Zanbak kokulu iftar
Aslında bugün bir çiçek yazısı kaleme almak niyetindeydim. Cuma günü Karar'ın iftarı vardı. İftarı çiçekle nasıl anlatabilirim diye düşününce zanbak, aklıma geldi. Niye zanbak? Cevâbı, yazının sonunda.
15 Temmuz gecesinden aklımda kalan bir cümle var. Kızılay'da darbecilere direnen bir anne, kurşunlar yağmaya başlayınca şöyle sesleniyordu oğluna:
"Kaç, bunların şakası yok!"
16 Temmuz sabahı Çankaya Köşkü'nün 5 numaralı kapısının önünde sabah olduğunda kaldırıma oturup ağlamıştım. Bu neydi Yarabbi? Biz, bu hâle nasıl gelmiştik? Daha sonraki günlerde, en tepeden sâdır olan, "Bunları ihbar edin!" emrini duyduğumda kollarım, iki yana düştü. McCartizm başlıyordu.
Evet, öyle bir başladı ki yeri geldi, "adâlet, hukuk" demek bile suç oldu. Bu kadar kaygan bir zeminde kararlı, dengeli, haysiyetli durabilmek, neredeyse imkânsızlaştı. "Sus, bunların şakası yok!" cümlesini, çok duyar olduk. İki taraf için söylüyorum, şakası olmayanlar sâyesinde vahim gerçeklerin pençesinde kıvranıp duruyoruz.
Maddenin kararlılığı, lise fizik derslerinden aklımda kalmış. İftardan dönünce bilgimi tâzeledim.
"Maddenin kararlılığı, elektron ve proton gibi yüklü parçacıkların elektromanyetik etkileşimlerle çökmeden makroskopik yapılar oluşturabilme yeteneğidir. Temel yapıtaşları (atomlar/çekirdekler), daha düşük enerji seviyelerine inerek (bağlanma enerjisi) dış etkilere dirençli, kalıcı ve kararlı bir denge durumu (daha az reaktif) oluşturmayı hedefler."
Atomlar ve bileşikler, daha düşük enerji seviyelerine ulaştıklarında, yâni kararlı hâle geldiklerinde dış etkilere daha dirençli oluyorlar. Bunu, insan ve iktidar ilişkisine şöyle uyarladım: Güce mesâfe koyar, daha düşük enerjiye, daha az reaktif olmaya tahammül ederseniz kararlı ve dengeli olursunuz. Şöyle söylemek de mümkün. Kararlı olursanız iktidarın yüksek enerjisinden uzak olur, dışlanırsınız. Bağlarınız zayıflar veya biter. Survivor adasından kovulursunuz.
İşte benim için Karar gazetesinin anlamı bu. Ne yalan söyleyeyim, on yıl evvel kurulduğunda peşin hükümlerim vardı. Neticede iktidara yakın gazetelerden ayrılan bir ekip kurmuştu. Ne kadar kararlı olabilirlerdi? Zaman zaman, ayrılanlar dikkatimi çekti. Düşük enerjiye râzı olmak, kolay değildi. Herkesin bir tahammül sınırı, mecburiyetleri vardı. Karar gazetesi, pes etmedi, onuncu yılını doldurdu. Şu an basında isyan ahlâkını temsil ediyor. "Ya diğer mahallenin basını?" derseniz onlardan ayrı tutarım. Onlar, kendi zihniyetlerine yakın iktidarları eleştirme cesâreti gösterdiklerinde aynı övgüyü hak edecekler. Maalesef geçmişte iyi bir sınav vermediler.
Geçen sene iftarda unutuldum. Bu sene Ramazandan evvel İbrâhim Kiras'ı arayıp, "Bu sene de unutursanız çok pis küserim." dedim. Nasıl tehdit ettiysem artık, hem kendisi hem editör dâvet etti. Tehdit edip gitmemek olmazdı. İstanbul'a gelişimi, iftar gününe göre ayarladım.
Kararlı insanlarla aynı mekânda birkaç saat geçirmek, benim gibi şehirden kaçıp taşra hayâtına sığınan birisi için çok kıymetliydi. Hele de Ankara yıllarımın nurlu yüzlerinden İskender Öksüz ile karşılaşmak... Her zamanki gibi "haddeden geçmiş nezâket" dedirten bir hâl...
Yazmazsam olmaz. Taner Ay ile tanışıp, gençlik yıllarımın geçtiği Erenköy ve Kadıköy sohbeti yapmak çok güzeldi. Yazılarını okurken sanki oturarak değil de hareket hâlinde yazmış hissine kapılıyorum. Hiperaktife yakın bir çocuğun kaleminden dökülen yazıları okurken nefes nefese kaldığım oluyor. Yanılmamışım. Hazret, atom karınca gibi. Marmaray'a binmek için yürürken nefes nefese kaldım. Yavaş gidemiyor.
Gelelim yazının başlığına. Niye zanbak? Zanbak/zambak, çiçek lisânında baş kaldırmayı temsil eder.
Zanbak gibi birdenbire baş çekme hemen halk
Sekkin-i hasetle seni gökten koparırlar.
İnşallah birgün bu ülke, baş çeken zanbaklar sâyesinde beyaz zanbaklar ülkesi olur. Nice on yıllara...
