Mazlum Kobani’den daha müsait
Rahmetli Hasan Yeşil’i benden başka hatırlayan var mıdır?
Birkaç Diyarbakırlı arkadaşımı aradım. Bazılarına ulaşamadım Bazıları da Hasan Yeşil’i tanıyamayacak kadar gençti.
Hasan Yeşil 1978 yılında sol bir grup tarafından (hangi grup olduğunu bilene rastlamadım) şehit edilmişti.
Babam askerliğini Gaziantep ve Diyarbakır’da yedek subay olarak yaptı. Biz de ailece babamla birlikte bu iki şehirde yaşadık. Ben ilkokul’un 5. Sınıfını Diyarbakır’daki Mehmetçik İlkokulunda okudum. İlkokul diplomam Mehmetçik diplomasıdır.
Hasan Yeşil Hoca babam İsmail Cömert’in Yüksek İslam Enstitüsü’nden sınıf arkadaşıydı. Biz de Ofis’te oturuyorduk. Ara sıra gelir giderdik.
Bir gün, Hasan Yeşil ile babam Hasan Hocaların evinin önündeki çimenlikte sohbet ediyorlar. O günlerde Tercüman gazetesinde (1968 veya 1969 yılı olabilir) Molla Mustafa Barzani ile ilgili bir yazı dizisi var. Babam gazetedeki diziyi göstererek Hasan Yeşil Hoca’ya sordu. O sıralar ikisi de otuzlu yaşlarında. “Sen bilirsin, Barzani nasıl bir adam?” Hasan Hoca da babama bildiği kadarıyla anlattı. Aklımda sadece Barzani’nin Sovyetler’deki sürgün hayatına dair söyledikleri kalmış.
Beni bu çocukluk hatırama gönderen Molla Mustafa Barzani’nin Mahabad Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki mevcudiyeti ve rolüdür.
Önceki gün “Daha karlı yatırım bulduysa satar” başlığıyla ABD Başkanı Trump’ın aynı zamanda bir tüccar olduğunu ve SDG’den daha karlı bir yatırım için SDG’yi satabileceğini yazmıştım.
Kürtlerin, Kürt örgütlerin, Kürt bağımsızlık hareketlerinin satılış öyküleri çoktur.
Ben çok ayrıntısını bilmiyorum.
Öyküleri Osmanlı döneminden başlatanlar, Hamidiye alaylarına hatta daha eskilere doğru gidenler var.
Sykes-Picot anlaşmasını da bir tür satış olarak gören yazarlara rastladım. Gerçi bu anlaşmayı, çölün ortasından geçen düz çizgiyi bölgedeki herkes satış olarak hatırlıyor.
O dönemde bölgede İngilizler’in kendilerini sattığını düşünmeyen yok.
İngilizler Arapları da bilhassa Şerif’leri ve Haşimi ailesini önce kullanmış sonra satmış. Onlara önce büyük bir Arap krallığı vadetmiş sonradan vadettiği toprakları beş altı parçaya bölmüş.
Yunanlılar bile, Ege’de ‘denize dökülürken’ İngilizlerin kendilerini sattığını düşünmüşler.
Neyse bunlar konumuzun dışında.
Yakın satışlardan biri 1946’da Sovyetler’in de desteğiyle Kadı Muhammed önderliğinde kurulan Mahabad Cumhuriyeti’nin Sovyetler’in İran topraklarından çekilmesinin ardından İran kuvvetleri tarafından 1947 yılında yok edilmesidir.
Buradaki satış Sovyetler’e yazılabilir.
70’lerde İran Şahı’nın Irak’taki Kürtleri Baas rejimine karşı desteklediği sonra terk ettiği zamanları hatırlıyorum.
İran Şattül’arab’da Irak’tan taviz almayı başarınca Irak Kürtlerine desteği kesti.
Aralarda irili ufaklı başka satışlar da var.
Ama Suriye’deki satış, eğer zabıtlara satış olarak geçerse en çarpıcı satış öykülerinden biri.
ABD SDG’yi Deaş’a karşı bir bakıma istihdam etti.
Silah verdi, maaş verdi, eğitim verdi.
Bir çeşit yarı-devlet statüsü verdi.
Hatta Trump, kaba ifadeler kullandığı o meşhur mektupta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Mazlum Abdi’yle görüşmesini bile tavsiye etmişti.
Mazlum Abdi ya da General Mazlum belki de yakın gelecekte devlet başkanı olmayı umuyordu. Ya da Suriye’deki Kürt özerk bölgesinin başbakanı.
Sonra birdenbire ABD tarafından terk edildi.
ABD neden böyle bir şey yapsın?
Ben Trump’ın tüccarlığına verdim ama, herkes tüccar. Herkes, ucuz bulunca alıyor.
Sonra aynı işi göreceği daha iyi bir vasıta bulunca elindekini satıp yenisini, bir üst modelini alıyor.
Bir üst modeli?
Bir üst modeli Ahmed el-Şara olabilir.
Şöyle düşünebiliriz.
Suriye’de kurulacak bir Kürt devleti İsrail için iyi bir müttefik olabilirdi.
Fakat bunun daha iyisi, Ahmed el-Şara’nın liderliğindeki Suriye’nin İsrail’le iyi geçinme, lüzumu halinde dayanışma kabiliyetidir.
ABD, Ahmed el Şara’yı Mazlum Kobani’den daha müsait, daha ehven bir müttefik olarak görmüştür.
Yenisi çıkınca eskisi hükümsüz olur.
