Onlar profesörse bunlar ne?

'Bir kitabın eline düşmek’ iyi bir şey. Son aylarda talihim yaver gitmedi, bir kitabın eline düşmedim.

Ama Allah’a şükür, okuma eylemim devam ediyor.

Ben etrafımdaki insanlardan ya da başka yerlerden kitap isimleri işitmeyi seviyorum. Bazen yol gösterici oluyor. ‘Ne okusam’ sorusunun cevabı yerine geçiyor.

Öyleyse benim de okuduğum kitapların adlarını anmamda bir beis yoktur.

Yakın zamanlarda birbiri peşi sıra iki tane Mehmet Akif Ersoy kitabı okudum.

Biri “Mehmed Akif hakkında Yazılan İlk Kitap.”

Kapağında öyle yazıyor. (Mihrabad Yayınları.)

Son dönem Osmanlı şair ve ediplerinden Süleyman Nazif’e ait.

Sanatkarane yazılmış.

Bir ara etraflıca bahsetmek isterim.

Bir diğeri İsmail Kara’nın. “Şair Bir Mütefekkirin Dünyası” alt başlığıyla Sabahattin Zaim Üniversitesi tarafından basılmış.

Aslında bir ön çalışma gibi. İsmail Kara Hoca da Sunuş yazısında belirtiyor. “Devir-yazar-eser irtibatlarını hesaba katmaya çalışan bu muhtasar biyografiyi kısmet olursa genişletip derinleştirerek bu kitapta temas etmediğimiz Akif’in fikir dünyasını, çağdaş İslam ve Türk düşüncesi içinde tuttuğu mühim yeri ele alıp işleyerek bir monografi haline getirmek niyetim de vücut bulmuş oldu.”

İsmail Kara inşallah niyet ettiği şeyi yapar.

Mehmet Akif sadece şiiriyle ve fikirleriyle değil, ahlakıyla da zirve şahsiyetlerimizden biri.

Şiiri kadar güzel bir adam.

Hakkında en çok yazılan şair ve düşünürlerimizden.

Siyasiler ondan çok istifade ediyorlar. Bilhassa şiirlerini her vesileyle kullanıyorlar.

Kullanmayı hak ediyorlar mı?

Zannetmiyorum.

Okundu, kullanıldı fakat takip edilmedi.

Arkadaşım Akif Beki vesile oldu, Peyami Safa’nın Fatih Harbiye’sini yeniden okudum.

Nasıl vesile oldu?

Bana, romanın kahramanlarından Şinasi’nin çaldı enstrümanın ne olduğunu sordu. Ben de emin olmak için kütüphanemden buldum. “Kemençe” diye cevapladım. Böylece roman ortaya çıkmış oldu. Çıkmışken tekrar okudum. Pişman değilim. 1920’lerin İstanbul’unu ziyaret etmiş, zamanın Doğu-Batı çatışmasının derinliğini yeniden görmüş oldum.

Şimdi yazılabilir mi Fatih-Harbiye?

Herkes birbirine öyle karıştı, taraflar öyle iç içe girdi ki…

Faiz Bey’lerin, Şinasi’lerin hatta Neriman’ların adeta nesli kesildi.

Macit’ler bile, romandaki Macit’ten daha seviyesiz.

Bugünlerde tedavülde olan haberler Fatih’in, Harbiye’nin, Esenler’in, Suadiye’nin, Bağcılar’ın birbirinin içine girdiğini, herkesin her şeyin dibini bulduğunu ve tepesine çıktığını düşündürüyor.

Eğer bunu yazabilecek bir sanatkâr çıkarsa, elindeki malzeme Peyami Safa’nın bulabildiğinden daha zengin!

İki ay kadar önce Fatih Yurdakul’un Üsküdar’da açtığı Fatih Kitabevi’ne gittiğimde Ankara’nın kıdemlilerinden Vehbi Çıtak da oradaydı. Çıkışta, birlikte kitaplara bakarken Pappini’nin Düşler Konçertosu’nu “Okumadıysan oku” dedi.

Papini’den Gog’u okumuştum. Balıkesir İmam-Hatip’teyken sınıf arkadaşım merhum Maruf Korkmaz, “Bir kitap okudum, senin okuduğun kitapların hepsiyle alay ediyor” diyerek haberdar etmişti beni. Demek 50 yıl oldu okuyalı. Hala lezzeti damağımda.

Gog’un hatırına Düşler Konçertosu’nu aldım. Almakla kalmadım okudum.

Güzel düşler vardı içinde. Ama birisine Papini’den bir şey okumasını tavsiye etmem gerekse Gog’u tavsiye ederim.

Geçen yaz Hilmi Ziya Ülken’in İslam Düşüncesi kitabını okumuştum. (Doğu-Batı.) Geç kalmış bir okuma olduğunu itiraf etmeliyim. Eksiğimi tamamlamak için İslam Felsefesi’ni de okumaya başladım.

Hilmi Ziya Ülken büyük bir alim. Her iki kitabı da düşünce tarihi konusunda fikir sahibi olmak isteyenler için çok kıymetli ders kitapları.

Şunu da düşündüm okurken.

Hilmi Ziya Ülken bir profesör. Ordinaryüs Profesör. Memleketimizde ‘profesörlük’ unvanı neyi ifade ediyor?

Seçkin ilim adamlarımız var. İsimlerini her zaman saygıyla anacağımız. Maddi ve manevi şahsiyetleri önünde bir talebe olarak diz çökmeye hazır olduğumuz.

Onlar profesörse her gün ekranlarda karşımıza çıkan profesör unvanlı zevat hakkında nasıl düşünmemiz gerekiyor?

Türkiye’de kaç tane profesör var?

Ben on binden fazladır zannediyordum.

Ne on bini? Baktım Türkiye’de YÖK verilerine göre 40 bine yakın profesör varmış.

Ülkemiz 40 bin profesörün ilimle uğraştığı ve insanlara ilim öğrettiği bir ülkeye benziyor mu?

YORUMLAR (52)
52 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.