Deftere yazılan gün
Bazen bir mezarlık, insana ölümden çok hayatı düşündürür.
Bir gezginin anlattığı eski bir hikâye vardır.
Günlerden bir gün, yolu küçük bir köye düşer. Köyün çıkışında, sessiz bir mezarlığın başında durur. Toprağın kokusu ve taşların sessizliği arasında bir an bekler. Bir Fatiha okur.
Sonra mezar taşlarına bakarken tuhaf bir şey fark eder.
Taşlarda doğum ve ölüm tarihleri yazılıdır. Fakat onların yanında bir de parantez vardır. O parantezin içinde ise birkaç gün.
Mesela altmış yıl yaşamış birinin mezarında şöyle yazmaktadır:
“64 gün yaşadı.”
Başka birinde:
“16 gün yaşadı.”
Bir başkasında:
“40 gün yaşadı.”
Gezgin şaşırır. Bu insanların doğum ve ölüm tarihleri ortadadır. Hesap edilse yıllar çıkar. Peki neden mezar taşlarında yalnızca birkaç gün yazılıdır?
Merak eder, köye döner ve köylülere sorar.
Köylüler gülümseyerek şöyle der:
“Bizim köyde herkesin küçük bir not defteri vardır. İnsanlar o deftere yalnızca gerçekten yaşadıkları günleri yazar. Dostlarıyla geçirdikleri günleri… Sevdikleriyle yaşadıkları o güzel saatleri… Birisi öldüğünde defterini açarız. O günleri sayarız; gerçekten yaşadığı günleri. Kaç gün yaşamışsa onu mezar taşına yazarız.”
Takvimler bize uzun bir ömür gösterebilir.
Yıllar geçer. Mevsimler değişir. Günler birbirini kovalar.
İnsan geriye dönüp baktığında hatırladığı şey çoğu zaman birkaç gündür.
Belki de ömür dediğimiz şey, gerçekten o birkaç gündür.
Bir dostun sesi.
Bir yol.
Bir akşamüstü.
Bir veda.
