Ortaçağ karanlığına bir adım daha yaklaşmak
Amerika ve İsrail’in geçen hafta İran’a karşı başlattığı savaş, hemen hemen her konuda ikiye bölünmeye hazır olan Türkiye’de bir bölünmeyi daha tetiklemiş bulunuyor.
Bazılarımız, Amerika ve İsrail’in yaptığına kızıyor olsa bile İran’daki Molla Rejiminin sona erme ihtimaline seviniyor.
Bazılarımız ise bütün bu olan bitenlerin arkasında Amerika ve İsrail’in yayılmacılığının yattığını, bugün İran’ın başına gelenlerin yarın başka bir keyfi nedenle Türkiye’nin de başına gelebileceğini düşünüyor ve endişeleniyor.
Herkes kendi düşüncesinin ve yaptığı tercihin daha ahlaki olduğunu söylüyor ama gerçek şu ki, iki ahlaksızlık arasında daha az ahlaksız olanı seçmek hiçbir zaman ahlaki bir seçim değil.
İran bir din devleti. Vatandaşlarını çok uzun süredir din adı altında ağır bir baskı rejiminin altında yaşatıyor; itiraz edenleri de acımadan öldürüyor. Çok derin bir kültüre sahip gururlu bir millet olan İranlıları refah içinde yaşatmak, dünyanın eşit milletlerinden biri yapmak dururken kendi Ortaçağ’dan kalma ideolojik takıntıları nedeniyle halklarına ağır bir zulmü uygun gören bir rejim İran’daki.
Peki, şimdi bütün dünyaya ‘İran’da rejim değiştirmek, bu kötü yönetimi göndermek istiyoruz’ diyerek ortada bir kışkırtma bile yokken bombalar yağdıran ABD ile İsrail daha mı iyi?
İran’daki din devletine karşı yürütülen savaş bir ‘özgürlük’ savaşı değil. Hatta Amerikan ordusunun dokümanlarına, subaylara verilen savaş emirlerine bakacak olursanız bu savaş Amerika açısından da bir ‘din savaşı.’
Johnathan Larsen Amerikalı saygın bir gazeteci. Daha önce yıllarca ünlü Village Voice dergisini yönetmiş. Şimdi de bir çeşit free-lance olarak mesleğini ‘Substruck’ adlı sosyal medya uygulamasının üzerinden sürdürüyor.
Haberi ilk olarak o verdi, sonrasında pek çok saygın yayın organı da benzer haberler yaptı.
Amerikalı komutanlar, savaşa gidecek subay ve astsubaylarına İran’la yapılan savaşın ‘Tanrının planlarının bir parçası olduğunu’ söylemişler.
Komutanlar, Başkan Trump’ın bizzat Hazreti İsa tarafından adına Armageddon denen kutsal savaşı başlatacak ışığı yakmakla görevlendirildiğini söylemişler.
Yeniden yazıyorum: Trump, bizzat Hazreti İsa tarafından Armageddon’u başlatacak ışığı yakmakla görevlendirilmiş.
İşte o ışık İran savaşı.
Armageddon, Hristiyan/Yahudi dini mitolojisinde iyilerle kötüler arasındaki nihai savaşın adı. Bu savaşın sonunda Hazreti İsa ‘mesih’ olarak dünyaya dönecek ve sonsuza kadar sürecek krallığını kuracak.
Bu Armageddon ve Hazreti İsa’nın geriye dönüp krallığını kuracağı inancı, bir kısım protestanın canı gönülden inandığı bir şey.
Bakın dün Oval Ofis’ten gelen dua fotoğrafında yer alan Evanjelik rahip ve vaizlerin tamamı, yıllardır cemaatlerine bu inancı anlatan insanlardan oluşuyordu. Trump’ın onlarla dua etmesi, öyle sıradan bir dua seansı değildi. Zaten öyle olduğu için bu fotoğraf Beyaz Saray tarafından dağıtıldı.
Amerika kağıt üzerinde bir laik devlet. Amerikan Anayasası Kongre’ye dine dayalı yasa çıkartmayı yasaklar. Amerikan Başkanları da, geçmişte dine dayalı kararnameler çıkartmaya kalkıştıklarında hep Anayasa Mahkemesi tarafından engellendiler.
Ama bu Amerikan siyasetinde dinin rolünün artmasını, savaş kararlarının veya İsrail’e kayıtsız şartsız verilen desteğin din adına meşrulaştırılmasını engellemedi.
İsrail de kağıt üzerinde laik bir devlet. Siyonizmin kendisi zaten seküler bir siyasi akım. Ama özellikle son 30 yıldır İsrail’in bütün işgal ve savaş politikalarına dinin yön verdiğini, yapılan her şeyin din adına meşrulaştırıldığını çok iyi biliyoruz. Bugün İsrail’i yöneten hükümet gelmiş geçmiş en dindar hükümet. Hükümetin çoğu üyesi ‘Fanatik dinci’ olarak adlandırılıyor, İsrail medyasında bile.
Evet, elbette İsrail’in İran’a karşı güttüğü düşmanlığın arkasında gayet seküler bir sebep var. İran’ın dinci yönetimi, İsrail’i ‘Haritadan silmek’le tehdit ediyor ve nükleer silah elde edebilmek için de yakın zamana kadar çaba içindeydi.
İran’daki dini fanatizmin günün birinde İsrail’e nükleer füze fırlatması ve bu ülkeyi ‘Haritadan silme’ye kalkışması çok ciddi bir ihtimaldi. O yüzden İsrail’in kendisi adına ‘Varlık yokluk savaşı’ yaptığı söylenebilir.
Tamam ama bu son derece dünyevi (seküler) sebebin arka planında ‘Armageddon’ inancının olması ve bu inanca hep özel vurgu yapılması insanı ister istemez işin seküler kısmının bir bahane olduğunu düşünmeye itiyor. Esas dert binlerce yıllık kutsal kitapta yazılı öyküleri sanki gündelik hayatın gerçekleri gibi hayata geçirmeye çalışmak.
Amerikalı protestan evanjelikler, o kitaplarda (Eski Ahit ve Yeni Ahit) yazılanları kelime kelime gündelik hayatın gerçekleri olarak hayata geçirmeye çalışıyorlar.
Aynı şeyin İran’daki fanatik din adamları da yapıyor. Hem kendi halklarına saçları gözüküyor diye zulmederken hem Amerika ve İsrail’le mücadelesini ‘Şeytanla mücadele’ olarak adlandırırken, Amerikalı veya İsrailli dinci fanatiklerden hiç de farklı değiller. Sadece inandıkları kutsal kitapları farklı.
Siz istediğiniz kadar bir tarafa Hazreti İsa’nın mesajının bu olmadığını, diğer tarafa da ‘Gerçek İslamın bu olmadığını’ anlatmaya çalışın, bir şey değişmiyor.
21. yüzyıldayız, bilimimiz var, teknolojimiz var, üniversitelerimiz var, çok sesli toplumlarımız var ama herhalde hiçbir zaman Ortaçağ karanlığına da bu kadar yakın olmamıştık.
FATMANUR ÇELİK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ, İNTİHARA MI SÜRÜKLENDİ?
Gencecik bir kadın, Fatmanur Çelik. Yanında da 8 yaşındaki dünya tatlısı gülüşlü kızıyla birlikte Pazartesi günü İstanbul Kazlıçeşme’de deniz kenarın ölü olarak bulundu.
Fatmanur Çelik adı kamuoyu tarafından bilinen bir isim. Daha önce bir dini vakıfta yönetici olan kocasını 8 yaşındaki kızına cinsel istismarda bulunmakla suçlamıştı.
Savcılık önce elinde ciddi deliller olduğunu söyleyerek o koca hakkında tutuklama talep etmişti ama sonra nedense ‘Delil yetersizliği’nden kovuşturmaya yer olmadığı kararına vardı. Yani dosyayı kapattı.
Fatmanur Çelik de bu dosyanın yeniden açılması için eylem yapıyordu, kızını savunuyordu. Kocasının zamanında kendisine de tecavüz ettiğini, bu olayın üstün kapansın diye kocasıyla zorla evlendirildiğini söylüyordu.
Hatta bir seferinde ‘Ölürsem bu intihar değildir’ bile demişti, kendisini destekleyen bir siyasetçiye.
Ve öldü. Üstelik kızıyla birlikte.
Polis soruşturması hakkında fazla bir bilgim olmadan konuşuyorum; elbette savcılık ve polis bu ölümleri en azından ‘şüpheli ölüm’ olarak soruşturuyor şu anda.
Kamuoyunda ciddi bir cinayet şüphesi var. O dini vakıfta çalışan koca daha önce genç kadını tehdit etmiş iddiaya göre.
Ama elbette Fatmanur Çelik kendi ve kızının canını almış da olabilir.
Dediğim gibi bunları henüz bilmiyoruz.
Ama sonuç ne olursa olsun, ortada iki cana mal olan büyük bir suç var.
Cinayetse, zaten suç apaçık. İntiharsa da, bu genç kadın ve 8 yaşındaki kızı esasen intihara sürüklendi. Bu da bizim yasalarımıza göre suç.
Umarım hiçbir kuvvet bu suçların ortaya çıkarılmasını engelleyemez.
