İktidar dini bozuyor
İktidar olmak ister misiniz? İnsanları yönetmek, memleketin servetlerini idare etmek, insanlara dağıtmak, herkesten güçlü olmak?
Şöyle bir cevap duyarsanız fazla kulak asmayın:
“İsterim, insanlara iyilik yapabilmek için, memlekette adaleti tesis etmek için, serveti hakkaniyetle dağıtmak için, haksızlıklara mâni olmak için.”
Söylerken içtenlikle söylese bile iktidarı verdiğiniz zaman ya tamahından ya iktidar sarhoşluğundan ya kabiliyetsizliğinden dediklerini yapamayacak.
Ya da yapmaya hiç niyeti yok, yalan söylüyor. Milletin malını, memleketin kaynaklarını gözüne kestirmiş, çökecek.
Üçüncü bir seçenek yok mu? Birinin iktidara gelip adaletli davranması, memleketi doğru dürüst yönetmesi?
Varsa bile istisnadır, fazla bel bağlamamak lazım.
Hz. Osman ehl-i Medine’den biat alıncaya kadar iyi bir insan, iyi bir Müslümandı. Ya yüzünün yumuşaklığından ya yönetme kabiliyetinin noksanlığından ya da akrabalarına olan zaafından adaletli bir idareye muvaffak olamadı.
Muvaffak olamayınca vahşi bir şekilde katledilmesi mi gerekiyordu?
Hayır.
Aralarında Hz. Ali, Talha, Zübeyr, Abdullah İbn Ömer gibi büyük sahabelerin bulunduğu bir şehirde Peygamber’in ashabına ve Medine-i Münevvere’ye yakışan medeni bir çözüm bulmaları hem o dönemin Müslümanlarını hem de bugünkü Müslümanları memnun ederdi.
Olmadı, başaramadılar.
İktidar bir taraftan da hastalık gibi ya da bir tutku gibi…
Hükmetmenin tadını aldın mı bırakamıyorsun.
Kokusunu aldın mı peşine düşüyorsun.
Bunlar hayatın gerçekleri, hemen her insanın malul olduğu beşerî zafiyetler.
Doğru olan, bu hadiseleri nasıl vaki olduysa o şekilde anlamaya çalışmak ve eğer ders alınması gerekiyorsa ders almak.
Bunun yerine lüzumundan fazla idealize etmeye, idealize edebilmek için tarihi gerçekleri çarpıtmaya yani tarihe yalan söyletmeye, bu tarihi vakalardan din, itikat imal etmeye çabalarsan geçmişe de bugüne de kötülük edersin.
Bu yüzden, Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak’ın ‘Farklı bir İslam Tarihi’ni (İletişim Yayınları) çığır açmasını ümid ettiğim faydalı bir başlangıç olarak görüyorum.
Prof. Dr. Ocak Hz. Osman’ın şehid edilmesinden sonra yine sahabe toplumu içinde cereyan eden elim bir hadiseyi, ‘Cemel Vakası’nı ele alıyor.
Hz. Osman’ın vefatının ardından Talha b. Ubeydullah ve Zübeyr b. Avvam Hz. Ali’yi isteksizce biat ediyorlar. Neden isteksizce?
“Gerçekte şura üyelerinden Talha ve Zübeyr’in çok muhtemelen kendilerine biat edilmesini bekledikleri ama kalabalığın buna yanaşmaması üzerine mecburen Hz. Ali’ye biat etmek zorunda kaldıkları anlaşılıyor.”
Hz. Aişe isyan sırasında umre için Mekke’ye müteveccihen yola çıkıyor. Yolda, Hz. Osman’ın öldürüldüğünü ve Hz. Ali’ye biat edildiğini öğreniyor. “Ali orada sultan olduğu sürece Medine’ye gelmeyeceğini” söylüyor.
Hz. Ali’nin hilafetinden neden hoşlanmıyor?
Birçok sebebi olabilir. Hepsini saymayalım. Hz. Ali, İfk hadisesinde kendisine fikrini soran Peygamberimiz’e boşanmanın da bir seçenek olduğunu söylemişti. Bu bir kadının muhalefeti için yeterli sebeptir.
“Talha ve Zübeyr Hz. Ali’ye duydukları antipatiyi desteklemek için ondan hoşlanmadığını bildikleri Hz. Aişe’yi yanlarına almanın halk üzerinde etkili olacağını biliyorlardı. Bu yüzden ondan şu talepte bulundular.”
“Eğer bizim Osman’ın kanını talep davamızı desteklersen Ali’nin taraftarlarının ve ileri gelen dostlarının gücü kırılır. Bizimle beraber ona huruc et. Hicaz’dan Basra’ya geldiğimizde insanlar seni bizim yanımızda görürlerse şüphesiz seninle yekvücut oluruz.”
Ahmet Yaşar Hoca Hz. Aişe, Talha ve Zübeyr’den oluşan üçlü muhalefet için ‘triumvira’ tabirini kullanıyor.
“Aslında söz konusu triumviranın kurucuları daha önce çeşitli vesilelerle Hz. Osman’a karşı davranışlarını unutmuşlar, şimdi sırf kendi hesapları ve şahsi antipatileri yüzünden Hz. Ali’nin karşısına geçmişlerdi.
Yani gördüğünüz gibi, iktidar, sahabenin bile aklını çelebiliyor. Onları birbirine düşürebiliyor. Birbirinin kanını döktürebiliyor.
Yani iktidar bozuyor. Dini de imanı da…
