Tövbe vicdandaki lekeleri temizler

Takva sahipleri o kimselerdir ki, onlar, çirkin bir iş yaptıklarında yahut (fena bir iş yaparak) kendilerine kötülük ettiklerine, Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler” (Âl-i İmrân 3/135).

Bu ayetten anlaşıldığına göre ‘Allah şuuru’ insanda özellikle şu iki sonucu doğurur:

a) Kötülük ve günahların bağışlanmasını dilemek.

b) Bile bile kötülük ve günahta ısrar etmemek.

Bu sonuçların ikisini birden ifade eden İslâmî terim tövbe kelimesidir. Vicdanın dinî ve ahlâkî hayat üzerindeki en olumlu ve en tam tesiri, tövbe sayesinde ortaya çıkar.

Hz. Peygamber, “Pişmanlık tövbedir” buyurur. Vicdanın bir kötülükten pişmanlık duyması iradeyi harekete geçirecek kadar güçlü ise hadisteki tövbe değerine ulaşır. Çünkü böyle bir pişmanlık, gelip geçici ve sonuçsuz bir duygu kabarması olmayıp, insanı kötülükte ısrar etmeme ve daha önce işlediği kötülükleri bundan böyle iyilikler yaparak telâfi etme niyet ve iradesine götürür. İşte Kur’an’ın “tevbe-i nasûh” dediği (Tahrîm 66/8) hakiki tövbe budur.

Tefsirciler ‘tevbe-i nasûh’u, ‘tövbe eden kimseye, artık kötülüğe dönmemesini adeta hatırlatan, yeniden kötülüğe dönmesini önleyen tövbe’ şeklinde açıklar. ‘N-s-h’ kökündeki ‘samimiyet, saflık’ anlamını dikkate alarak ‘tevbe-i nasûh’u ‘samimi, içten, gönülden, saf tövbe’ diye de anlayabiliriz.

Gerçek ve tam tövbe, -çoğunlukla yapıldığı gibi- dilimizin gelişigüzel söylediği kalıplaşmış, içtenlikten uzak sözlerin şuursuz tekrarı değildir; aksine, hatalardan duyulan nedâmetin kalplerde derin bir şekilde hissedilmesinden başlayan tam bir iradî cehit ve gayrettir.

Bu cehit ve gayret bizi, ahirette Allah’ın huzurunda kötülüklerimizi itiraf etmek zorunda kalmadan önce bu dünyada iken itiraf ve terk etmeye ve bağış dilemeye götürür; bununla da kalmayarak, bize -Kur’ân-ı Kerîm’in ifadesiyle- “önceki kötülüklerimizi sildirecek iyilikler” yaptırır (Hûd 11/114).

Fakat, Gazâlî’nin dediği gibi İnsan bir kötülük işlediğinde günahı peşin alırken tövbeyi veresiye bırakır (İhyâ, çev. M. Çağrıcı, 2024, IV, 22). Çünkü insanoğlu, kendisini de aldatabilen bir varlıktır. Onun bu garipliğinin bir örneği de, ruhunu arıtma fırsatlarını nefsinin kötü arzularına feda etmesidir. Çoğumuz, nefsimizin değersiz isteklerini bugün karşılarken, kötülüklerden vazgeçişi ve iyiliğe yönelişi hep yarınlara atarız. Kur’an’da şöyle buyurulur: “Şu kimselerin tövbesi (makbul tövbe) değildir: Onlar, kötülükler yaparlar; nihayet birine ölüm gelip çattığında ‘şimdi tövbe ettim’ derler” (Nisâ 4/18).

Bunun sebebi, artık o kimsenin iyilikler yapma fırsatını kaçırmış olmasıdır. Öyle ki, bu kimse daha fazla yaşasaydı, yine tövbeyi öleceğini anladığı vakte kadar erteleyecekti.

Kur’an’ın bildirdiğine göre insan yaratışından iyiliğe de kötülüğe de müsaittir. “Allah, insan nefsine kötülük etme eğilimlerini de (fücûr), iyilik etme eğilimlerini de (takva) yerleştirmiştir” (Şems (91/8-10). İnsan ne melektir ne de şeytandır; öyle olsaydı, tövbeye gerek kalmazdı. Hz. Peygamber buyururlar ki: “Bütün insanlar hata eder; hata edenlerin en hayırlısı ise tövbe edenlerdir.” İnsanda vicdan ile aşağı arzuların, ya da İslâmî terimleriyle “kalb” ile “nefs”in mücadelesi onun kaderidir. İşte insanda ahlâkî hayat bu ikisi arasındaki mücadeleden doğar.

Kur’ân-ı Kerîm, bu ahlâk ve fazilet mücadelesini ‘sarp yokuşu tırmanma’ya benzetir (Beled 90/10-17). Bu sarp yokuşu tırmanma gayreti, yani iman ve ahlâk yolunda ilerleme çabasını engelleyen biyolojik ve psikolojik sebepler her insan için söz konusudur.

Hz. Peygamber, “İnsan her hata yaptığında bu hata onun kalbinde siyah bir leke bırakır” diyerek, kötülüğün vicdanı kirlettiğine dikkat çekmiştir. Buna göre, hatalar çoğaldıkça, vicdanın saflığı, basireti ve iradeye etkisi de zayıflar.

İşte tövbe, bu kötü gidişi durdurması itibariyle ruhun bir silkinişidir. İslâm Peygamberi, “Hata edenlerin en hayırlısı tövbe edenlerdir” derken bu silkinişe dikkat çekmiştir.

YORUMLAR (2)
2 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.