Tarihi bilmiyoruz, kullanmasını biliyoruz
Ankara yıllarından ev arkadaşım Celalettin Tunca Karacabeylidir. Güzel bir Muhacirdir.
Ankara’dayken anlatmıştı, aklımda kalmış. Karacabey’de bir kahvehanede bir Laz ile bir Kürt aynı masaya denk gelmiş. Bir ara Laz Kürd’e “Lazlarlan Kürtler biri birine çok benzer” demiş. Nasıl benzer?
“İkisinun da tarihi kayiptur.”
Tabii ki bu diyaloğun ne ilmi ne edebi kıymeti var. Sadece bir hatıra. Eğer Lazın Kürd’e hitabını, Kürd’ün laz’ı ciddiyetle dinlemesini, Laz’ın tarihe yüklediği anlamı zihninizde canlandırmayı başarabilirseniz biraz da komik.
Aslında tarih gerçekten kayıptır. Olup bitmiştir. Yoktur artık. Siz, sağ, salim ve muktedir olanlar onu yaparsınız.
Sonunda, tarih ayakta ve hayatta olanlar tarafından yazılır. Ondan sonra da kullanılır.
İktidarlar kullanır, muhalefet kullanır, milliyetçiler kullanır, İslamcılar, solcular kullanır.
Tabii ki kullanacağınız tarihin kullanılmaya elverişli olmasını istersiniz.
Öyle olunca da tarihçinizi seçersiniz.
Hangisi daha iyi gaz veriyorsa, hangisi daha iyi uçuruyorsa…
Geçmişte ‘ecdad’ımızın ne kadar önemli insanlar olduklarının kanıtlanmasından hoşlanırız.
İnanmaya hazırsak, kanıtlamak isteyene fazla zahmet vermeyiz, kafalarımızı cömertçe sallarız.
Ben orta halli bir tarih okuyucusu olduğumu zannediyorum.
Ara sıra tarihe dair yazılar da yazarım.
Bilhassa İslam’ın ilk asırlarının büyüklerimiz tarafından dikensiz gül bahçesi gibi aktarılmasından… Dini olanla siyasi olanın karıştırılmasından. Dinden çıkarım korkusuyla tarihin sorgulanamamasından… şikâyet etmişliğim çoktur.
Tarihe doğru bakınca dinden çıkmazsın. Asıl tarihi çarpıtırsan günaha girersin.
İyi niyetle tarih uydurmak iyi niyetle ayet uydurmak gibi bir şeydir.
İyi niyetle ayet uydurmak? Şöyle oluyor.
Ayet uydurmuyorsun, hadis uyduruyorsun. Sonra da o uydurulmuş hadise ayet gibi kuvvet veriyorsun.
Peygamberimiz’in irtihalinden sonra vaki olan bazı siyasi hadiselere dini, itikadi anlamlar yüklemek.
Tarih hakkındaki görüşleri sebebiyle insanların bir kısmını dinden çıkarmak. İyi niyetle yanlışı savunanları dine sokmak veya yüceltmek.
Böyle şeylerle sık sık karşılaşıyoruz.
Bunlar dinin doğru anlaşılamamasına sebep teşkil eden malzemeler ve malzeme stoklarımız zengin.
Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak “Farklı Bir İslam Tarihi” yazmış. (İletişim.)
Türkiye’de 40 bin kadar profesör var. Bu 40 bin profesörden en az otuz bininin Ahmet Yaşar Ocak’ın adının önündeki ‘Prof. Dr.’ unvanından utanması lazım. Ben ne okudum ne öğrendim de profesör oldum diye kendisini sorgulaması lazım.
Fakat Ahmet Yaşar Hoca daha çok Orta Asya’dan Anadolu’ya intikal eden tasavvufi hareketlere yoğunlaşmış. Siyer, Ocak’ın ilgi alanının merkezinde değil diye düşünüyordum.
Ramazan’ın ilk günlerinde iftar sofrasında eski diyanet işleri başkanlarımızdan ve devlet bakanlarımızdan Mustafa Sait Yazıcıoğlu Ocak’ın kitabını okuduğunu ve ihtilaflı mevzulara bakışını kıymetli bulduğunu söyledi.
Sait Hoca alimdir. İlim ve insaf sahibidir.
Kitap hakkında biraz konuştuk. Anladım ki Ahmet Yaşar Ocak’ın kitabı tarihi dikensiz gül bahçesi haline sokan mutlu ve mesut siyer kitaplarından biri değil.
Kitabı sipariş ettim. Henüz Önsöz ve giriş bölümünü okuyorum.
Ahmet Yaşar Hoca önsöz’de ‘kaderin bir lütfu’ olarak 1978’den 2013 yılına kadar Hacettepe Tarih bölümünde ve daha sonra TOBB üniversitesinde toplam 47 yıl İslam tarihi ve İslam medeniyeti tarihi hocalığı yapmasının İslam tarihinin meselelerine ve kaynaklarına vukuf peyda etmesini sağladığını ve anlatıyor.
Giriş bölümünde ise adeta dertlerime tercüman olmuş.
İlmi bir tarih yayıncılığımız yok. Birkaç savunmacı eser var. Onlar da ilmi disiplinden uzak. Pakistan ve Mısır’da da durum parlak değil. Bazı eserler “Türkiye’nin muhafazakâr aydınları tarafından itinasız bir şekilde yer yer sokuşturulan müdahalelerle tercüme edilip” yayınlanıyor. (Bu da bir çeşit hadis uydurmacılığı.)
“Muhammed Hamidullah, Fazlur Rahman gibi güçlü İslam tarihi…. Uzmanları kendi ülkelerinde gördükleri tepkiler nedeniyle kısmen Avrupa daha çok da Amerikan üniversitelerine gittiler.”
Sonuç?
“İşte bir defa daha burada şunu açıkça itiraf edeyim ki Türkiye İslam tarihçiliği henüz dünya İslam tarihçiliğinin referanslarından biri olabilecek konuma yetişememiştir.”
Yani doğru dürüst bir tarihimiz yok.
O halde Karacabey’deki kahvede Kürt arkadaşına “İkimizun da tarihi kayiptur” diyen Laz çok da haksız sayılmaz!
Bugünlük bu kadarı yetsin.
Ahmet Yaşar Ocak’ın kitabını okuyup bitirdikten sonra ayrıca değerlendiririz.
