Siyasetteki boşluk CHP’den fazla
Siyaset sahasında boş bir alan, münhal bir arsa var mı?
Türkiye’deki siyaset arzı siyaset talebinin tamamını karşılıyor mu?
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kayıtlarına göre Türkiye’de 189 tane faal siyasi parti var.
Bu 189 siyasi parti ‘seçmen’ dediğimiz kitlenin fikriyatına tekabül ediyor mu?
Etmediği aşikâr. 189 siyasi partiden 170’inin ismini bile bilmiyoruz.
Böyle sora sora, adım adım ilerlersem girmek istediğim konuya giremeden sayfanın dışına çıkacağım.
İyisi mi varmak istediğim yere daha yakın cümleler kurarak yolu biraz kısaltayım.
Normal şartlarda seçmenin ihtiyacının büyük kısmı karşılanıyor.
Bir tarafta iktidardaki AK Parti var. AK Parti’nin iktidarını Meclis’teki çoğunluk engeline takılmadan icra edebilmesi için noksanını telafi eden MHP var.
Muhalefetin amiral gemisi CHP var.
Kürt seçmenin önemli bir kısmının oyunu alan DEM var.
Önemli bir kısmının diyorum çünkü Kürt seçmenin önemli bir kısmı da iktidar partisine oy veriyor.
Arada, farklı siyasi ve ideolojik taleplere cevap veren partiler de mevcut.
Normal şartlarda durum böyle.
Ama şu sıralar şartlar normal değil.
İktidar, devlet aygıtlarını kullanarak şartları normal olmaktan çıkardı.
CHP’nin siyaset yaptığı alanı harabeye çevirdi.
CHP’nin kuvvetli siyasetçilerini cezaevine kilitledi.
Özellikle siyaset üretme kapasitesini yüksek ve tehlikeli bulduğu İBB başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nu.
‘Yeni nesil parti kapatma davası’ diye nitelediğim butlan kararıyla da CHP’nin ‘yürüyen aksamı’nı kapattı.
CHP’nin genel başkanı Özgür Özel’i CHP genel merkez binasının dışına çıkardı.
Özgür Özel parti binası olmadan da siyaset üretmeyi başarıyor.
Hemen her gün bir mitingde kalabalıklara hitap ediyor, meramını anlatıyor.
Belli ki CHP’de kalmayı önemsiyor, partiyi ‘kayyım’a teslim etmemek için çabalıyor.
Fakat, butlan kararının partinin başına getirdiği Kemal Kılıçdaroğlu ve beraberindekiler Özgür Özel’in CHP’ye dönüş yolunu kapatmak için ellerinden geleni yapmakta kararlı görünüyor.
Siyasi partiler yasasında Kurultay yapmamaları halinde butlancı CHP’lilerin bile seçime girmesine mâni olabilecek düzenlemeler var.
Gerçi kimse iktidar iddiasından vazgeçmiş, yerli ve milli ana muhalefet kıvamına ulaşmış, partideki bekasından başka bir hedefi gözetmiyor görünen Kılıçdaroğlu CHP’sinin şu haliyle seçime sokulmayacağını düşünmüyor.
Muhalefetin sahasındaki bu büyük tahribat kaçınılmaz olarak genişçe bir siyasi boşluk meydana getiriyor.
AK Parti’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir avantajı devletin aygıtlarını kendi siyasetleri lehine kullanma imkanıysa bir diğer avantajı da siyasetteki alternatifsizlik.
Şu ana kadar topluma güven veren, Türkiye’nin sorunlarını milletin başını ağrıtmadan çözebileceğine halkı ikna edebilecek bir siyasi kadronun iktidar adayı bir parti olarak zuhur etmemiş olması.
Evet, iktidar hazır yolunda giden ekonomiyi kendi elleriyle bozdu.
Kişi başına düşen demokrasi hasılası da en aşağı seviyelerde.
Bu gidişle düzelecek gibi görünmüyor.
Yolsuzluk endeksinde sürekli geriliyoruz.
AK Partililer dahil herkes yolsuzlukta aslan payının iktidarın uhdesinde olduğundan emin. Bir farkla ki kendi içlerinde partilerinin yolsuzluk yapmaya mezun olduğunu düşünenler var.
Seçmen aslında müsait, gidecek yer bulsa belki gidecek.
Ancak, şu zamanda iyice karmaşıklaşan memleket sorunlarını çözebilecek bir siyasi söylem, bir siyasi kadro görmüyor.
Yani AK Parti iktidarı devlet aygıtlarını istimal ederek siyaset sahasında genişçe bir boşluk üretmeye muvaffak oldu.
Mesele ehil bir kadronun o boşluğu doldurabilmesi.
Boşluk CHP’nin şu anda kapladığı alandan daha geniş.
Dolayısıyla Özgür Özel ve ekibinin CHP’den fazlasına ihtiyaçları var.
Türkiye’nin ortalamasına.
Özgür Özel ve ekibi bu senteze ulaşmayı başarabilir mi? Türkiye’nin ortalamasını bulabilir mi?
Başarısı bununla çok bağlantılı.
Bir de ‘iyi saatte olsunlar’ın yeniden işe karışmamasıyla.
