üstlenecek. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak aramızdaki iş birliğini doruğa çıkarmamız gereken bir döneme giriyoruz.”

Öcalan da yeni aşamadan bahsederek, süreçte iktidarla eşgüdüm içinde olduğu mesajı verdi.

Sürecin demokratik dönüşüm ve Anayasa’da vatandaşlık tanımının değişimi gibi aşamaları olacağının ilk sinyalini verdi:

“Günümüzde yaşanan birçok sorunun ve krizin sebebi demokratik bir hukukun yokluğudur. Demokratik siyaset çerçeveli bir hukuk çözümünü esas alıyoruz. Demokratik topluma alan tanıyacak, demokrasiye alan tanıyacak ve bunun güçlü hukuksal güvencelerini oluşturacak bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır. Dininde, milliyetinde, düşüncesinde özgür olmayı temel alan bir özgür yurttaşlığı esas alıyoruz. Din ve dil empoze edilemediği gibi milliyet de edilmemelidir. Demokratik sınırlarda ve devletin bütünlüğünü esas alan bir anayasal vatandaşlık ilişkisi dinsel, ideolojik, kimliksel ve milliyet varlığını özgürce ifade etme ve örgütlenme hakkını kapsar.”

Özetle süreç bir yılda yeni aşamaya geçmiş oldu.

Sessizce, biraz heyecanı azalarak ama planlandığı gibi.

Suriye krizi de aşıldı görünüyor. Önümüzde süreci zorlayabilecek ABD’nin İran’a saldırısının yaratabileceği komplikasyonlar var.

Irak’a etkileri, PJAK adıyla PKK’nın İran’da oynayabileceği ya da oynamaya teşvik edileceği veya oynamaktan heyecan duyabileceği rol, silah bırakma heyecanlarını azaltabilir.

Ama PJAK ve diğer Kürt grupların İran’da oynayabileceği rol sınırlı, ABD’nin İran’a müdahalesi rejim değişikliğini amaçlayan değil, İran’ı masada zayıflatmak amaçlı bir saldırı olacak.

O halde süreç herşeye rağmen, Türkiye’nin bütün negatif havasına rağmen, olmaz bu iş diyenlere rağmen, bir yerde patlar kartına yatırım yapanlara rağmen sürüyor.

Çünkü hiçbirşey PKK’nın silaha devam etmesini haklı ya da rasyonel yapmıyor. Devlet için de bu fırsat anını sonuna kadar götürüp PKK meselesini kökten halletmek hala heyecan verici bir proje.

İkisi bu konuda hem fikir olup, gerekeni yapmaya hazır oldukça da süreç sürüyor.

Hem devlet hem de Öcalan ve örgüt için bu bir yıl artık nehrin çoğunun geçildiği, kimsenin geri dönemeyeceği bir mesafenin alındığı bir dönem oldu.

Geri dönen kitlesine bunu anlatamaz, hiçbirşey olmamış gibi devam edemez. O yüzden sonuna kadar gidip buradan her iki taraf için de bir başarı hikayesi çıkarılmasından başka bir yol kalmadı. CHP için de süreçten çıkış artık mümkün değil.

Öcalan’ın açıklaması bu yolun geri dönülmez olduğunun tescili oldu.

Türkiye’nin en sürpriz ama en iyi giden işinde bir yıl geride kaldı.

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.