Serkan Özcan: “Değişimin birinci koşulu önce kendi hesabını vermek”

Semra Alkan

Yıl içinde yoruldunuz hem de nasıl?

Geçinmek problem. Nereye elinizi atsanız yakıyor. Alev alev…

Hanelerde çoğunlukla tekrar edilen cümleler şunlar sanırım:

“Vay şu karar çıktı. Şuna da yine zam geldi. Bu kadar da fiyat artışı olur mu kardeşim?”

Ve sürekli bir çekinme hali. Aman o pahalı. Onu sonra alırız, bu ihtiyacı erteleyelim, aman kirayı ödeyelim, tatile de bu sene gitmeyelim. Bunu da almayalım ne olacak diye diye ömrümüzden ömür gidiyor.

Toplumun büyük bir kesiminde bu haller yaşanırken… Diğer küçük bir kesim de parasına daha da para katıyor.

Ev var, yatırım için bir daha alınıyor, yine alınıyor. Araba var, yatırım için yine alınıyor. Hatta stoklayan stoklayana… KKM hesaplarını, döviz hesaplarını artıran artırana…

Birde arada şöyle söyleniyor:

Tüm alışveriş merkezleri dolu. Tüm mağazalar, lokantalar dolu. Hani nerede kriz kardeşim?

***

Şöyle eskisi gibi ağız tadıyla alışverişe çıkan kaldı mı merak ediyorum.

Hiç düşünmeden mağaza mağaza dolaşıp ne gerekiyorsa alan kaldı mı?

Alışveriş sonrası arkadaşlarla keyifli bir kahve sohbeti…

Ve kahkahalar…

Hakikaten en son ne zaman dakikalarca güldünüz?

Hatırlayan var mı?

Eğlenmeyi, gülmeyi unuttuk sanki.

Griler boz renkler arasına sıkıştık sanki.

Nefes alırken bile arada bir darlanma hali.

Örneğin en son ne zaman hiçbir şey düşünmeden sadece film izlediniz ya da kitap okudunuz?

Ne zaman derin derin nefes aldınız?

Şöyle düşman çatlatırcasına ne zaman derin derin uyudunuz?

Ne zaman rüzgârın fısıltılarını duydunuz?

Ya da rüzgârda zeytin ağacının savruluşunu en son ne zaman izlediniz?

Niyetim hafta sonu, şu tatil gününde bu sorularla canınızı sıkmak değil elbette…

Ama bu koşturma, sürekli o da var bu dar var, onu da halledelim, bunu da yetiştirelim, şu zam gelmeden şunu da alalım halleri içinde kendimizi iyice unuttuk, kendimize yabancılaştık sanki.

Özümüz hep bir gurbet ellerde gibi. Yabancılar arasında gibi.

Ona savunma yapmaktan, buna savunma yapmaktan özü kaybettik, unuttuk gibi…

***

“Değişimin birinci koşulu önce kendi hesabını vermek.”

Ne kadar doğru bir söz…

Kendini bilmeden, kendini görmeden, hesaplaşmaya kendinle başlamadan dışarıyı nasıl bilebilirsin, nasıl görebilirsin, nasıl anlayabilirsin?

Öyle ya… Kendini katmadan sadece dışarıya konuşunca eğreti durur. Samimi olmaz. Sadece söylenmiş olur. O kadar…

Duyan da olmaz, gören de, etkisi zaten olmaz…

Gelecek Partisi Sözcüsü Serkan Özcan’ın sosyal medyada dün paylaştığı şu cümleleri aynen belirtmek isterim. Zira çok önemli, çok…

“Seçim mağlubiyetinden sonra olabileceklerin maalesef en kötüsü oluyor! Biraz haber programlarına göz gezdirince, hemen her siyasetçinin yenilginin sebebi olarak bir diğerini açık ya da kapalı suçladığını anlayabiliyorsunuz!

Otoriterleşmeye karşı demokrasi ve hukuk düzleminde bir araya gelmek, sadece seçimden önce değil bir mağlubiyet durumunda da asgari nezaketi koruyarak mümkün olabilir!

Neden olmadı? Neyi yanlış yaptık?

Toplum bugünkü muhalif siyasi aktörlerde umut görüyor mu?

Yazıp, altına imza attıklarımızı içselleştirebildik mi?

Mesela evraklara yazdığımız kadar herkes için demokrasi diyor muyuz? v.s. sorular ortada dururken, hesap vermeyle mükellef hemen herkeste diğerini suçlama temayülü hakim. Bu üslup büyük toplumsal uzlaşmalar olabileceği yönündeki umutları tüketiyor, demokrasinin yarınına da zarar veriyor.

Seçimden sonra akaryakıttan giyime, gıdadan barınmaya nerdeyse her şeye %100 zam gelmişken, millet ağır vergiler altında inim inim inlerken siyasetin gündemini karşılıklı suçlamalara kurban ediyoruz.

Değişimin birinci koşulu önce kendi hesabını vermek.

Bugün diğerini suçlayarak bir sonraki seçimde bir çekim noktasına dönüşeceğini düşünenler fena halde yanılıyorlar.

Ne denli samimi olduğu kuşkulu olsa da iktidarın kendini değiştirme yönündeki hamlelerine karşın muhalefet maalesef kendi yapay gündemine hapsoluyor.”

Son olarak Özcan’ın şu iki sorusuna tekrar dikkat çekmek isterim:

“Toplum bugünkü muhalif siyasi aktörlerde umut görüyor mu?

Yazıp, altına imza attıklarımızı içselleştirebildik mi?”

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (4)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.