ABD SDG’ye yaptığı yatırımdan vazgeçer mi?
Rakamlar büyük. “Binlerce TIR” diyorlar. Kaç TIR olabilir? Doğru dürüst bir rakam bulayım dedim, sorguladım.
(Sorgulamak eskisi kadar zor değil. Arşiv arşiv gezmiyorsun. Google’a soruyorsun, bulup gösteriyor.
Google’a sormakla küreselleşmeye ne kadar karşı olursan ol küreselleşmiş oluyorsun.
Benim bu yaptığımı dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar bütün mikro ve makro milliyetçiler, bütün sağcılar ve solcular, bütün dinciler ve dinsizler, bütün semitistler ve antisemitistler, bütün Trumpçılar, bütün Trump karşıtları yapıyor.
Yani herkes, kafasındaki fikir ne olursa olsun kapitalizme bilâ ücret hizmet ediyor.
Güzel söylemişler, “Ürün bedavaysa ürün sensin.”
Parantezi, herkesi kuşatan bir gerçekliği bir kenara yazalım diye açtım. Kimse boyundan büyük laf etmesin. Herkesin eni boyu ortada. Şimdi kapatıyorum.)
100 bin TIR diyene bile rastladım.
Cumhurbaşkanı Erdoğan 2019’da verdiği bir röportajda 23 bin TIR demiş.
6 yılda birkaç bin TIR daha gelmiş midir?
Gelmiştir.
ABD yönetimi de her sene SDG’nin masrafları için bütçesinde birkaç yüz milyon dolar tahsis ediyor.
SDG mensuplarının maaşları o paralarla ödeniyor.
Suriye’de birkaç yüz milyon dolar çok büyük para.
Heterodoks ekonomiye geçtiğimiz günlerden itibaren bizde de büyük para.
Böyle şeylere ‘yatırım’ tabir ediliyor.
Yani şunu söyleyebiliriz. SDG ABD’nin bir yatırımı.
MHP Lideri yeni çözüm sürecini başlattığı sıralarda en önemli sorulardan biri şuydu:
Öcalan’ın dediğini PKK dinler mi?
PKK’nın Kandil’deki ve Suriye’deki uzantıları dinler mi?
PKK dinlemiş görünüyor. PKK’nın Kandil’deki idarecileri de dinlemiş görünüyor.
Ama Suriye’dekiler, Öcalan’ın lafının üstüne laf koymamakla birlikte ABD’nin himayesi sayesinde elde ettikleri ‘statü’yü muhafaza etmeye çalışıyor.
Mazlum Abdi’nin gittiği her yerde ‘adem-i merkeziyet’ tabirini kullanması bu çabanın göstergelerinden biri.
Geçen yıl 10 Mart’ta varılan ve Türkiye’deki çözüm sürecinin akıbetiyle de çok ilgili olan mutabakatı bütün tarafların aynı yorumlamadığı anlaşılıyor.
SDG de yeni Suriye yönetimi de birbirini mutabakata uymamakla suçluyor.
SDG tarafında Şara’nın rejimi için ‘Sakallı Baas’ benzetmesi yapanlar var.
Suriye ordusu Halep’te SDG’nin kontrol ettiği mahallelerde operasyona başladı.
‘Suriye Ordusu’ devrimden önce herkesin ‘terörist’ dediği HTŞ’nin şimdiki adı.
Cumartesi günü teröristsin, pazar günü Suriye ordusu oluyorsun.
Kolay bir şey değil.
Bunun bir benzerini ABD’nin yıllarca büyük yatırım yaptığı SDG de istiyor.
Nasıl olacağını hiç kimse tarif edemiyor.
Silahlarını bırakıp dağılacak mı? Herkes evine mi gidecek?
Yoksa silahlarıyla Suriye ordusunun komutası altına mı girecek?
Girince ‘general’ Mazlum Abdi general olmaya devam edecek mi?
Türkçede “Allah kimseyi gördüğünden geri koymasın” diye bir dua cümlesi var. Başka dillerde de vardır muhtemelen.
SDG ‘gördüğünden’ geri kalmak istemiyor.
Gördüğü ne?
ABD’yle muhataplık. Yarı-devletlik statüsü.
Ahmed el-Şara Halep’teki SDG yapılanmasını ortadan kaldırmak için harekete geçti.
Türkiye Savunma Bakanlığı “Suriye’nin talep etmesi halinde gerekli destek sağlanacaktır” dedi.
Harekât Halep’le mi sınırlı diğer SDG bölgelerine taşar mı?
Devrimin ilk haftalarında ABD Başkanı Trump “Suriye Türkiye’ye emanet” demişti. Bugünlerde Maduro ve Grönland’la meşgul. Suriye hakkında benzer bir cümle kurar mı?
Trump’ın kuracağı cümlenin, çatışmanın Fırat’ın doğusunu sirayet edip etmeyeceğiyle ilgili olduğu düşünülebilir.
Ya da soruyu şöyle soralım:
ABD SDG’ye yaptığı yatırımdan vazgeçer mi?
