Eğitimde son 10 yılın en kötü dönemi: Okullaşma oranı düşüyor

Eğitimde son 10 yılın en kötü dönemi: Okullaşma oranı düşüyor

Eğitim dünyasında gözleri üzerine çeken yeni bir araştırma, Türkiye'nin güncel okul ve başarı tablosunu ortaya koydu. EĞİTİM-BİR-SEN tarafından hazırlanan kapsamlı rapor, zorunlu lise çağındaki gençlerin sistem dışına çıkış hızını ve öğretmen atamalarında yaşanan ciddi gerilemeyi çarpıcı verilerle belgeledi. Finansman eksikliği ve bölgesel derslik krizleri acil önlem çağrılarıyla sunuluyor.

Eğitimciler Birliği Sendikası (EĞİTİM-BİR-SEN), eğitim sisteminin güncel durumunu veri odaklı analizlerle ortaya koyan 'Eğitime Bakış: 2025 İzleme ve Değerlendirme Raporu' adlı çalışmasını kamuoyuyla paylaştı.

Sendika tarafından 2016 yılından bu yana her sene düzenli olarak yayımlanan bu rapor, ülkenin eğitim profilini mercek altına alıyor.

Çalışma kapsamında ulusal ve uluslararası veriler karşılaştırılarak; eğitime erişim ve katılım, eğitimin çıktıları, öğretmenler ve okul yöneticileri, eğitim-öğretim ortamları ile eğitimin finansmanı şeklinde belirlenen 5 temel başlıkta derinlemesine değerlendirmeler yapılıyor.

ÖĞRENCİ SAYISINDAKİ 753 BİN KİŞİLİK BÜYÜK DÜŞÜŞÜN YÜZDE 62'Sİ LİSE KADEMESİNDE

Raporda yer verilen verilere göre, 2016 yılında okul öncesi kademesinden ortaöğretime kadar toplam öğrenci sayısı 17.588.958 seviyesinde iken, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında bir önceki yıla göre 753.742 azalarak 17.956.523 seviyesine geriledi.

Öğrenci sayısında gözlenen bu azalma detaylı şekilde incelendiğinde, ilkokul kademesi hariç diğer tüm kademelerde gerçekleşti.

Hatta bu öğrenci sayısındaki düşüşün büyük bir çoğunluğunun yüzde 62 ile ortaöğretim kademesinde olduğu görüldü.

KADEMELERE GÖRE ÖĞRENCİ DAĞILIMINDA OKUL ÖNCESİ VE İLKÖĞRETİM YÜKSELİŞTE

Kademelere göre öğrenci sayılarına bakıldığında 2016 yılında okul öncesinde 1.209.106 olan öğrenci sayısı 2025 yılında 1.741.314 seviyesine yükseldi.

İlköğretim kademesinde 2016 yılında 10.572.209 olan toplam öğrenci sayısı 2025 yılında 10.886.397 oldu.

Ortaöğretim kademesindeki toplam öğrenci sayısı ise 2016 yılında 5.807.643 iken 2024-2025 eğitim-öğretim yılında 5.328.812 seviyesinde gerçekleşti.

KIZ ÇOCUKLARININ OKULLAŞMA ORANI YÜKSEK OLSA DA SON 2 YILDA NET GERİLEME

Veriler, 5 yaş grubu hariç tüm yaş gruplarında kız çocuklarının okullaşma oranının erkeklere kıyasla az da olsa daha yüksek olduğunu ortaya koydu.

Ancak son iki yıllık dönemde, 6-13 yaş grubu dışındaki tüm yaş gruplarında okullaşma oranlarında düşüş yaşandığı görüldü.

Buna göre, 2023 yılından 2025 yılına 3-5 yaş grubunda net okullaşma oranı hem erkeklerde hem de kızlarda yüzde 2,6 puan azaldı.

Dört ile 5 yaş grubunda net okullaşma oranı erkeklerde yüzde 2,9 puan, kızlarda ise yüzde 3 puan geriledi.

Beş yaş grubunda net okullaşma oranı erkeklerde yüzde 2,9 puan, kızlarda ise yüzde 3 puan düştü.

ZORUNLU EĞİTİM KAPSAMINDAKİ 14-17 YAŞ GRUBU ÇOCUKLARIN YÜZDE 13,6'SI SİSTEMİN DIŞINDA KALDI

Ortaöğretim kademesinin zorunlu eğitim kapsamında olmasına rağmen 2024 yılında 14-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 8,7'si eğitimin dışındayken 2024-2025 eğitim-öğretim yılında bu oranın yüzde 13,6 seviyesine yükseldiği belirlendi.

Dolayısıyla ortaöğretim kademesi zorunlu eğitim kapsamında olmasına rağmen son 9 yılın en yüksek oranı olan 14-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 13,6'sı zorunlu eğitimin dışında kaldı.

CİNSİYETE GÖRE OKULLAŞMADA EN DÜŞÜK ORANLAR AĞRI VE ŞANLIURFA İLLERİNDE ÖLÇÜLDÜ

2025 yılı okullaşma oranı ortalamasının altında yer alan iller incelendiğinde; Ağrı'da erkeklerin, Gümüşhane ve Şanlıurfa'da kızların, Muş'ta ise hem erkeklerin hem de kızların 14-17 yaş grubunda net okullaşma oranlarının yüzde 69 bandında olduğu görüldü.

Cinsiyete göre bakıldığında ise erkeklerde Ağrı yüzde 68,6 ile en düşük, Rize yüzde 99,7 ile en yüksek okullaşma oranına sahip iller oldu.

Kızlarda ise Şanlıurfa yüzde 69,3 ile son sırada, Burdur yüzde 94,1 ile ilk sırada yer aldı.

18-21 YAŞ GRUBUNDAKİ LİSE MEZUNİYET ORANI SON 4 YILIN EN DÜŞÜK SEVİYESİNDE

18 ile 21 yaş grubunda en az lise mezunu olanların oranı genel olarak incelendiğinde, 2024 yılı hariç her yıl düzenli şekilde artış eğilimi görülüyor.

Nitekim 2015 yılında bu yaş grubunda yüzde 52,2 olan en az lise mezunu oranı, 2024 yılına gelindiğinde yüzde 71,7 seviyesine yükseldi.

Ancak bu oran son 4 yılın en düşük seviyesine işaret ediyor.

LİSE MEZUNU OLMA ORANINDA KADINLAR İLE ERKEKLER ARASINDAKİ FARK YÜZDE 8,4

Toplamda ise 18-21 yaş grubunda en az lise mezunu olma oranı 2015 yılında yüzde 54,9 iken 2024 yılında yüzde 75,8 seviyesine ulaştı.

Son 10 yılın verileri incelendiğinde 18-21 yaş grubunda en az lise mezunu oranında kadınların erkeklere kıyasla daha yüksek düzeyde artış gösterdiği ortaya konuldu.

Cinsiyetler arasındaki fark, en fazla 2024 yılında açılarak fark yüzde 8,4 olarak gerçekleşti.

ERKEK ÖĞRENCİLERDE OKUL TERKİ VE MEZUNİYET SORUNLARI İÇİN DETAYLI ANALİZ İHTİYACI

Öte yandan, ortaöğretimin zorunlu eğitim kapsamına alınmasından itibaren en az lise mezunu olma oranında ciddi bir artış olduğu görülüyor.

2023 verilerine bakıldığında 2015 yılı verilerine göre yaklaşık olarak yüzde 50 yükselişe işaret ederken 2024 yılı verileri, 2023 yılına göre en az lise mezunu olanların oranının kadınlarda sabit kaldığı, erkeklerde ise düşüşe geçtiğini gösteriyor.

AÇIK ÖĞRETİM LİSESİNDEKİ ÖĞRENCİ PAYI SON 10 YILIN EN DÜŞÜK SEVİYESİNE GERİLEDİ

Açık öğretim lisesine kayıtlı öğrenci sayısı da son iki yılda 1.054.703 azalarak 2025 yılında 954.777 oldu.

Bu gerilemeyle birlikte açık öğretimin ortaöğretim içindeki payı yüzde 17,9 oranı ile son 10 yılın en düşük düzeyine indi.

ÖZEL EĞİTİMLİ ÖĞRENCİLER LİSE KADEMESİNDE SİSTEM DIŞINA ÇIKIYOR

Özel eğitim alanında kademeler arası geçişte ciddi bir daralmaya işaret ediyor.

2024 ile 2025 eğitim-öğretim yılında özel eğitim alan öğrenci sayısı 602.729 olurken, bu sayı ilköğretimde 473.295 seviyesine, ortaöğretimde 118.165 seviyesine düştü.

Bu tablo, özel gereksinimli öğrencilerin ortaöğretim kademesine devam sürecinde önemli engellerle karşılaştığını ortaya koyuyor.

Özel eğitim öğrencilerinin yüzde 83'ü kaynaştırma yoluyla, yüzde 10,3'ü özel eğitim okullarında, yüzde 6,7'si ise özel eğitim sınıflarında eğitim alıyor.

TÜRKİYE'DE NE EĞİTİMDE NE İSTİHDAMDA OLAN GENÇLERİN ORANI OECD ORTALAMASINI KATLADI

18 ile 24 yaş grubunda ne eğitimde ne de istihdamda olan gençler (NEET) oranı Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkelerinde ortalama yüzde 14 iken, Türkiye'de yüzde 31 olarak kayıtlara geçti.

Öte yandan, 2025 yılında Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçlarına göre üniversiteye yerleşenlerin yüzde 50,4 seviyesindeki kısmını, liseden mezun olduktan sonra herhangi bir programa yerleşmemiş adaylar oluşturdu.

Lise son sınıf öğrencilerinin yerleşme oranı ise sadece yüzde 31,9 oldu.

SON 10 YILIN EN DÜŞÜK ÖĞRETMEN ATAMASI 15 BİN KONTENJANLA 2025 YILINDA YAPILDI

Son 10 yıllık süreçte en az öğretmen atamasının 2022, 2024 ve 2025 yıllarında yapıldığı görüldü.

İki bin yirmi ikide 19.614, 2024 yılında 19.968 öğretmen ataması yapılırken 2025 yılında gerçekleştirilen 15.000 öğretmen ataması ise son 10 yılın en düşük seviyelerinden biri olarak kaydedildi.

ÖĞRETMEN ARZ TALEP DENGESİNİN KORUNMASI VE MİLLİ EĞİTİM AKADEMİSİ KONTENJANLARININ ARTIRILMASI ŞART

Öğretmen arz ve talebi arasındaki makas ise her yıl açılmaya devam ediyor.

Nitekim, 13 Temmuz 2025 tarihinde gerçekleştirilen Milli Eğitim Bakanlığı Akademi Giriş Sınavı (MEB-AGS) için 411.805 aday başvurmuş, 10.000 aday ise Milli Eğitim Akademisinde Şubat 2027 tarihine kadar hazırlık eğitimine alınmak üzere seçildi.

İSTANBUL VEYA GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİNDEKİ KRONİK SINIF MEVCUDU SORUNU SÜRÜYOR

Ortalama ilkokul kademesinde 22 sınıf mevcudu ile Türkiye, 21 olan OECD ortalamasına yakınken, ortaokul kademesinde bu oran 21 olan OECD ortalamasının üzerine çıkarak 28 oldu.

Türkiye'de il bazında kademelere göre bakıldığında bazı farklılıklar dikkat çekiyor.

Özellikle İstanbul ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde sınıf mevcutları, kronik bir sorun olmaya devam ederken, İstanbul'da ilkokullarda şube başına 28, ortaokullarda ise 26 öğrenci düşüyor.

Buna karşılık Gümüşhane'de aynı kademelerde şube başına düşen öğrenci sayılarının 13 ve 11 seviyelerine kadar gerilemesi, iller arasında bu alandaki farkı ortaya koyuyor.

TÜRKİYE'DE ÖĞRENCİ BAŞINA YAPILAN HARCAMA OECD ORTALAMASININ ÇOK GERİSİNDE

Satın alma gücü paritesine göre, öğrenci başına yapılan harcama 4.038 dolar iken, bu rakam OECD ortalaması olan 13.527 doların oldukça altında bulunuyor.

OECD ülkelerinde Danimarka'dan sonra ortaöğretimde genel programlarda öğrenci başına toplam harcaması kamu okullarına göre özel okullarda çok daha fazla olan ülke Türkiye oldu.

Bu alandaki OECD ülkeleri ortalamaları ise hemen hemen birbirine çok yakın gerçekleşti.

Türkiye'de ortaöğretimde genel program uygulayan kamu okullarında öğrenci başına yapılan devlet harcaması ile toplam harcaması birbirine çok yakın iken özel okullarda öğrenci başına yaptığı devlet harcaması çok düşük olup toplam harcaması ise çok yüksektir.

Bunun temel nedeninin ise genel program uygulayan özel okullarda öğrenci başına özel harcamaların çok yüksek olmasından kaynaklandığı belirlendi.

Dolayısıyla bu veriler, Türkiye'de özel okul ücretlerinin çok yüksek düzeyde olduğunu ortaya koydu.

Bu kapsamda kamu okullarında öğrenci başına yapılan harcamaların artırılması sağlanması gerektiği belirtildi.

LİSE ÇAĞINDAKİ GENÇLERİN EĞİTİM DIŞINDA KALMA NEDENLERİ ACİLEN ARAŞTIRILMALI

Raporda yer alan öneriler kısmında ise şu ifadelere yer verildi:

"14-17 yaş grubunda okullaşma oranı düşük olan illerde ortaöğretime erişimi artırmak, özellikle de erkek ve kızların aleyhine durumun olduğu illerde eğitimin dışında kalma nedenleri araştırılarak eğitime erişimlerini sağlamak için yeni politikalar geliştirilmeli ve gerekli tedbirler alınmalıdır.

Özel eğitim ihtiyacı olan öğrencilerin sayılarında ilköğretim kademesinde son beş yıldır ciddi bir artış söz konusudur.

Buna rağmen ortaöğretim kademesinde ilköğretime göre özel eğitim alan öğrencilerin sayısının daha az olması; ilköğretimde özel eğitim alan çocukların önemli bir kısmının ortaöğretime erişemediğini ortaya koymaktadır.

Özel eğitim ihtiyacı olan bu çocukların ilköğretimden sonra ortaöğretime erişimine ve özelliklerine göre de mesleki eğitime yönlendirilmelerine ilişkin daha etkin politikalar geliştirilmelidir."

OKUL TERKİ RİSKİ ALTINDAKİ GENÇLERE YÖNELİK HEDEF ODAKLI POLİTİKALAR GELİŞTİRİLMELİ

"2015-2024 yılları arasında Türkiye'de 18-21 yaş grubunda en az lise mezunu olma oranında kayda değer bir artış yaşanmıştır.

Bu olumlu gelişmeye rağmen, söz konusu oranların bölgesel dağılımında belirgin farklılıklar devam etmektedir.

Öte yandan, 2015 yılından itibaren kadınların en az lise mezunu olma oranı erkekleri geçmiş olup bu fark her geçen yıl daha da artmaktadır.

Ortaöğretimin zorunlu eğitim kapsamında olmasına rağmen, özellikle erkekler arasında mezuniyet oranlarının görece düşük kalması, bu alandaki yapısal sorunların daha ayrıntılı biçimde ele alınmasını gerekli kılmaktadır.

Bu doğrultuda, okul terki ve mezun olamama nedenlerinin kapsamlı şekilde analiz edilmesi, risk altındaki gençlere yönelik hedef odaklı politikaların geliştirilmesi ve mevcut uygulamaların etkinliğinin artırılması büyük önem taşımaktadır.

YKS'de lise son sınıf öğrencilerinin performansları incelendiğinde, sınava giren diğer adaylara kıyasla bilgileri daha güncel olan lise son sınıf öğrencilerinin bu alanlardaki performanslarının artırılması için somut ve hedef odaklı adımlar atılması gerekmektedir.

Bu doğrultuda, öğrenme eksikliklerinin sistematik biçimde tespit edilmesi ve söz konusu eksiklikleri gidermeye yönelik etkili telafi ve destek mekanizmalarının geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır."

NEET GRUBUNDAKİ GENÇLERİN İSTİHDAMA GEÇİŞİNİ KOLAYLAŞTIRACAK ADIMLAR ATILMALI

"Türkiye'nin NEET grubundaki gençlere yönelik bütüncül ve hedef odaklı politikalar geliştirmesi büyük önem taşımaktadır.

Özellikle eğitimden kopuşun önlenmesi, mesleki becerilerin artırılması, işgücü piyasasına geçişin kolaylaştırılması ve gençlerin istihdam edilebilirliğinin desteklenmesine yönelik uygulamaların hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Öğretmen ihtiyacına ilişkin hesaplamaların güncel veriler temelinde yapılması ve ortaya çıkan ihtiyaç doğrultusunda Milli Eğitim Akademisi'nde hazırlık eğitimi alacak öğretmen adaylarına yönelik kontenjanların artırılması dolayısıyla da öğretmen atama sayılarının artırılmasına yönelik tedbirlerin değerlendirilmesi önem taşımaktadır.

Öğretmen arz ve talebi arasındaki makas her yıl büyümektedir.

Öğretmen arz-talep dengesi gözetilerek ihtiyaç ve planlamalar yapılmalı ve bu yönde politikalar oluşturulmalıdır."

OKUL YÖNETİCİLERİNİN MAAŞLARI ULUSLARARASI STANDARTLARA UYGUN HALE GETİRİLMELİ

"Yöneticilerin en düşük kariyer maaşı satın alma gücü paritesine göre OECD ülkeleri ortalamaları ile karşılaştırıldığında, Türkiye'de ilkokul düzeyinde bir miktar daha yüksek iken diğer kademelerde başlangıç maaşı ortalamanın altındadır.

Tüm kademelerde en yüksek maaş düzeyi ise OECD ülkeleri ortalamalarının oldukça altında kalmaktadır.

Dolayısıyla okul yöneticilerinin maaşlarının kariyer düzeylerine göre OECD ülkeleri ortalamalarına yaklaştırılmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır.

OECD verilerine bakıldığında, öğretmen başına düşen öğrenci ve ortalama sınıf mevcudu göstergeleri üzerinden ülkelere göre yapılan analiz; Türkiye'nin öğretmen ve sınıf başına düşen öğrenci sayılarının halen kamu kurumlarında ilkokul ve ortaokul kademesinde OECD ortalamalarının biraz üzerinde olduğu ancak 2023 yılı itibarıyla ortaöğretimde genel programlarda OECD ortalamasını yakaladığı, mesleki programlarda ise ortalamanın altında olduğunu göstermektedir.

İllere göre öğretmen başına düşen öğrenci sayıları ve ortalama sınıf mevcudu göstergeleri incelendiğinde iller ve bölgeler arası var olan eşitsizlikler devam etmektedir.

Dolayısıyla var olan ve kronik bir problem haline gelen bölgesel eşitsizliğin azaltılması için dezavantajlı bölgelere öncelik verilerek okul ve derslik yapımı gerçekleştirilmelidir."

TAŞIMALI EĞİTİM SİSTEMİNİN YERİNE ÖĞRETMEN TAŞIMA MODELİ DEĞERLENDİRİLMELİ

"Taşımalı eğitim, özellikle kırsal alanlarda yaşayan ve eğitime erişimde zorluk çeken öğrenciler için büyük önem taşıyan bir uygulamadır.

Ancak, taşımalı eğitim uygulamasının da bazı ciddi olumsuz sonuçları bulunmaktadır.

Özellikle öğrencilerin uzak okullara gitmek zorunda olmaları, erken saatlerde yola çıkmalarına ve uzun saatler boyunca yolda vakit geçirmelerine neden olmaktadır.

Bu durum, öğrencilerin eğitim süreçlerini olumsuz yönde etkileyebilir.

Bu nedenle, taşımalı eğitimin en aza indirilmesi ve yalnızca çok az sayıda öğrencinin bu sistemden faydalanması için, öğrencilerin evlerine en yakın okullarda eğitim almalarını sağlayacak ya da iyi bir planlama yapılarak uygun olan yerlerde öğrencilerin eğitim-öğretim almaları için öğretmenlerin taşınmasını sağlayacak etkili politikalar geliştirilmelidir.

2020 yılı verilerine göre Türkiye'de -okul öncesi ve yükseköğretim hariç- eğitim kurumlarına yapılan toplam harcamaların Gayri Safi Yurt İçi Hasılaya (GSYH) oranı (yüzde 2,1) OECD ülkeleri ortalamasının (yüzde 3,3) hem altında hem de bu oranla OECD ülkeleri arasında son sıralarda yer almaktadır.

Eğitim kurumlarına yapılan kamu harcamaların GSYH'ye oranı bakımından da benzer durum söz konusudur.

Buna karşın Türkiye (yüzde 6,7) OECD ülkeleri ortalamasının (yüzde 7,4) biraz altında bir oranda toplam kamu harcamaları içinde eğitime pay ayırmaktadır.

Dolayısıyla Türkiye, tüm kamu ve özel kuruluşlara yönelik eğitim kurumlarını destekleyecek şekilde harcamalar yapmalarını teşvik edecek mekanizmalar geliştirmelidir."

MESLEKİ VE TEKNİK ORTAÖĞRETİMDE ÖZEL SEKTÖRÜN PAYI TEŞVİKLERLE ARTIRILMALI

"Satın alma gücü paritesine göre Türkiye, öğrenci başına eğitim kurumlarına yapılan toplam harcama 4 bin 38 dolar ile OECD ülkeleri ortalaması olan 13 bin 527 doların oldukça altında ve bu ülkeler arasında son sıralarda yer almaktadır.

Bu kapsamda öğrenci başına eğitim kurumlarına yapılan harcamaların artırılması sağlanmalıdır.

OECD ülkelerinde Danimarka'dan sonra ortaöğretimde genel programlarda öğrenci başına toplam harcaması kamu okullarına göre özel okullarda çok daha fazla olan ülke Türkiye olup OECD ülkeleri ortalamaları ise hemen hemen birbirine çok yakındır.

Buna karşın mesleki program uygulayan kamu ve özel okullarda öğrenci başına yapılan toplam harcamada ise tam tersi bir durum söz konusudur.

OECD ülkeleri genelinde mesleki program uygulayan kamu okullarına nazaran özel okullardaki öğrenci başına yapılan toplam harcamalar daha yüksektir.

Dolayısıyla Türkiye'de özel sektörün mesleki ve teknik eğitimdeki payının oldukça düşük olduğu ortaya çıkarken, mesleki ve teknik eğitimin gelecek vizyonu kapsamında, gerekli teşvik mekanizmaları geliştirilerek özel sektörün mesleki ve teknik ortaöğretimde daha fazla yer alması sağlanmalıdır.

EĞİTİM-BİR-SEN olarak, veri temelli yaklaşımın eğitimde kalıcı bir dönüşümün anahtarı olduğuna inanıyor; bu raporun tüm karar alıcılar için bir yol haritası teşkil etmesini temenni ediyoruz."

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN