Türkçenin dudaklarısın sen

Ömer Erdem

Şair, editör, dergici ve yayıncı Ali Enver Ercan’ı dün sabah kaybettik. Şiire hepten tutulduğum ilk gençlik yıllarımda tanımıştım onu. Üzerinde topladığı bütün olumlu özellikleriyle sevivermiştim. Enerji doluydu. Sakin bir çekimi vardı. Bir mesafeden değil duygu ve düşünceden açıyordu kollarını. Hiç unutmam, meşhur Hatay lokantasında TRT adına Cemal Süreya’yı anlatması için buluşmuştuk. O çekimde defalarca sözlerine baştan başlamış ve sonsuza kadar terlemesine rağmen en küçük bir itirazda bulunmamıştı. Edebiyat, kendisini öne çıkarmadan bir büyük adanmışlıktı onda.

***

Yazdığı şiir bir kültür ve insanlık anlarının jestlerini getirir. Şiiri, ontolojik olandan değil anlık olanın espritüel şaşkınlığından gelir. Naif ve iddiasızdır ama kendisini sevdirmeyi bilir. Sanki başka şairlerden çıka çıka kendisini bilmiş, sözlerinin güzelliğine ermiştir. Zorlamaz. Yapıştırma ve karalama yapmaz. Söz gibi ağıza bağlanır, akıl geriden gelir. İroniye düşkündür. Şiirin özleştiği yerde durur.

Bununla birlikte Enver Ercan son kırk yıl boyunca, edebiyat hayatımızın tam ortasında ve onun için çalışmış fedakâr bir emekçidir. Dergi yönetir, dosya hazırlar, dergiler çıkarır. Yayınevi kurar. Gençleri kucaklar. Olgun yazar ve şairlerle temas halindedir. Organizasyonları destekler. Enerji ve yakınlığı hep güven verir. Anlatmayı sever. Dinlemenin değerinin farkındadır.

Zaman zaman vapurda karşılaşır ve neredeyse son cümlemizden devam ederdik. Kültürü ve insanı Türkiye çapında kavrayan hoşgörülü düşünce yapısı ve insanı esas alan yöntemiyle yaşama şevki de taşır size. Telefon konuşmalarımız ise neredeyse söz kristalleri gibi havada yayılır umut yıldızlarına dönüşürdü. Hemen anlardık birbirimizi. Belli ki yapılması gereken bir iş var. Şiir ve edebiyat adına bir adım atmalı. Bir toplantı mı var konuşma hazırlamalı. İlan bulmalı. Birisine telefon edilmeli. Şiir gönderilmeli. Dedikodu yok. Kötüye geçit yok. Sadece şiir ve saf edebiyat var.

1980 kuşağı içinde şiirle hemhal olup da onun niteliklerinden kopmayan ve kendi çember çizgisini yitirmeyen birkaç isimden birisiydi ayrıca Enver Ercan. Özellikle başta 2’nci Yeni şairleri olmak üzere onların terbiyelerini edinmiş, Varlık Dergisi’nde yüklendiği sorumluluğu bir güç ve iktidar ilişkisine doğru değil, demokratik bir araştırma ağına çevirmişti. Eşik Cini, Yasakmeyve dergilerinde edebiyatın, çeviri başta olmak üzere ayakta kalması için direndi.

***

21 Ocak ayrıca ikimizin de doğum günüydü. Birkaç kez bu kesişme üzerine konuşup şakalaşmıştık. 22 Ocak sabahı 07.00’de uyandım. Kalktım yürüyüşe çıktım. Sokağa adım atar atmaz bunu düşündüm. Doğum günlerimiz bir. Ne güzel dedim. Haydarpaşa açıklarında denize baktım. Sahil boyunca yürüdüm. Denizi ve göğü dinledim. Sonra eve döndüm. Ali Enver Ercan’ın ölüm haberini aldım. Bütün bunlar nedir diye düşündüm. Şiirin de bir iç sezgisi mi var?

Hiç şüphe duymuyorum, değerin ve fedakarlık duygusunun hızla kaybolduğu dünyamızda, onun mirasını yüklenecek gençler mutlaka gelecekler geriden. Ve biz bir insanla, şairle, dostla, bir devrin içinden şiirle geçmenin memnunluğunu hep yaşayacağız. Mekanı cennet olsun.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.