Tarihten itikat yapılır mı?
Satılık adam’ı hala bitiremedim. Bülent (Akyürek) dünyadan gittikten sonra okumam yavaşladı.
Ramazan Öztürk’ün ‘Savaş Yılları Günlüğü’ (Belge Yayınları) masamda, üst sıralarda, akşama kadar gözümün içine bakıyor.
Kim Ramazan Öztürk? Akran sayılırız. Benden birkaç yaş büyük. Gazeteci. Savaş muhabiri.
Bir savaş muhabirinin yapabileceği en önemli işi başardı. Saddam Hüseyin’in kimyasal silahla yok ettiği Halepçe’yi fotoğrafladı. Öldürülmüş bir dedenin kucağındaki öldürülmüş bebek.
Bütün dünya Halepçe katliamını Ramazan’ın çektiği fotoğraflardan öğrendi.
Taha Bey’in (Akyol) ‘Dünyayı Bölen Devrim’i de (Sovyet Sosyalizminin Yükselişi ve Çöküşü, Doğan Kitap) ‘Savaş Yılları’ gibi okunmayı bekliyor.
Mustafa Çağrıcı Hoca’nın “Kur’an’ın Ahlak Çağrısı”nı Ramazan’da okurum diye düşünüyordum, başladım, iyi gidiyordu, araya Ahmet Yaşar Ocak’ın ‘Farklı Bir İslam Tarihi’ girdi.
Ocak’ın kitabı Müslümanların tarihiyle ilgili bütün dertlerime deva oldu diyemeyeceğim. Bu dert bitecek gibi durmuyor. Bünyeye girmiş. Fonksiyonunu icra etmiş. İyileşse bile yaptığı hasar telafi edilemez.
Ama ‘bütün dertlerimi depreştirdi’ diyebilirim.
Biz, tarihimize doğruyu bilmek için bakmıyoruz.
Gerçeği öğrenmek için bakmıyoruz.
Kafamıza masaj yapmak için bakıyoruz. Kafamıza, kalbimize hatta bütün azalarımıza.
Bizi rahatlatmayan tarihi sevmiyoruz. Tarihte bizi rahatlatmayan bir gerçeklik varsa o gerçekliği bozuyoruz. Yani tarihi kafamıza ve gönlümüze göre tashih ediyoruz.
Orasını burasını kesip, yapıştırıp kuşa benzetiyoruz.
Sonra karşısına geçip “şimdi tarihe benzedin” diyoruz.
Doğruluğu yanlışlığı belli belirsiz olan bir tarih evrakına istinaden ameli ve itikadi mezhepler inşa ediyoruz.
Peygamberimizin ashabını sevmeyi bile sıraya sokuyoruz.
Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat’e göre sahabeyi sevme sırası dört halifenin göreve gelme sırası. Hz. Ömer’i Hz. Ebubekir’i sevdiğinden fazla sevemiyorsun. Hz. Ali’yi Hz. Osman’dan ziyade sevince de sorun çıkıyor.
Şia’ya göre ise sıralama Hz. Ali’den başlıyor.
Gönül bu, kimi seveceği belli mi olur? Sırayla mı sevmek zorundayız?
Sırayı takip etmeyince ne olabilir?
Mesela Bilal-i Habeşi’yi ya da Hz. Hamza’yı daha çok seversem?
Hz. Fatıma, “babasının annesi”ydi. Peygamberimiz çok seviyordu. Sahabenin efdalinin Fatıma olduğunu düşünüyorsak, nice olur halimiz?
Belli ki ulemanın bir kısmı mevcudu kabul edin, her ne vaki olmuşsa ondan razı olun yerinizden fazla kıpraşmayın demeye çalışıyor. Ulemanın bir diğer kısmı da başka bir sevme listesi ya da faziletliler sıralaması öneriyor.
Tarihin bir bölümünü dokunulmaz yapınca aslında itikadın da kalitesi düşüyor.
Sen bir şekline inanıyorsun. İnandığın şekil vuku bulmuş olan gerçekliğe uymuyor. Böylece gerçek olmayan bir şeyi itikat umdesi haline getiriyorsun.
Dokunma! Tarihten itikat olmaz, tarihten itikat yaparsan gerçeği öğrenmekten vazgeçmiş olursun de ve zihnini serbest bırak.
Tamamen serbest kalınca fazla uzağa gideceğinden korkuyorsan bari birazcık serbest bırak!
Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak’ın ‘Farklı Bir İslam Tarihi’ önce Hz. Osman’ın katlini, ardından Cemel Vakası’nı ele alıyor.
Hz. Osman’ın Peygamberimiz’in irtihalinden 24 yıl sonra
Medine’de şehit edilmesi aslında utanç verici bir şey.
‘Cemel Vakası’ da öyle.
Sahabe birbirini öldürüyor.
Ve büyük insanlar, büyük sahabiler bir yolunu bulup bunu önleyemiyor.
Bu önemli hadiselere bir tarihçinin dikkatiyle ve bir alimin soğukkanlılığıyla yaklaşmak son derece kıymetli.
Ocak’ın kitabı üzerinde biraz durmak istiyorum.
Hoca’nın Cemel Vakası’nı ele aldığı bölümün sonundaki nasihatini aktararak bugünü kapatalım.
“Müslümanlar hangi devir ve coğrafyada olurlarsa olsunlar tarihlerinin bir döneminde cereyan eden benzeri olaylar üzerinde düşünmekten vazgeçip “yorganı başlarına çekerek” yaşamamalı veya problemleri “halının altına süpürmeye” devam etmemelidir. İşte bugün Müslüman toplumların sağlıklı bir tarih bilincinden mahrum olmalarının en önemli sebeplerinden biri bu gaflettir. İşin en çarpıcı yanı ise çok geçmeden bu tür olayların birer itikadi mesele haline gelmeleri/getirilmeleridir. Sırf bu vakıayı düşünmek bile Müslümanlar adına fevkalade ciddi bir sorundur.”
