Kağıdın ölümü ya da kendi içine bakmanın sızısı...

Ömer Erdem

Şair dilde insan için ölmez bir sürekliliktir. Hayatın realitesi diğer yandan çokça karanlık ve umut kırıcıdır ve onca söylem içinde güç ve iktidar histerisi antropolojik bir yara olarak hep vardır. Gücün şamatası içinde kendisine paydaş edindiği kitle ise altının oyulduğunun ve geleceğinin çalındığının ayırdında değildir. Din ve milliyetçilik duygularının alabildiğine parlatıldığı dönemler insanın kendi yazgısını boş bir kütüğü oyar gibi oyduğu sonra da karşısına geçip ona taptığı dönemlerdir. İşte böyle hallerde has şairler her tür sonucu göze alarak değil onları hesaba katmadan şiirin hakkını vermeye girişirler. Şiir insanın adil süreklilik hakkıdır.

Kağıdın Ölümü, Şeref Bilsel’in dokuz yıl aradan sonra yayımladığı yeni şiir kitabı. İlk okumada uyanık bir duyarlıkla içinden geçtiğimiz ve içimize çöken öreklenmelere karşı duruyor şair. Ve ilk elden okuru ‘karşısına’ alıyor. Karşı kelimesi etkin bir kelimedir dilimizde. Edebiyat içi üleşimcilikleri de imler. Dilden ve şairin ahlakından başka dayanak bilmeyen tekillikle karşılık ummadan yol alır şair. En çok son kırk yıldır yazılmakta olan şiirde bir okur sorunu yaşadığımız ve okurunu değil asıl okur tarafından muğlak bir gerekçe ile yalnız bırakılmış bir şiirden söz edilmelidir. Sözcüklerin yükü şairin omuzlarındadır fakat bu yük insanlar tarafından sebepsizce omuzlanılmadığında ortaya trajik bir manzara çıkar. ‘Her şey yüktür/ sözcüklerden başka yükü olmayana’ mısralarıyla adeta kendi şiirsel gökkuşağını çizer Şeref Bilsel. ‘Okur İçin Bir Güzergah’ uyarı olduğu kadar teklif, oluş kadar duyuş elektrosu.

Oluşu şairin kendisi hakkında düşündüğümüzde, nesir şiir aralığında bir iç oyuşma arayışı içinde olduğunu vurgulayabiliriz. ‘Okur İçin Güzergah’, Öfkeli Şiirler ve Keramıs Göğü Altında Sekiz Parça, Kağıdın Ölümü’nün kendi poetik arayış/ ayrışma içinde olduğunu da sezdiriyor.

İçeriye bakarken dışarıyı içinde tutan bir şiir Şeref Bilsel’in yazdığı. İçerisi her tür insanlık hali ( pratik yaşantı dahil, oğullardan ayrılık, boşanma, sığınılan zemin katları, aşk. ‘orada susan dalgınlığın/ oğul diye bir çift gözü vardır elbet) ile hemhalken ülkede ve dünyada olup bitenlere de açıktır. Kağıt bu bağlamda ölümle irtibatlandırılan bir şimdidir. Bir yandan hayıflanır bu şimdi. Diğer yandan ‘şükürler olsun dışarıda hayat var’ diye mırıldanır. İnsanın ürettiği çaresizlikler diğer canlıları da esir almıştır ayrıca. ‘boşuna yalvarıp duruyor bitkiler/ boşuna yaban hayvanlarının uğultusu/ kimseye yetmiyor insanın insandan artırdıkları/ ve yarın yola çıkacak olanın/ uzakta kalmış bir çift gözle bıçaklanan uykusu’

Tarih arkaik bir refleksle kendini tekrar eder durur burada. Burası ülke görünümlü çok katmanlı bileşenlerin yoksulluğudur. Şair kendi gövdesini bir sunak gibi sergilerken olup biteni de hafızasına alır. ‘cızlavetle latinceye doğru bir çocuk’ yürür yürümesine ancak içindeki soru da her adımda büyür; ‘bitmeyen nedir, insanı kovmuş şiirden başka/ ışığın kendini uyuttuğu o saf karanlıkta’. Gücün ve zihin iğdişliğinin kanatlarında durup zamanı bir yemiş lezzetiyle çıtlatanların duyamayacağı bir ağrıdır bu. Aramak insanın erdemidir yine de. Şiir sezgisel bir yansıtışla ‘ dünya aramak için dönmüyor mu’ diye sorar.

Şiir umulmadık şekilde üstelik narin bir sessizliğin dehşetiyle kırbaçlaşır. ‘Zemin Kat’ şiirindeki biyografik görüntüleri, belgeleri bir yanda saklayıp şiir gözüyle baktığımızda ‘zemin’ kelimesinin toprağını kolayca deşip oradan topluma yükselebiliriz. İnsan ile toplumun zemini kaydığında görüntülerin gürültüsü ‘ her taraf duman her taraf uğultu’ halinde binayı saracaktır. ‘herkes bir şey bekliyor yukarılardan’ derken şair, bütün alt ve üst yapı oluşumlarını deşifre eder. Bina nedir bu durumda? Bani kimdir?

Bir ülke şairidir Şeref Bilsel. Bilinç onda hep toplumsal olanla örülür. ‘Ne var bu ülkede fazla olmayan’ diye sorduğunda eksik olanın sızısını duyurur. Şiir, fazlalıkların bütün şiddetiyle önümüze yığılması karşısında bir ön uyaran değil sadece bir yola koyuluş umudu da getirir. Ve engin bir sevme ve sevilme isteğinin coşkusu akıyor sessizce ‘Kağıdın Ölümü’nde. ‘Oğul gelip baba kalmak’ duygusu bir şiirsel aralığın sızlayan dişi gibi yaşanıp gidiyor.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.