Geceleri yatağa gitme vaktinin bilinçli şekilde ertelenmesi, bireylerin fizyolojik otokontrol mekanizmalarının zayıflığından kaynaklanıyor olabilir.
Duisburg-Essen Üniversitesi'nden bilim insanlarının yeni çalışması, düşük kalp atış hızı değişkenliği ile uyku erteleme alışkanlığı arasındaki bağlantıyı fizyolojik ve psikolojik boyutlarıyla gözler önüne seriyor.
Türkler, gece 00.59 olmadan yatağa girmiyor
DİJİTAL EKRANLAR VE BİTMEYEN İŞLER UYKU SÜRESİNİ GASPEDİYOR
Birçok insan, uyuması gerektiğinin farkında olmasına rağmen dijital cihazlarla vakit geçirmeye devam ediyor ya da yarım kalan işlerini tamamlamak uğruna uyku vaktini sabote ediyor.
Bilim dünyasında 'uyku erteleme' (bedtime procrastination) olarak adlandırılan bu davranış, bireyin duygu ve davranışlarını yönetmekte zorlanmasıyla doğrudan ilişkilendiriliyor.
Kısa vadeli keyifleri uzun vadeli sağlığa tercih eden ve olumsuz duygularla başa çıkmakta zorluk yaşayan kişilerin, uyku saatlerini çok daha ileri bir zamana kaydırdığı görülüyor.
KALP ATIŞINDAKİ MİLİSANİYELİK DEĞİŞİMLER OTOKONTROLÜN BİYOLOJİK AYNASI
Bu davranış kalıplarının biyolojik bir temele dayanıp dayanmadığı sorusu, bilim insanlarını uzun süredir meşgul ediyordu.
Araştırmacılar, bu durumun biyolojik bir göstergesi olarak kalp atış hızı değişkenliğini (HRV) mercek altına aldı.
Kalp atış hızı değişkenliği, birbirini takip eden kalp atımları arasındaki sürenin milisaniyelik değişimlerini ifade ediyor.
Geçmişte yapılan çalışmalar, bu değişkenliğin yüksek olmasının, vücudun sakinleşmesini sağlayan 'dinlen ve sindir' sisteminin (vagus siniri) aktif olduğunu, dolayısıyla kişinin strese karşı daha dirençli ve yüksek otokontrol kapasitesine sahip olduğunu gösteriyordu.
DUISBURG-ESSEN ÜNİVERSİTESİ 135 ADAYIN KALP RİTMİNİ MERCEK ALTINA ALDI
Almanya'da bulunan Duisburg-Essen Üniversitesi'nden araştırmacılar Lena Mareen Grabo ve Silja Bellingrath, bu fizyolojik belirtecin, bireylerin kendi davranışlarını ve duygularunu yönetme yetenekleriyle birlikte uyku erteleme eğilimini ne derece tahmin edebileceğini inceledi.
Yaşları 18 ile 82 arasında değişen (ortalama yaş 29, yüzde 65'i kadın) 135 yetişkinin katıldığı çalışmada, katılımcılar ilk olarak 10 dakika boyunca sakin bir şekilde oturdu.
Bu esnada göğüs bandı cihazı kullanılarak kalp ritimleri kesintisiz şekilde kaydedildi ve her katılımcının temel kalp atış hızı değişkenliği seviyesi hesaplandı.
Yataktan vinçle kalkanlar dikkat: Halsizlikle mücadelede 5 yöntem
ZİHNİ KEMİREN REPETİTİF DÜŞÜNCELER UYKU KAÇIRAN EN BÜYÜK ETKEN
Katılımcılardan ayrıca ne sıklıkla uykularını ertelediklerini, kendi davranış ve duygularunu ne kadar başarılı yönettiklerini ve hangi düşünce tarzlarına sahip olduklarını belirten anketleri doldurmaları istendi.
Bu düşünce tarzları arasında, pasif ve tekrarlayıcı olumsuz düşüncelere saplanıp kalmayı ifade eden 'zihinsel geviş getirme' (brooding) ile sorunları çözmek amacıyla bilinçli düşünmeyi kapsayan 'derinlemesine düşünme' (reflection) eğilimleri ayrı ayrı değerlendirildi.
ÜÇ BAĞIMSIZ FAKTÖR BİRLEŞEREK UYKU DÜZENİNİ ALTÜST EDİYOR
Elde edilen bulgular, uyku erteleme alışkanlığının otokontrolün birden fazla boyutundaki yetersizliklerden aynı anda beslendiğini ortaya koydu.
Uyku erteleme puanı yüksek çıkan kişilerin kalp atış hızı değişkenliklerinin daha düşük olduğu, hem davranışsal hem de duygusal yönetimde büyük zorluklar yaşadıkları belirlendi.
Araştırmada dikkat çeken en önemli detay, bu üç faktörün (düşük HRV, zayıf davranış yönetimi ve zayıf duygu yönetimi) her birinin uyku erteleme davranışını birbirinden bağımsız olarak doğrudan tetiklemesi oldu.
STRESİ OLUMLAYAN STRATEJİLER SÜREKLİ KAYGI DUYMA EĞİLİMİ KARŞISINDA YETERSİZ KALIYOR
Duygu yönetimi yöntemleri detaylı incelendiğinde ise çarpıcı bir tablo ortaya çıktı.
Stresli durumları daha olumlu bir çerçeveye oturtmayı amaçlayan 'bilişsel yeniden değerlendirme' stratejisinin başlangıçta uyku ertelemesini azalttığı görülse de diğer duygusal alışkanlıklar analiz edilince bu etkinin kaybolduğu saptandı.
Nihai analiz modelinde, uyku vaktini geciktiren yegane belirleyici unsurun 'zihinsel geviş getirme' olduğu kesinleşti.
Diğer taraftan, sorun çözmeye odaklı ve yapıcı düşünme tarzının uyku erteleme eğilimiyle herhangi bir ilişkisi saptanmadı.
Gecenin karanlığına aşık olanların kalbi, aydınlığı özler hale geldi
GECİKTİRİLEN HER SAAT DAHA AZ VE DAHA KALİTESİZ UYKU OLARAK GERİ DÖNÜYOR
Çalışmadan elde edilen bir diğer veri ise uyku ertelemenin hem daha kısa uyku süresi hem de daha kötü uyku kalitesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu gösterdi.
Bu durum, uyku ertelemenin gece dinlenmesi üzerindeki yıkıcı etkisini bir kez daha kanıtladı.
İlginç bir şekilde, bireyin biyolojik kalp atış hızı değişkenliği ile kendi beyan ettiği davranışsal ve duygusal kontrol seviyeleri arasında doğrudan bir korelasyon bulunamadı.
Bu durum, otokontrol sisteminin farklı bileşenlerinin birbirinden bağımsız çalıştığını, ancak her birinin aynı olumsuz davranışsal sonuca yol açtığını gösteriyor.
OTOKONTROLÜN BİYOLOJİK VE PSİKOLOJİK BOYUTLARI BİRBİRİNİ BESLEYEN BİR DÖNGÜ YARATIYOR
Çalışmanın yazarları Grabo ve Bellingrath, elde ettikleri bulguları şu sözlerle özetledi:
"Sonuçlar, uyku ertelemenin hem fizyolojik (düşük kalp atış hızı değişkenliği) hem de psikolojik (zayıf davranış ve duygu yönetimi) alanlara yansıyan, azalmış bir otokontrol kapasitesi sorunu olduğunu vurguluyor.
Ancak aynı zamanda otokontrolün tek bir yapıdan ibaret olmadığını da gösteriyor."
ÇİFT YÖNLÜ BİR KISIR DÖNGÜ UYKU SAĞLIĞINI TEHLİKEYE ATIYOR
Araştırmacılar, çalışmanın kesitsel doğası gereği kesin bir neden-sonuç ilişkisi kurulamayacağı konusunda uyarıda bulunuyor.
Düşük otokontrolün uyku ertelemesine, bunun kalitesiz uykuya, yetersiz uykunun ise ertesi gün otokontrol kapasitesini daha da tüketerek içinden çıkılmaz bir kısır döngüye yol açması olası görünüyor.

