Telaşa lüzum yok 

Ne kadar da büyüdü Hilafet tartışması! Gerçek Hayat Dergisi kapak yapmış. 

Altına da Türkçe, İngilizce ve Arapça yazmış. Şimdi değilse ne zaman? Sen değilsen kim? 

Nasıl yorumlamak gerekiyor bunu? 

Hilafeti ilan etmek için en müsait zaman bugündür. En uygun kişi de sensin. 

‘Sen’ dediği kim olabilir? Cumhurbaşkanı Erdoğan mı? 

Biraz ‘coşkun’ bir kapak olduğu aşikar. Ama bu sıralar herkes biraz coşkun. 

Tartışma iki yönde ilerliyor. Aslında tartışma da değil. Biri ötekinin cevabı mahiyetinde tepkiler. 

Bir taraf: Vay efendim bunların niyetleri belli oldu. Görüyor musunuz? Ayasofya’nın ardından hilafeti tartışmaya açıyorlar. Maksatları alıştıra alıştıra hilafeti getirmek. 

Diğer taraf: Hayır hayır. Bizim asla ve kat’a hilafeti getirmek gibi bir niyetimiz olamaz. Biz cumhuriyete ve demokrasiye bağlıyız. Bu iddiaları ortaya atmak provokasyondur, ihanettir. 

Siyasette böyle dalgalanmaların olması iyidir. Zihinler için bir aktivite fırsatı. İdman gibi. 

Peki bunca heyecanın, bunca telaşın, tepkinin ‘gerçek hayat’ta karşılığı var mı? 

‘Gelsin’ deyince gelir mi hilafet? 

‘Olsun’ deyince olur mu? 

Gerçek hayat dediğim, dergi değil, içinde yaşadığımız gerçeklikler, dünyanın şartları, İslam dünyasının şartları. 

Eğer tarihsel bir olguyu açıklığa kavuşturmak, tarihi gerçekliği anlamak için ilmi bir zeminde ortaya atılıyorsa Hilafet mevzuu, elbette faydalı olur. 

Aksi takdirde, bir çeşit anakronizm olarak kalır. 

Neden mi? 

Yaygın Sünni görüşe göre, ‘Raşid Halife’ dörttür. Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali. 

(Şia’da ise, malum, Hilafet yerine Hz. Ali’yle başlayan İmamet var.) 

Ondan sonra Emevi, Abbasi, Fatımi saltanatı başladı. 

Yavuz Selim’in Mısır’ı Osmanlı topraklarına kattığı tarihten itibaren de Halifelik Osmanoğulları’na geçti. 

Ama bu halifelikler, asla, Sünni düşünce ekolünün idealize ettiği ‘Raşid Halifelik’ sayılmadı. 

Osmanlılar halifeliği bir unvan olarak -bazı yazışmalarda- zaman zaman kullandılar. 

Halifelik unvanının bir uluslararası anlaşmada ilk kullanılışı 18. Yüzyıla rastlar. (1. Abdülhamid dönemi. 1774.) 

Osmanlı’nın ağır mağlubiyetinin ardından yapılan Küçük Kaynarca Anlaşması’nda Rusya kendisini Osmanlı ülkesindeki Ortodoksların hamisi ilan edince Osmanlı da Kırım Hanlığı ile Kuban ve Bucak Tatarlarının dini işlerde hilafet makamına tabi olacağını kayda geçirdi. 

Sultan 2. Abdülhamid de uygulamaya çalıştığı ‘Pan-İslamizm’ siyasetinde Halifelik unvanından istifade etmeye çalıştı. 

TBMM 3 mart 1924’te içinde “Hilafet, hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç bulunduğundan hilafet makamı mülgadır” ifadesinin geçtiği bir kanunla hilafeti kaldırdı. 

(Lozan’ın birinci faslında İsmet İnönü riyasetindeki Türk delegasyonunun Hilafeti savunduğuna dair bir rivayet vardır. Ama bu rivayet herhangi bir belgeyle teyit edilememiştir.) 

Hilafetin kaldırılması Mısır’da ve Hindistan’da ciddi tartışmalara sebep oldu. Ezher uleması hilafeti savunurken bir başka Mısırlı alim Ali Abdurrazık İslam’ın ‘halifelik’ diye bir müesseseyi emretmediğini ileri sürerek şimşekleri üzerine çekti. Ali Abdürrazık kadılıktan azledildi. (Ezher aforoz ettiyse de Ali Abdürrazık’ın görüşleri üzerinde durulmaya değer.) 

Hindistan Müslümanları da bir süre “Halifelik ilga edilince ne yapmamız gerekiyor” diye tartıştılar. Sonra konu kapandı. (Ayrıntılı bilgi için Hamid İnayet, Çağdaş İslami Siyasi Düşünce, Hece Yayınları.) 

Ardından, bilhassa 2. Dünya Savaşı sonrasında bir çok Müslüman ülke bağımsızlığını kazandı. 

Bugün, İslam İşbirliği Teşkilatı’na üye 57 İslam ülkesi var. 

Bu 57 ülkenin her birinin gündemi ayrı, derdi ayrı, politikası ayrı. Bazıları birbiriyle savaşıyor. Bazıları birbirinden nefret ediyor. 

Bu 57 ülkenin bir halife üzerinde ittifak etme ihtimalleri var mı? 

Hiç zannetmiyorum. 

Başka bir ülkede birisi halifeliğini ilan etse, Türkiye’deki Müslümanlar kabul eder mi? 

Sorusu bile saçma. 

Biz ilan etsek başka ülkelerin Müslümanı kabul eder mi? 

Kendi kendimize gelin güvey olduğumuzla kalırız. 

Bence biz Müslümanlar birbirimizle didişmeyelim, birbirimizi boğazlamayalım yeter! 

Demem o ki... 

Telaş etmeye, paniğe kapılmaya lüzum yok. 

YORUMLAR (17)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
17 Yorum