“Abdi, Savunma Bakan yardımcılığı için isim verdi. “Terörsüz Türkiye” ismi dahil güncellenebilir”
İki gün önce BM Güvenlik Konseyi’nde konuşan ABD’nin BM Daimi Temsilci Yardımcısı Tammy Bruce’un konuşması Türkiye’de pek kimsenin ilgisini çekmedi.
Bruce, konuşmasında geçen hafta ABD’nin Suriye Temsilcisi Tom Barrack’ın Suriye’de ABD’nin SDG ile 13 yıllık ittifakını bitiren X mesajını bütün dünyaya ABD’nin yeni dış politikası olarak ilan etti:
“ABD’nin DEAŞ’ı yenilgiye uğratmak için Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurduğu ortaklık önemli rol oynamıştır. SDG’nin fedakârlıkları, terörle mücadelede kalıcı kazanımlar elde edilmesinde belirleyici olmuştur. Ancak bugün durum köklü biçimde değişmiştir. Yeni Suriye hükümeti, 2025’in sonlarında DEAŞ’la Mücadele Küresel Koalisyonu’na katılarak terörle mücadelede ABD ile işbirliğine yönelmiştir. Şam yönetimi artık güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye, DEAŞ tutuklularının bulunduğu cezaevleri ve kampların kontrolünü devralmaya hem istekli hem de muktedirdir.
ABD, kuzeydoğu Suriye’nin onurlu bir şekilde yeniden entegre edilmesi ve Suriye’nin kendi içinde ve komşularıyla barış içinde olan bir ülke hâline gelmesi için Suriye hükümeti ve SDG ile birlikte çalışmaktadır.
Tarafların, Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara ile SDG Komutanı Mazlum Abdi arasında 18 Ocak’ta varılan anlaşmanın uygulanma usullerini ele alabilmeleri için sağlanan dört günlük ateşkesi memnuniyetle karşılıyoruz.
Devlet Başkanı el-Şara, Kürtlerin Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olduğunu teyit etmiştir. Kürtlerin yeni Suriye devletine entegrasyonu; daha önce vatansız bırakılmış olanlar dâhil olmak üzere tam vatandaşlık haklarını, Kürt dili ve kültürünün anayasal güvence altına alınmasını ve yönetime katılımı içermektedir.”
Bu neden önemliydi? Çünkü Suriye’de muhatabımız SDG değil, Suriye hükümeti politikası böylece Trump ve Barrack’ın yürüttüğü bir politika olmaktan çıkıp ABD’nin tüm kurumlarıyla resmi politikasına dönüştü.
Bu açıklamanın paralelinde WSJ, ABD’nin Suriye’de kalan 1000 askerini de çekmeyi düşündüğünü haberleştirdi.
Ankara’daki güvenlik kaynaklarına göre de ABD Suriye’den çekilme kararını verdi. ABD, Suriye’de sadece 8 koordinasyon merkezini bire düşürecek ve bütün güçlerini Ürdün’e çekecek. Suriye meselesiyle ilgili işlerini de Ürdün’den yönetecek.
Bu karar SDG ve Şam’a da bildirildi.
Sahadaki telaşın ateşkes ve anlaşma baskısının sebebi bu.
Trump zaten 2019’da Suriye’den çekilme kararını vermişti ama uygulayamamıştı.
Trump’ın kafasında bu fikir hep vardı, ABD’nin Suriye’de işi olmadığını hala düşünüyor.
Trump’a göre Suriye artık; Şam’da güçlü bir liderin olduğu, IŞİD’le mücadeleyi de bu yeni iktidarın üstlendiği, İran ve Rusya çizgisinden kopmuş, İsrail’i rahatsız etmeyen ve Türkiye’nin de gözetiminde müttefik bir ülke. Kürtlerin de bu yeni Suriye içinde olmasını istiyor.
Çekilmeye soğuk bakan CENTCOM’un da pozisyonu değişti. Özellikle SDG’nin Şam’a karşı Rakka ve Deyrozzor’u kaybederken IŞİD’lileri salıverme tehdidinde bulunması ve cezaevini koordinasyonsuz terk etmesi ABD’lilerin SDG’ye olan güvenini bitirmiş.
ABD’nin Suriye’den çekilmesinin ilk adımı olarak Suriye’deki 7 bin IŞİD’li tutuklu Irak’a götürülecek. Suriye’de El Aktan hapishanesindeki 1700 IŞİD’li ve Roj ve El Hol Kampları’ndaki yaklaşık 50 bin IŞİD’li yakını kalacak.
Bu hapishane ve kampların kontrolü Şam yönetiminde artık.
Ankara da ABD’nin çekilmesiyle Suriye’de SDG döneminin kapandığını düşünüyor.
Zaten Arap aşiretler de ayrıldıktan sonra artık geriye SDG’den sadece YPG kalmış oldu.
IŞİD tutukluların bu hafta içinde Irak’a taşınması bekleniyor.
SDG-Şam ateşkesi de bu tutuklular çıkana kadar uzatılacak.
Ama sürecin fazla da uzaması istenmiyor.
Çünkü SDG’nin 18 Ocak Mutabakatı’nı da 10 Mart Mutabakatı gibi sürüncemede bırakması istenmiyor.
Erbil’deki Barrack ve Mazlum Abdi görüşmesi daha öncekilerden daha ileri bir noktaya mutabakatı taşımış.
İlk kez SDG Komutanı Abdi, Savunma Bakan Yardımcılığı ve Haseke Valiliği için isim vermiş.
Barrack daha sonra Şam’a geçti. Şara ile görüştü. Bu görüşmede de Şara’nın SDG’yi tatmin edecek yeni bakanlık pozisyonları ve Meclis’te temsile sıcak baktığı söyleniyor.
Şara, seçimlerin yapılmadığı Haseke vilayeti için üçte birini kendi belirlediği Kurucu Meclis’te kendi kontejanından Kürtlere nüfus oranında sandalye vermeyi teklif etti.
Savunma dışında Milli Eğitim ve Sağlık Bakan yardımcılıkları da SDG’ye verilebilir.
Ankara, Şara’nın kararnamesi ve 18 Ocak Mutabakatı’nın Kürtler için bir fırsat olduğunu ama örgütün Kürtlerin çıkarları yerine kendi örgütsel çıkarlarını öne koyduğunu düşünüyor.
Bu yüzden de anlaşmanın Kandil’in devreye girmesiyle bozulmasından endişe ediliyor.
10 Mart ve Halep meselesinde Mazlum Abdi’nin uzlaşmadan yana olduğu ama Kandil’de bu Suriye meselesini yöneten Bahoz Erdal ve onun SDG içindeki komiserlerinin uzlaşmaları sabote ettiği fikri Ankara’da hakim.
Türkiye, Suriye ordu güçlerinin Kürt bölgesine girmesini istemiyor, Şam’ı da uzlaşma için teşvik ediyor. Bunun Suriye ve Türkiye için yaratacağı sorunların herkes bilincinde.
Bir güvenlik yetkilisi “yeşil ve sarı renklerin olduğu bu haritada kırmızı renk görmek istemiyoruz” diye bunu ifade ediyor.
Devlet yetkilileri kendilerine ulaşan DEM Partililerden “Rojava’da Kürt katliamı oluyor”, “Kürtlere saldırı, soykırım” gibi iddiaları için somut veri ve yer göstermelerini istemiş.
Eğer böyle somut bir saldırı varsa buna Türkiye’nin doğrudan müdahale edeceği garantisi verilmiş.
Ankara, Rojava’da katliam, soykırım ve açlık gibi iddiaların büyük mevzi ve toprak kaybeden örgütün bu yenilgiyi örtmek için ürettiği propagandalar olduğunu düşünüyor. Saha izleniyor, Kürt şehirlerine ya da sivillere yönelik bir saldırı yaşanmadığı, SDG’ye dönük operasyonun Alevi ve Dürzilere yönelik katliam ve saldırılardan ders çıkarılarak çok az hatayla profesyonel biçimde yapıldığı düşünülüyor.
İktidar çevreleri ve güvenlik bürokrasisi, DEM Partisi’nden çözüm süreci yürüten bir iktidara ve devlete “katliama destek”, Kürt düşmanlığı gibi suçlamalar gelmesinden rahatsız.
DEM Parti’nin merkez çizgisinden sapmasının sürece zarar vereceği düşünülüyor.
Ama Suriye meselesi üzerinden genel Kürt toplumunun hassasiyeti ve rahatsızlığının da farkındalar.
Bunun tamir edilmesi gerektiği düşünülüyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son grup toplantısında Suriyeli Kürtlerin Türkiye’den başka hamiye ihtiyacı yok çıkışı bu çerçevede değerlendiriliyor.
Cumhurbaşkanı ve iktidar, böyle mesajlar vermeye devam edecek. Ankara’dan medyaya Kürtleri rahatsız eden bir dil kullanmaması uyarısı da gidiyor
Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’deki sürecin hızlanması için adımlar atması bekleniyor.
Hem Kürtlerdeki bu hassasiyetin süreci zora sokabileceği düşünülüyor hem de çözüm sürecindeki en zor mesele olan SDG meselesinin bu şekilde çözümünün süreci hızlandıracağı düşünülüyor.
Bu engelin kalkmasının getirdiği rahatlamanın Komisyon’un yazacağı ortak rapora da yansıması, raporun daha cesur olması bekleniyor.
Tabii rapordan sonra da hızlıca eve dönüş yasasının Meclis’ten geçirilmesi de…
Güvenlik kaynaklarına göre önce yasa çıkarılmalı. PKK’nın her yerde silah bırakması ve teslim olmasının beklenmesi süreci uzatır ve bunu teyit etmek de imkansız.
O yüzden eve dönüş yasasının çıkarılması ve teklif olarak masaya konması, PKK’lıların bu yasadan yararlanmak için silah bırakması daha doğru bir sıralama olarak görülüyor.
Bu yasa aynı zamanda örgüte ve örgüt mensuplarına Türkiye’nin ciddiyetini de gösterecek.
Çünkü Kandil bir taraftan Suriye’deki varlığını korumaya çalışırken bir taraftan da gözü sürecin sürüp sürmediğinde.
Onlar da yasayı ve kapsamını bekliyorlar.
Umut Hakkı düzenlemesinin eve dönüş yasasında olmayacak. Öcalan’ın da böyle bir talebi yok.
Kandil’in bir gözü de Öcalan’da. Öcalan’ın uyarılarının dinlenmemesine, Suriye’de olan bitene, SDG’nin bu kadar gerilemesi ve toprak kaybına kızgın olduğu söyleniyor. Öcalan yine sürece müdahil olabilir.
Ankara’nın birinci gündemi Suriye’de bu işin artık uzamadan bitmesi. Çünkü ABD’nin çekilmesiyle Rojava ve SDG meselesi bitmiş oldu.
Örgütün de bu gerçeği kabul etmesi, Suriye’de askeri örgütlenme, kurtarılmış bölge hayallerinden vazgeçip, Suriyeli Kürtlerin işini daha fazla zorlaştırmaması, Şam ile entegrasyonuna engel olmaması bekleniyor.
Suriye’nin çatışma olmadan bir çözüme kavuşmasından sonra çözüm sürecinin ivmesinin artırılması, hızlandırılması hatta güncellenmesi düşünülüyor.
Hatta Terörsüz Türkiye adı yerine, sürecin bundan sonraki kısmı için daha kapsayıcı ve pozitif başka bir ad kullanmak bile gündemde.
