Oğuzhan Öztürk
Geçtiğimiz yılın başında yayımlanan ‘Adımın Hiç Verilmemiş Olmasını Dilerim’ başlıklı ilk öykü kitabıyla edebiyat dünyasına dikkat çeken bir giriş yaptı Aleyna Uçar. Kendisini henüz ‘Edebiyat Ortamı’ dergisindeki yazarlık dönemlerinden takip ettiğim, zamanla üslubunun üzerine koyarak dergilerde varlık gösteren ve nihayetinde kendine has diliyle ilk kitabını okurla buluşturan Uçar ile edebiyat yolculuğu üzerine konuştuk.
Merhaba, nasılsın Aleyna? Okurlarımızın da tanıması için, kendinden biraz bahseder misin?
Merhaba Oğuzhan, senin de iyi olduğunu ümit ediyorum. Öncelikle söyleşi için teşekkür ederim. Kısaca bahsedecek olursam, 2001 yılında Konya’da doğdum ve geçtiğimiz sene Sosyal Bilgiler Öğretmenliğini bitirdim. Edebiyat tüm yaşlarıma eşlik eden bir arkadaştı, her zaman hayatımın merkezindeydi. Kendimle ilgili bildiğim tek gerçek var: Üretmezsem zihnimin uğultusunda boğulurum.
İlk Öykü kitabın ‘Adımın Hiç Verilmemiş Olmasını Dilerim’ çıktı. Çok geç okuyabildiğim için kızgınsın biliyorum. Nasıl çıktı ortaya? Kitapla ilgili, bir yazar olarak gelen tepkileri nasıl değerlendiriyorsun?
Seninle yıllar öncesine uzanan bir arkadaşlığımız var, kitabımı dört gözle beklediğini biliyordum. Kızmak değil de alaycı takılmalar diyelim biz buna, neyse ki senesi gelmeden kitabı bitirebildin. Bildiğin üzere kitabım Ocak 2026 tarihinde okuyucuyla buluştu. O zamandan bu zamana geçen sürede pek çok yorum aldığımı söyleyebilirim. Kitabın ismi, kapağı, teması, öyküleri genel olarak beğenildi. Şimdiye kadar olumsuz bir yorum almamış olmam kulağa hoş gelse de bu durum içinde eksiler barındırıyor. Yapıcı eleştirilere her zaman açığım.
Öykülerin gerçekçi bir damarı var, gerçeküstü metinlerle, olaylarla veya karakterlerle karşılaşmıyoruz. Gerçekliği savunanlardan mısın?
Gerçekçilik yapımda var, hiçbir zaman hayal âleminde yaşayamadım. İnsanın karakteri sanatına elbette yansıyor. Sıradan bir mahallenin ara sokağında, karakterlerime benzeyen insanlar görebilirsiniz. Günlük yaşamın detaylarını irdelemeyi, zeminini analiz etmeyi seviyorum. Kendi hâlinde karakterlerin önemsiz gibi görünen basit olaylarını seviyorum. Bir evin bahçesinde konuşulan sıradan meseleleri seviyorum. Evet, edebiyatta gerçekliği, gerçekleşebilirliği savunuyorum.
Kitaptaki öykülerin sonunda yazıyla yazılmış, tamamı bitişik harflerden oluşan tarihler var. Bu alışkın olduğumuz bir yaklaşım değil. Senin için önemi nedir?
Zamanı damgalamak öteden beri ihtiyacım. Dergilerde yazmaya henüz başlamadığım lise yıllarımda, öykülerin sonuna tarihler yazıyordum. Vakit ilerledi, yıllar geçti ve dergilerde yazmaya başladım; eskiden süregelen tarih yazma alışkanlığımdan vazgeçmedim. Vakit ilerledi, yıllar geçti ve kitabım okuyucuyla buluştu; alışkanlığımdan yine vazgeçmedim. İmza günlerimde duydum ki okudukları öykünün ayını ve yılını bilmek okuyucularım için de keyifli olmuş.
Sorularımı cevapladığın için teşekkür ederim. Kitabın okurunu bulmasını dilerim.
Sorular için ben teşekkür ederim. Çiçeklensin bahçelerin.
BENİ BESLEYEN ŞEY SOKAKTA OLMAK’
Kendine özgün bir üslubun ve yazı disiplinin olduğunu söyleyebilirim. Özellikle insan davranışlarıyla ilgili gözlemlerin dikkat çekici bence. Bunu sağlayan faktörler nedir?
Sokakta olmak. Sokağı seviyorum, insanları gözlemlemeyi de. Boş günlerimi evde geçirmem; insanların arasına karışmak için toplu taşımaya biner, hastane bahçelerine gider, şehir meydanlarını adımlarım. Bir diğer faktör ise insanlara yazılacak bir metin gözüyle bakmamdır. Bu alışkanlığım zaman zaman sosyal hayatımda pürüzlere neden olsa da edebiyatımı fazlasıyla besliyor. Karşımdaki insanı her hareketini zihnimde betimliyor, bazen defterimi çıkarıp yazıyorum.
