Deniz Göktaş ve inancın özgüveni

İnancından emin olanlar, her itirazı varoluşsal bir tehdit olarak görmez. Çünkü ilahî olanın birkaç cümleyle sarsılmayacağını bilir.

Endülüs’ün büyük düşünürü İbn Rüşt’ün, “Hakikat hakikate aykırı düşmez.” sözü de bu özgüvenin felsefi ifadesidir. Bu cümle, akıl ile vahiy arasındaki ilişkiyi açıklamanın ötesinde, inandığı değerden emin olan insanın psikolojisini de anlatır. Gerçek, sorgulanınca değer kaybetmez. İnsanların soru sorması, itiraz etmesi, hatta zaman zaman inanca haksızlık etmesi ilahî olana zarar vermez. Asıl küçültücü olan, onu sürekli korunmaya muhtaç bir olgu gibi görmek ve buna göre davranmaktır.

Son günlerde Deniz Göktaş etrafında yaşanan tartışmalar bana tam olarak bunları düşündürdü. Kutsalla alay etmek doğru bulduğum bir tavır değil. İnanan insanın en derin değerlerini mizahın malzemesine dönüştürmek inciticidir.

Deniz Göktaş’ın yaptığı mizahı başarılı ya da meşru bulmak zorunda değiliz. Mizahın da bir estetiği ve bir ahlakı vardır. İnançlı insanların en mahrem değerlerini yalnızca kolay alkış almak uğruna hedefe koyan bir üslubun toplumsal diyaloğa katkı sağladığını düşünmüyorum. Komedyenler de elbette eleştiriden muaf değildir. Söyledikleri gibi, söylediklerinin doğuracağı toplumsal sonuçlar üzerinden de eleştirilebilirler. Tam bu nedenle tartışmayı yalnızca Deniz Göktaş’ın ne söylediği üzerinden okumayı yeterli bulmuyorum. Aynı ölçüde, bizim bu sözlere nasıl karşılık verdiğimiz de konuşulmayı hak ediyor.

Ayrıca gösterinin tamamı dini göndermelerden oluşmuyor. Siyasetten bürokrasiye, gündelik hayattan iktidar pratiklerine kadar birçok alanı hedef alan sert hicivler içeriyor. Böyle bir gösterinin içinden sadece dini göndermelerin seçilip bütün tartışmanın bunun üzerine kurulması şu soruyu akla getiriyor: Tepkinin merkezinde gerçekten kutsal mı var, yoksa siyasal eleştirinin bütünü mü?

Fakat bu sorunun cevabı ne olursa olsun, benim için daha önemli olan başka bir ölçü var. Bir Müslümanın böyle durumlarda nasıl davranması gerektiğini belirleyecek olan, gündelik siyasi tartışmalar değil, bizzat Kur’an’ın ortaya koyduğu ilkelerdir. Çünkü asıl mesele, başkalarının ne söylediğinden önce bizim hangi ahlaki zeminde durduğumuzdur.

Kur’an’ın bu konudaki yaklaşımı oldukça dikkat çekicidir. En’âm ve Nisâ surelerinde Allah’ın ayetleriyle alay edilen meclislerden uzaklaşılması tavsiye edilir. Bu tavsiyenin arkasında telaş değil, ilahî kelamın birkaç cümleyle eksilmeyeceğine duyulan güven vardır. Kitap, müminine önce vakarını korumayı öğretir. Bu sebeple kutsala yönelen her saygısızlığı devlet eliyle bastırmaya çalışmanın, Kur’an’ın inşa ettiği ahlaki iklimle ne kadar bağdaştığı üzerinde yeniden düşünmeye ihtiyaç bulunduğuna inanıyorum.

Üstelik ilginç olan şu; bir sözü etkisizleştirmek için verilen sert tepki, çoğu zaman o söze hiç sahip olmadığı kadar geniş bir görünürlük kazandırıyor. O ana kadar sınırlı bir çevrede konuşulan bir gösteri, bir anda ülkenin ortak gündemine dönüşüyor. İnsanlar artık şakanın kendisini değil, şakaya verilen tepkiyi tartışıyor. Korunmaya çalışılan kutsal geri planda kalırken, hafızalarda yer eden his gösterilen reaksiyon oluyor.

Fakat bütün bunlar meselenin daha çok iletişim ve toplumsal psikoloji boyutunu anlatıyor. Beni asıl düşündüren ise bundan daha derin bir mesele. Çünkü verilen tepkinin büyüklüğünden çok, hangi konular karşısında aynı hassasiyeti gösterdiğimiz ya da göstermediğimiz, dinle kurduğumuz ilişkinin mahiyetini de ortaya koyuyor.

Beni asıl düşündüren ve yazmaktan bıkmadığım mesele şu: Kur’an’ın önem sıralamasıyla bizim önem sıralamamız giderek birbirinden uzaklaşıyor. Kur’an en çok adaleti, emaneti, doğruluğu ve kul hakkını öne çıkarır. Fakat bugün din adına yükselen tepkilere baktığımızda aynı öncelikleri görmekte zorlanıyoruz. Liyakati yok eden torpil, hukuku aşındıran keyfilik ve kul hakkını sıradanlaştıran anlayış aynı infiali uyandırmıyor. Buna karşılık sembolik tartışmalar, sanki dinin varlığı bunlara bağlıymış gibi en büyük mesele hâline geliyor. Bu durum İslam’ı değil, onu temsil ettiğini söyleyen insanların inandırıcılığını zedeliyor. Nitekim bugün yaşadığımız sorun da tam olarak budur.

Bir noktayı daha gözden kaçırmamak gerekiyor. İnancımızın bize yüklediği sorumluluk salt kutsalı korumak değildir; insanı da korumaktır. Hele ki önümüzde, hayatının başındaki bir genç duruyorsa... Yanlış yaptığını düşündüğümüz birini öfkeyle dışlamak, onu kendi mahallesinden bütünüyle koparmanın en kestirme yoludur. Oysa peygamberlerin yöntemi insan eksiltmek değil, insan kazanmaktı. Bugün de asıl soru şudur: Bu tartışmanın sonunda bir genci dine daha mı yakınlaştırıyoruz, yoksa onu geri dönmemek üzere bizden mi uzaklaştırıyoruz? Eğer ortaya çıkan sonuç ikinci ihtimalse, yöntemimizi yeniden düşünmek zorundayız. Çünkü İslam’ın ilk muhatapları kusursuz insanlar değildi; onları dönüştüren, dışlanmaları değil, muhatap alınmalarıydı.

Allah’ın kelamına güveniyorum. Çünkü biliyorum ki, bir komedyenin birkaç dakikalık gösterisi ilahî hakikatten hiçbir şey eksiltemez. Buna karşılık adalet duygusunun ayaklar altına alınmasının, kul hakkının sıradanlaşmasının, torpilin normalleşmesinin ve hukukun zedelenmesinin dinin toplum vicdanındaki yerini gerçekten yaralayabileceğini düşünüyorum.

Kutsalın itibarı insanların susturulmasıyla artmaz. İnsanlara güven veren, adalet üreten ve ahlakıyla ikna eden müminlerin omuzlarında yükselir. İslam’ın ilk asırlarda insanları etkileyen tarafı da buydu. Kutsalın en güçlü muhafızı her zaman güzel ahlak oldu.

YORUMLAR (5)
5 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.